
Kadri GÜRSEL
Türkleştiremedikle
rimizden misiniz?
Fransız tarihçi Jean Paul Roux'nun "Türklerin Tarihi" (Histoire des Turcs, Fayard, 1984) adlı kitabında Türkçe'nin ayırt edici özelliği hakkında, yurttaşı Türkolog Louis Bazin'den aktardığı örnek, dilimize yabancı olan birini hayrete düşürecek cinstendir. Örnek, Fransızcada "Etes-vous de ceux que nous n'avons pas pu turquiser?" şeklindeki soru cümlesinin, Türkçede, uzun olmakla birlikte sadece bir kelime ile yazıldığıdır: "Türkleştiremediklerimizden misiniz?"
Örnek, boşuna seçilmemiştir. Roux, kitabında, tarihin akışı içinde Türklüğün ortak tanımlayıcısının aynı din veya ırka aidiyet değil, "Türkçe konuşmak" olduğunu vurgular. Çünkü Türkler, tarih sahnesine çıktıkları andan itibaren yurtlarını ve dinlerini değiştirmiş, göç yollarında diğer kavimlerle bir hayli karışmış olsalar da, Türkçeden vazgeçmemişlerdir.
Çağrışım yüklü bir soru
Roux, ardından Moliere'in, eseri "Bourgeois Gentilhomme"da Türkçeyi, "Bu Türkçe ne kadar hayranlık uyandırıcı bir dil böyle... Azıcık lafla çok şey anlatıyor" diye övdüğünden söz eder.
Gerçekten de, "Türkleştiremediklerimizden misiniz?", bir kelimeyle ne çok şey getirmektedir akla...
Kürt sorununu hatırlatmaktadır mesela... Bu tek kelimelik soru, Türkiye Cumhuriyeti'nin Anadolu'daki Osmanlı bakiyesi bir halktan modern bir Türk ulusu yaratma davasının ne kadarını kazanıp ne kadarını kaybettiğiyle alakalıdır. O davanın kaybedilmiş tarafının adı da "Kürt sorunu"dur maalesef.
23,5 yılda öğrenilen
PKK terörizminin başladığı 1984'ten bu yana geçen 23,5 yıl, Türk siyaset sınıfına Kürt sorununun sadece askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini öğretecek kadar uzun bir süre olmuştur. Peki, bu siyaset sınıfının, sorunun gerçekleriyle yüzleşmeye ve bir çözüm üretmeye nereden ve nasıl başlanacağını ortaya koyması için daha kaç sene geçmesi gerekecek?
AKP farklı mı gerçekten?
AKP, Güneydoğu'da Milli Görüş mirası ümmetçi taban politikalarıyla Kürt seçmeni içselleştirip, etnik bir sorun olan Kürt sorununu uzun vadede din potasında eritebileceğini sanıyorsa, yanılıyor.
AKP'nin kendisini farklı kılan, modern çözüm arayışları var mıdır? Ümmetçiliği kastetmiyorum.
Sayımda sorulmayanlar
AKP, varsa farkını, son nüfus sayımında Türkiye'nin en hayati sorunu hakkında değerli verilerin elde edilmesine imkan verecek soruları sordurarak gösterebilirdi...
"Ana diliniz nedir?" ve "Konuştuğunuz ikinci dil nedir" gibi asgari iki soru sorulmuş olsaydı, Türkiye'de kaç milyon Kürt olduğunu, bunların ülkenin hangi bölgelerinde yaşadığını, Türklerle evlenmiş kaç milyon Kürt'ün bulunduğunu, özel araştırma kuruluşlarından değil devletin sağladığı resmi verilerden öğrenmiş olurduk.
Bunun kadar önemli bir gelişme, Türkiye'de bu soruların artık devlet tarafından sorulabiliyor olmasının, ülkede yaratacağı etki ve dünyaya vereceği siyasi mesaj olurdu.
Devlet ana dille ilgili soruları en son 1965 nüfus sayımında halka sordu. Sonraki yıllarda başlayan Kürtçülük akımı bölünme endişesi yarattığından, siyasi iktidarlar bunu takip eden sayımlarda Türkiye'de kaç Kürdün yaşadığının bilinmesini istemediler. Resmi veri yokluğu Kürt milliyetçilerinin işine yaradı. Onlar Kürt sayısını şişirdikçe şişirdiler, Batılıları da koşullandırmayı kısmen başardılar.
Laz, Çerkez, Kürt
Ana dil sorulsaydı, Türkiye'deki Laz ve Çerkezlerin Kürtlerinkiyle kıyaslanamayacak kadar küçük olan sayıları da resmen saptanırdı ve bu bir hizmet yerine geçerdi. O zaman Başbakan Erdoğan, Diyarbakır'da yaptığı gibi, kendisinden "Kürtçe anadilinde eğitim" isteyenlerin karşısına, patenti 12 Eylülcülere ait, "Çerkezi de, Lazı da isterse ne olacak? O zaman nasıl birlikteliği sağlayacağız?" şeklindeki görüşle kolay kolay çıkamaz ve farklı bir şeyler söylemek zorunda kalırdı.
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe