ECEVİT, ARAYIŞ'A ASKERLERİ DOLAYLI YOLDAN ELEŞTİREN ÖNERİLER YAPIYORDU
'Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla'
Cezaevindeki 'gölge' yayın yönetmeni Ecevit'in Arayış dergisindeki yazarlara gönderdiği mesajlarda, dergiyi kapattırmadan askeri yönetimi eleştirecek konu önerileri vardı"Mısır'da Mübarek, Sedat'ın tutuklattığı politikacılar ve gazetecilerle diyalog kurmaya başladı. 'Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla' yaklaşımı içinde bunun vurgulanması iyi olur" diyorduEcevit'in gizli arşivi - 4
Can Dündar - Rıdvan Akar

Ecevit 3 Aralık 1981'de cezaevine girdi. Ve girer girmez içerden Arayış'a yön verecek not yağmuruna başladı. Daktiloyla yazdığı bu notlar, bazen kısa uyarılar, bazen uzun siyasi yorumlar şeklinde oluyordu. Bazen de günde birkaç ileti yolluyordu.
Sadece bir siyasi mahkûm olarak değil, eski bir siyasetçi olarak da siyaset yapması yasaktı. Bu notların ele geçmesi, yeni mahkûmiyetler demekti.
O yüzden, girdikten 9 gün sonra yazdığı 12 Aralık tarihli mektubun altında şu notu düştü:
"Bu notların işi bittikten sonra hiçbiri ortalıkta dolaşmaksızın- hepsini ileride dosyalayabilmem için Rahşan'a vermenizi rica ederim."
Gerçekten de bütün notlar Rahşan Ecevit'e verildi, o dosyaladı.
Bu yazı dizisiyle, o dosya ilk kez açılıyor:
'Alay edin'
Ecevit, 12 Aralık 1981 tarihli notunda, avukatı Şahin Mengü'ye Anayasa Mahkemesi'nin "Yüce Divan" adı altında bir olağanüstü mahkemeye dönüştürüldüğü yazmıştı. "Hukuk fakülteleri bunu ivedilikle ele almalı"ydı.Yüce Divan konusu, 4 Ocak 1982 tarihli Arayış'ta Danıştay'dan Ahmet Erdoğdu tarafından işlendi.
Ecevit, yazıyı okur okumaz şu notu yolladı: "Sayın Ahmet Erdoğdu'nun Yüce Divan'la ilgili yazısı çok iyi olmuş. Kendisine teşekkür ederim."
Özkök değerlendirmeli
Her gün gelişmeleri yerli ve yabancı basından dikkatle takip ediyor, yazılması gerekenleri, aklına, kalemine güvendiği akademisyen ve gazeteci dostlarına kibar notlarla iletiyordu.İşte o notlardan kimi konu önerileri:
- "Bu hafta kapak resmi Polonya ile ilgili olmalı. Walesa veya olayın halk tarafından nasıl karşılandığını gösterir bir resim... Derginin baskıya verileceği son ana kadar (Haluk) Gerger-(Oruç) Aruoba-(Ertuğrul) Özkök, gelişmeleri birlikte yakından izleyip değerlendirmeliler."
- "Mısır'da Mübarek, Sedat'ın tutuklattığı politikacılar ve gazetecilerle onları serbest bırakmanın da ötesinde- diyalog kurmaya başladı. 'Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla' yaklaşımı içinde bunun vurgulanması iyi olur."
- "17 Aralık tarihli Milliyet'in 11. sayfasında 'Sterling...' diye başlayan ilginç bir haber vardı. Sayın Haluk Gerger'in veya Sayın Ertuğrul Özkök'ün bu haberle ilgili olarak ilginç bir yazı yazabileceklerini düşünüyorum."

Battılar, çıkamıyorlar
- "Başbakan Ulusu'nun bankerlerle ilgili dünkü demeci bana biraz garip göründü. (..) Bu konuda battılar, çıkamıyorlar. Çırpındıkça büsbütün batıyorlar. Konunun iyice irdelenmesi gerekir."- "Milli Eğitim Vakfı'ndaki gibi laubaliliklerin üstüne yürünmesi gerektiği kanısındayım."
- "Dergide Danışma Meclisi üyelerinin vicdanlarına seslenmeye devam etmek gerekir. Belki de çok hassas noktaları..."
- "Bu üyelerden Anayasa ile ilgili saçma öneri ve düşünceler öne sürenler kamuoyuna teşhir edilerek güç ve gülünç durumda bırakılmalılar. (..) Bu gibi düşünceler ciddiye alınırmış gibi değil, alay edilerek ve hakaret sınırlarına varmaksızın, bu düşünceleri ileri sürülenler kamuoyunda gülünç duruma düşürülecek şekilde teşhir edilmeli..."
Yargıçların resimlerini basın
- "Yayın yasağı konmazsa Ecevit'in son savunması tam yayınlansa iyi olur. Savcının ve mahkeme heyetinin adlarını ve resimlerini yayınlamak da iyi olur."- "Dün gece Almanya'nın Sesi radyosunda Willy Brandt'ın Kıbrıs'ın Rum ve Türk kesimleriyle Atina'ya gideceği bildirildi. Fakat Türkiye'ye gelmesi konusunda herhangi bir şey söylenmedi. Konu benim üzerinde durduğum gibi bir izlenim verilmeksizin- gazetecilik açısından araştırılmalı. Bunun araştırılması belki Sayın Gündüz Ökçün'ün, Sayın Hikmet Çetin'in ve döndü ise Sayın Altan Öymen'in katkılarıyla olabilir."

