
Taha AKYOL
Objektif
Yargı ve siyaset
DANIŞTAY İdari Dava Daireleri Kurulu'nun bir oy farkıyla aldığı karar, sadece PETKİM'in özelleştirilmesini engellemekle kalmıyor, daha genel bir 'hüküm' getiriyor:
"Üretim kapasitesi artan ve kâr eden büyük bir petrokimya kompleksi olan PETKİM'in % 51 oranındaki kamu hissesinin özelleştirilmesinde üstün kamu yararı bulunmadığı sonucuna varılmıştır!"
Bu karar, bir parti bildirisiymiş gibi, nelerin özelleştirilip nelerin özelleştirilmeyeceğine dair bir siyaset belirliyor!
Hukukta buna "yetki gaspı" denir; Danıştay, yürütme organının yetkisini "gasp" etmiştir.
29 üyeli kurulda, 15 üyenin aldığı kararı yanlış bulan 14 üye, yazdıkları "karşı oy yazısı"nda hem 'teknik hukuk' hem hukuk felsefesi açısından kararın nasıl yanlış olduğunu ayrıntılı olarak yazmışlardır. Bu "karşı oy yazısı"nı herkese tavsiye ederim, mükemmel bir hukuk belgesidir.
Liberalizm ve devletçilik
Burada teknik ayrıntıya girmeyelim, siyasi felsefe açısından fevkalade önemli husus, yargının, "üstün kamu yararı"nın ne olduğuna karar verip veremeyeceğidir.
Yargı, kârlı olup olmadığına bakarak, falanca kurumun özelleştirmesinin "yerinde", yani doğru veya yanlış bir tercih olduğuna karar verebilir mi, veremez mi?
Mesele budur.
Buna yargı karar verecekse, değişik programlara sahip partilere ne gerek var?!
Nitekim 14 üyenin "karşı oy yazısı"nda da belirtildiği gibi, özelleştirmelerin dayandığı "liberal ekonomik politikaların ekonomik gereklere uygunluğunu" yargı denetleyemez! Çünkü yargı "yerindelik" denetimi yapamaz!
Gerçekten, "üstün kamu yararı"nın ne olduğuna yargı değil, iktidarlar karar verir. Çünkü bu kavram, partilerin liberal veya devletçi olmasına göre değişir. Yargı ise, liberalizmi de devletçiliği de tercih edemez, siyasi felsefelere göre karar veremez!
Yargı, sadece belli bir işlemde yasalara uyulup uyulmadığı, yasaya aykırı bir "maksat" güdülüp güdülmediğini denetleyebilir.
Bir parti gibi "kâr edenler özelleştirilemez" veya "devletleştirilemez" diye karar veremez!
Yargının tarafsızlığı?
Hükümetler kârlı bir KİT'i de daha verimli çalışsın diye, hatta sadece piyasayı geliştirmek gibi siyasi bir tercihle özelleştirebilir! Yargı karışamaz.
Danıştay'ın 1 oy farkıyla aldığı karar "kamu mülkiyeti" ile "yüksek kamu yararı"nı özdeşleştiren bir felsefi ön kabule dayanıyor. Halbuki Avrupa sosyalizmi 1959 Alman Bad Godesberg Kongresi'nden itibaren bu görüşü terk etmiş; Sosyalist Enternasyonal de mülkiyetin kimde olduğunun değil, işletme verimliliğinin önemli olduğunu kabul etmiştir.
Danıştay'ın kararı çağdaş sosyalizmin de gerisinde bir "devletçilik" felsefesine dayanıyor.
Halbuki yargı devletçilikle liberalizm arasında tercih yapamaz, bu tercihi iktidarlar yapar. Yargı "tarafsız" olmak zorundadır.
Yargı siyasi felsefelerde de tercih yapamaz. "Türban yasağının kalkması toplumsal gerilim yaratır" türü açıklamalardan sakınmalıdır. Çünkü bu ifade hukuki değildir, sosyolojiktir bu bir. İkincisi, hiçbir sosyolojik veriye dayanmıyor. Üçüncüsü, bu konuda yetki de sorumluluk da yasama ve yürütme organına aittir. Dördüncüsü, yargı yasamaya baskı yapamaz.
Bu aşamaları geçeceğiz; çağdaş liberal demokrasilerde ne varsa, bizde de o özgürlükler olacaktır; ekonomide, siyasette, inançta, kültürde...
t.akyol@milliyet.com.tr

Cafe