
Güneri CIVAOĞLU
Bugün
Adam ve Beyefendi
Prof. Dr. Atilla Yayla, Atatürk'e "Bu adam" dediği için mahkûm olmuş. Onun ya da bir başkasının söylemi nedeniyle mahkûmiyetini, özgürlük ilkeleri adına elbette doğru bulamam.
Ama söylemi de onaylamıyorum. Oktay Ekşi'nin tanımlamasıyla "Ayıp", ayrıca "Yel kayadan ne koparır" ki Yayla'nın "Bu adam" diye bahsetmesi Atatürk'ü küçültsün?
Ama...
Atatürk sofralarından bir "adam" anısı yansıtayım:
Atatürk, sık sık sofrasında yer alan birisine fena halde içerlemiştir. Konukları arasındaki o şahsa sürekli "Beyefendi" diye hitap etmektedir.
Atatürk genellikle ya isim söyler eder ya da "Çocuk" derdi.
O nedenle, bu hitap tarzı sofradakilerin dikkatini çeker. Birbirlerine "Ne oluyor?" dercesine bakarlar. Kendisine "Beyefendi" diye hitap edilen konuk da rahatsızdır. Sonunda utana sıkıla zayıf bir sesle sorar:
"Atam, bana neden her zaman ki hitap etmiyorsunuz da beyefendi diyorsunuz?.."
Atatürk cevap verir:
"Çünkü sana adam diyemiyorum."
.................................
Bilmem bazı beyefendiler bu anıdan hoşlandılar mı?
Duru üslubu, kanıtlara dayalı iddiaları ve yorumlarıyla düşündürür ve yeni şeyler ortaya koyar. Severek okurum.
Hiç kimsenin her konuda aynı görüşte olması mümkün değil.
Taha Akyol'un bazı satırlarıyla düşüncelerimizin örtüşmediği olur.
Fakat...
Onun kitaplarına "yepyeni bir şeyler bulacağımı" bilerek başlarım, okurken de bunun keyfini yaşarım.
Son kitabı "AMA HANGİ ATATÜRK" için de gene bu keyfi yaşattı.
Bazı Atatürk araştırmaları farklı ve yepyeni bir açıdan yazılmıştır. Yüzlerce hatta binlerce Atatürk kitabı arasında boşluğu bulup doldurmuştur.
Örneğin Prof. Vamık Volkan ve Norman Itzkowitz, Atatürk'ün psikolojisini irdelemişti. "ÖLÜMSÜZ ATATÜRK" kitabı işte böyle bir eserdir.
Taha Akyol'un "AMA HANGİ ATATÜRK" kitabı da önemli bir boşluğu doldurmakta
"Tek bir Atatürk olmadığı, yaşamının yol haritasında durumun ve koşulların gerektirdiği farklı Atatürk'ler ile hedefine ilerlediğini" iyi anlatan bir kitap. Kafa karışıklıklarına bir cevap.
Yargıları ve teorileri kaynaklara dayandırılmış.
Bitmeden elden bırakılmayacak, okumaya ara verilemeyecek kitaplardan biri.
Kutluyorum.
Açıkçası...
Ben de FB'den art arda gelebilecek goller kaygısını taşıyordum.
9 eksik ve çoğu tecrübesiz gençlerden kurulu bir Galatasaray.
Ama daha karşılaşmanın başında, öyle bir enerji hissedildi ki, karamsarlığım bir ölçüde dağıldı.
Genç Aslanlar bütün güçleriyle oynadılar.
Deneyimli abileri de iyiydiler.
Hakan daha da iyiydi. Koşuyordu, orta sahadan top çıkarıyordu, hücumda adam eksiltiyordu. Fenerbahçe'nin onun başına diktiği iki oyuncu nedeniyle diğer GS'li topçulara boş alan açılıyordu.
Kimilerine göre Hakan yüzde yüz golü kaçırmış.
Peki o yüzde yüz pozisyon nasıl yaratılmış? Volkan'ın derinliğine pasında Hakan, FB'li Lugano'nun iki adam gerisindeydi. Ama müthiş bir depara kalktı.
Uzun fulelerle onu arkada bıraktı. İşte "yüzde yüz denilen" pozisyonu böyle bir performansla kendisi yarattı. Hakan, topun dibine vursa top havalanarak Volkan'ı aşacaktı. Gol olabilirdi. Ancak düz vuracak kadar yetişebildi topa. Volkan'a çarptı, gol olmadı. Bu mu hata? Değil tabii...
Sonraları kanatlanmış gibi yükselip vurduğu kafa skoru değiştirmedi ama hangisi bu kadar yükselebilirdi?
Feldkamp tarafından çıkarılırken, kamera Hakan'ı yakaladı, başını iki yana belli belirsiz sallıyordu. Ama bu protesto değil, kendi, iç sesiyle konuşmaktı.
Türkiye'de en fazla gol atan futbolcu... Galatasaray'ın yıllardır simgesi... Milli Takım'ın çoğu kez onuru... Böyle bir Hakan'ı kalemine ya da diline dolayanlar "yanlış yapıyorlar."
Hakan benim için aslanların "büyük aslanı."
gunericivaoglu@milliyet.com.tr

Cafe