'Uyardım ama gereksiz lükse gittiniz'
Arayış gerçekten büyük fedakârlıklar pahasına çıkıyordu. Yazı İşleri Müdürü Nahit Duru da cezaevine girmişti. Olanaklar hepten daralmıştı. Daha 1 yıl dolmadan dergi iflas bayrağını çekmek üzereydi.
Ecevit ısrarla her türlü lüksten kaçınılmasını telkin ediyordu. 13 Aralık 1981 tarihli mektubunda şu not vardı:
"Ben daha Arayış'ta iken, tasarruf olsun diye Arayış'ı Time'a abone yaptırmıştım. Oysa hem abone olduğumuz sayı geliyor hem de dışarıdan alınıyor. Dışarıdan alınanın kesilmesi gerektiğini birkaç kez söyledim, ihmal edildi."
Artık sayfa sayısını azaltmışlar, karton kapaktan vazgeçmişler, derginin bir sayfasını kapak haline getirerek yayına devam eder hale gelmişlerdi.
Hal böyleyken 38. sayıda dergi yönetimi renkli karton kapağa geçti. Bu, masrafı hepten artırınca da "Vazgeçelim mi?" diye Ecevit'e soruldu.
Ecevit'in öfkesi, 9 Ocak'ta yolladığı yanıttan belliydi:
"Sayın Şahin Mengü,
Yeni atılım yapılıncaya kadar kapağa dokunulmamasını defalarca söylemiştim. Fakat aldırış edilmedi. Üstelik de derginin batmak üzere olduğu bir sırada bu gereksiz lükse gidildi. Şimdi geri dönülmesi için bana soruluyor.
Neyse... Masrafın altından kalkılamadığına göre elbette ayrı kapaktan vazgeçilmeli. Ama hiç değilse, kağıt yeni artış yüzünden eski kapak sistemine dönüldüğü, göze çarpacak biçimde izah edilmeli ve okurlardan özür dilenmeli...
Bunun yanı sıra da yakında Arayış'ın yeni atılımlar için hazırlık yaptığı belirtilebilir.
Tekrar ediyorum: Bundan sonra lütfen yeni masraf kapıları açılmasın. Önemli olan bu dönemde ve koşullarda- içerik ve dağıtım. Saygılarla."
'Özür dileriz'
Bu saygılı uyarıdan sonra ne mi oldu? 18 Ocak tarihli Arayış'ın "Yazı İşleri"nden köşesinde, "Biriken olanaksızlıklardan dolayı eski kendinden kapaklı Arayış'a dönüleceği" duyuruldu. Tabii okurlardan özür dilendi. Ama yeni atılım hazırlığından bahsedilmedi. Arayış'ın sonuna gelindiğini artık herkes görüyordu.'Bu ilan ciddi mi, alay mı, nedir?'
30 Aralık günü Cumhuriyet'te çıkan "garip bir ilan" Ecevit'in dikkatini çekti.
1981 yılının son günü Arayış'a yolladığı bir mesajla bu ilanın araştırılmasını istedi.
"Acaba ilan ciddi miydi, yoksa ince bir alay mı?" "Alaysa ardındaki gerçek ne"ydi? Tam bir gazeteci kuşkuculuğunu tetikleyen bu ilan şöyleydi:

