
Kadri GÜRSEL
AB'ye üyelik hedefini gözden geçiren iki AKP'li bakan
OSAKA
AKP'nin Türkiye'nin AB süreci konusunda "kamuoyundan gizlediği gerçekleri" öğrenmek için ta Japonya'ya gitmek lazımmış. Geçen hafta başı Osaka'daydım. Bu büyük sanayi ve ticaret şehri, Panasonic, Sharp, Sanyo ve Fujitsu gibi Japon teknoloji devlerinin merkezlerinin bulunduğu Kansai bölgesinin kalbi. Burada, bizdeki TÜSİAD'ın bölgesel düzeyde benzeri olan "Kansai Ekonomi Federasyonu"nun (Kankeiren) yetkilileriyle görüştüm.
Kankeiren sekreteryasının birinci direktörü Shinya Okuda'ya "Türkiye'nin AB üyeliği perspektifinin Japonya'nın bölgemizle ilgili yatırım stratejisini nasıl etkileyebileceğini" sordum. Dışişleri Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın kulakları çınlasın, aldığım cevap beni çok "şaşırttı". Aktarıyorum:
"Önce Türkiye'nin tam üyelik konusunda kendi tutumunu vurgulaması ve netleştirmesi lazım. Türkiye gerçekten AB'ye üye olmak istiyor mu?
Türkiye'ye gönderdiğimiz bir heyetin görüştüğü Türk bakanlar bize Türkiye'nin Avrupa perspektifini incelediklerini ve henüz bu konuda nihai kararlarını vermediklerini söyledi. Bu tavır enerjik bir mesajdan yoksundur ve (Türkiye stratejisiyle ilgili) karar almamız konusunda olumsuz bir faktör olabilir."
Tüzmen ve Şimşek
6 Aralık'ta, Kankeiren Uluslararası Komite Başkanı Masayuki Matsushita başkanlığındaki heyeti kabul eden iki yetkili, devlet bakanları Kürşad Tüzmen ve Mehmet Şimşek... AKP hükümetinin bakanları Türkiye'nin AB üyeliği perspektifini gözden geçirdiklerini açıklamışlardı ama, bu açıklamayı konuyla doğrudan ilişkisi bulunmayan yabancı bir heyete yapmışlardı. Biz, yani gazeteciler ve dolayısıyla Türk kamuoyu, böyle bir eğilimin varlığından haberdar edilmemiştik.
Bay Okuda'ya, "Ben, Türkiye'nin AB perspektifi konusunda tarihi kararını AB'nin tam üyesi olmak doğrultusunda çoktan vermiş olduğunu sanıyordum. Şimdi sizden, bazı bakanların size bunun aslında böyle olmadığını söylediklerini öğreniyorum" diyerek, verdiği bilginin Türkler için taşıdığı hassasiyeti kendisiyle paylaştım.
Tabii hangi bakan kelimesi kelimesine ne demiştir; bu, "AB perspektifini inceliyoruz, henüz nihai kararımızı vermedik" anlamındaki sözler hangi bakana aittir, bunu Bay Okuda'dan öğrenmemiz usulen mümkün değildi ama, net olan, Japon heyetinin ülkemizden "Türkiye'nin AB üyeliğini gerçekten istediğinin şüpheli olduğu" izlenimi ile ayrılmış olmasıdır.
Bu bakanların bir Japon heyeti karşısında bu kadar sakınmadan konuşabilmeleri belki de Japonları Türkiye'nin AB gündemine uzak görmelerindendir. Gel gör ki, dünya küçük.
Hep türban yüzünden!
AKP'nin iğreti ve yüzeysel AB paradigması, AİHM'nin türban yasağını onaylayan 10 Kasım 2005 tarihli son kararıyla çöktüğünden beri, bu hükümet Türkiye'yi AB üyesi yapmak için çalışmaya istekli değil. Bu hükümet, 2007'de hem AB müktesebatına uyum hem de siyasi reform adımlarını atmamasının bahanesi olarak, e-muhtıra ile başlayan siyasi gerilimi gösteriyor. Bu yılki eylemsizliklerine de memleketi sürükledikleri türban gerilimini bahane etmezlerse çok şaşıracağım!