ARAYIŞ'A UYARILAR
'MHP'den çarpıcı alıntılar yapın'
Arayış, basılır basılmaz Ulucanlar'a yollanıyor ve "Gölge genel yayın yönetmeni"nin görüşleri sabırsızlıkla bekleniyordu. İşte bir örnek: Dergi 12 Aralık'ta çıkmış. 13 Aralık notunda şu satırlar var:- "'Danışma Meclisi'nde vicdan muhasebesi' başlıklı 'Haftanın yazısı' çok iyi olmuş."
- "Dergideki öteki yazılar da genellikle güzel. Ancak, bence MHP duruşmasından alıntılar daha çarpıcı olabilir. Bazı alıntılar adeta sanıkların lehinde. Örneğin 'Dilerseniz Kullardan da Şahit Bulabilirsiniz' başlıklısı...
- "Aynı sayıda Prof. Bahri Savcı'nın ayrı sayfalarda iki resmi yayınlanmış. Bu gibi şeylere dikkat edilmeli."
UĞUR DÜNDAR'A İŞ TEKLİFİ'Uysal basınımız kendini sansürlüyor
"Sayın Şahin Mengü,Bir gazetede Sayın Uğur Dündar'ın bir anlaşmazlık dolayısıyla TRT'den ayrılma olasılığını okudum.
Arayış'ı çıkarmaya başlayacağımız günlerde İstanbul'a gidişimde Sayın Uğur Dündar'ı telefonla aradım. O sıralarda bir süredir programları yayınlanmadığı için TRT'den ayrılmış olabileceğini düşünüyordum. Arayış için kendisine bir öneride bulunacaktım. Fakat TRT ile ilgili bir çekim için Anadolu'da bulunduğunu yani TRT ile bağlantısının sürdüğünü öğrenince öneride bulunma hakkını kendimde görmedim. (..) Şimdi TRT'den gerçekten ayrılıyorsa bu öneriyi kendisine sunmak istiyorum. Gerçi Sayın Dündar'a büyük gazetelerden de öneriler gelebilir. Fakat maddi bakımdan daha tatmin edici olsa da herhangi bir büyük gazetede yapabileceği çalışmanın Arayış'la birlikte yapabileceği çalışma kadar manevi bakımdan doyurucu ve topluma yararlı olabileceğini bugünkü koşullarda- sanmıyorum. Çünkü tüm özgürlüklerin sınırlandığı ve yasaklandığı şu günlerde basınımız sansüre gerek bırakmayacak kadar uysal ve disiplinli biçimde kendi kendini sansür ediyor."
(17 Aralık 1981)
Ecevit'in kaleminden
Nazlı Ilıcak'ın dramı
"Yasal olanak varsa 'Nazlı Ilıcak'ın Dramı' olarak şu konu işlenebilir:
Nazlı Ilıcak bildiğim kadar- Danıştay hakkında 12 Eylül 1980 öncesi dönemde yazdıkları için mahkûm edildi. 12 Eylül sonrasının acı deneyimlerini geçirmeden önce Nazlı Ilıcak sağdaki birçok yazar ve politikacı gibi birçok anayasal kuruluşa, bunların bağımsızlığına, özerkliğine karşı idi. Ama sağdaki birçok politikacıdan ve yazardan farklı olarak, belli ki, demokrasiye içtenlikle inanıyordu.
Ancak (..) 12 Eylül sonrası dönemde özellikle son aylarda kurumsal güvenceler olmaksızın demokrasinin Türkiye'de yaşayamayacağını kabul etme noktasına geldi. O noktaya gelmekle de kalmadı, öteden beri demokrasiyi ve anayasayı savunan bazı yazarlardan daha yürekli bir biçimde demokrasiye evvelce eleştirdiği- kurumlarıyla birlikte sahip çıkmaya başladı.Yaptığı bu aşamayla bugünkü Nazlı Ilıcak herhalde anayasal kurumlar hakkında eskiden yazdığı aleyhte yazıları şimdi yazmazdı. En azından o sertlikte yazmazdı.
O bakımdan, 12 Eylül öncesinde bazı anayasal kurumlar aleyhinde yazdığı yazılardan dolayı, şimdi, o kurumların değerini ve gerekliliğini kabul etmeye başladığı bir dönemde hapse mahkûm olması, Nazlı Ilıcak'ın dramının bir yönüdür.
Bir başka yönü de şu:
Bugünkü yönetim o kurumlara vaktiyle Nazlı Ilıcak'ın karşı çıktığından çok daha ileri ölçüde ve çok daha keskin biçimde karşı çıkıyor. O kadar ki bu yönetim Danıştay'da hemen hemen yetki diye bir şey bırakmadı. Yönetimin bu yöndeki eğilimlerine cesaretle karşı çıkmaya başladığı bir dönemde, eski düşüncelerinden ve yazılarından ötürü hapse mahkûm edilmesi de Nazlı Ilıcak'ın dramının bir başka yönü...
Nazlı Ilıcak'ın yaptığı aşamanın önemi hakkında da şu husus belirtilebilir:
Nazlı Ilıcak'ın demokrasi anlayışında, daha doğrusu demokrasinin gerekleri ve kuralları ile ilgili yaklaşımında belirgin bir değişiklik olmakla birlikte ekonomik ve sosyal görüşleri büyük bir değişiklik geçirmemiş olabilir.
Önemli olan şu:
Bu ülkede solla sağ demokrasinin anlamı, tanımı, kuralları ve gerekleri üzerinde, o arada kurumları üzerinde anlaşabiliyorlarsa demokrasi yaşayabilir. Türkiye'de eksik olan da sağla sol arasında böyle bir anlayış birliği bulunmayışıdır. Nazlı Ilıcak böyle bir anlayış birliğinin ilk işaretlerini vermeye, böyle bir anlayış birliği sağlanmasına katkıda bulunacak yazılar yazmaya başlamıştır. O bakımdan da eski yazılarından ötürü şu anda mahkûm olması Nazlı Ilıcak'ın dramının bir başka yönüdür." (16 Aralık 1981)
YARIN

Cafe