Japonya'yı oluşturan dört adanın en büyüğü Honşu'nun güneyindeki Hiroşima'dan kuzeye doğru yola çıkıp, kah tren kah otomobille, Osaka, Kyoto ve Nagoya kentlerine uğrayarak başkent Tokyo'ya kadar, kuş uçuşu 600 kilometre olan hat üzerinde yol alınca, aslında dev bir şehrin içinden geçmiş gibi oluyorsunuz. Çok ender olarak bu şehir, içine sıkıştırdığı tek tük pirinç tarlaları tarafından bazen birkaç yüz metreliğine bölünse de, Pasifik kıyısını güneyden kuzeye kaplıyor...
128 milyon nüfuslu bir ülke düşünün; dünyanın ikinci büyük ekonomisi olsun; kişi başına düşen yıllık geliri 39 bin dolar olsun, ve bu ülkenin ziyaretçisine yaşattığı ilk duygulardan biri, bu zenginlikle tezat içindeki bir "sıkışmışlık" olsun...
"Sıkışmışlığı" Japonya'da sadece metroda, restoranlarda ve sokaklarda fiziki olarak hissetmiyorsunuz; Japon seçkinleriyle konuşurken de, onların başka tür bir sıkışmışlığı yaşadıklarını anlıyorsunuz. Bu tarihsel ve siyasi bir sıkışmışlık duygusu...
Japonya artık 2. Dünya Savaşı'nın mağlubu olarak Soğuk Savaş yıllarında içine sıkıştığı "ekonomik dev-siyasi cüce" konumunu terk ederek, dünya meselelerinde daha fazla etki ve söz sahibi olmak istiyor. Birlikte çalışabileceği ortaklar arayışında olan Japonya'nın dünyanın bu bölgesinde tercih ettiği ülke, Türkiye.
Yaptığım 10 günlük Japonya gezisinde aldığım büyük mesaj budur.
Afganistan'dan Filistin'e
Tokyo'da görüştüğüm, Türkiye ile yakından ilgili bir Japon diplomat şunları söyledi: "Türkiye ve Japonya birlikte üçüncü ülkeler ve sorunlar nezdinde ne yapabilir? Daha geniş bir vizyonda, siyasi partner olarak ne yapabiliriz, bunu araştırıyoruz. Orta Asya'ya, Rusya'ya ve Avrupa'ya bakan genel müdürler Türkiye'ye gitmeye başladı. Türkiye'nin Orta Asya'daki tecrübelerinden faydalanmak istiyoruz".
Japonya, Türkiye ile özellikle Afganistan'da, Irak'ta ve Filistin meselesi konusunda işbirliği yapmak istiyor. Petrolüne bağımlı oldukları Ortadoğu'nun istikrarı onlar için çok önemli.
Türkiye ve Japonya arasında ne geçmişten kalma, ne de güncel bir sorun bulunması, arzuladıkları siyasi işbirliği için pürüzsüz bir zemin sağlıyor. Eksi yok, artılar var... Örneğin, İran-Irak savaşı sırasında, 1985'te Tahran'a Scud füzeleri düşerken burada mahsur kalan 215 Japonun Türkiye tarafından gönderilen iki uçakla kurtarılmasını, biz unutmuş olsak da, onlar şükranla hatırlıyorlar.
2010, Türkiye'de "Japonya Yılı". 2010'u ülkelerine ilgiyi artırmanın bir fırsatı olarak görüyorlar. Bunun bir nedeni de, demode buldukları geyşalı samuraylı Japonya imajını artık değiştirmek istemeleri.
'Ortak işler yapabiliriz'
Japonya Ekonomi, Ticaret ve Endüstri Bakan Yardımcısı, Senatör Kanae Yamamoto, 90'larda İstanbul Üniversitesi'nde uluslararası ilişkiler yüksek lisansı yapmadan önce öğrendiği mükemmel Türkçesiyle, "Türkiye'nin potansiyelini bugüne kadar doğru değerlendiremedik. İlişkilerimizde artık başka bir aşamaya geçmeliyiz" derken, "ortaklık perspektifi"ni de şöyle özetledi:
"Avrupa ve Asya'nın kapısı olarak Türkiye stratejik anlamda önemli. Cazip bir pazar; genç bir nüfus var; bu, bizde eksik olan bir şey. Bizde nüfus yaşlanıyor. İşgücü kalitesi yüksek; teknoloji aktarıldığı zaman iyi uyum sağlıyorlar.
Japon ve Türk halkları arasında görünmeyen bağlar olduğuna inanıyorum. Birbirine sempati duyan ülkeler ve halklar olduğumuz için ortak işler yapabiliriz".
kgursel@milliyet.com.tr

Cafe