
|
|
|
 |
|
|
Enerji ve madenler konusunda pes etmek yok!
Görüş / Erol Yaraş
Geçen hafta enerji ve madenler konusundaki yazıma mail yoluyla çok değişik görüşler içeren cevaplar geldi.
Mail’lerin güzel yanı, okurların görüşlerime destek vermesiydi.
Bazılarını köşeme özetleyerek almak istedim:
''Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan, 10 Şubat 2008 tarihli ‘Türkiye enerji darboğazına gidiyor’ başlıklı yazınızı okudum. Bazı gerçeklerin yazılmaya başlanması beni sevindirdi. Yazılarınız tamamen haklı, size haklılığınızı ispatlayabileceğim bir çok olay var, bu nedenle yazılarınızın devamını diliyorum. Artık doğrular kazanmaya başlamalı. (genel anlamda). Hep kötüler, fırıldaklar ve de fırsatçılar kazanacak değil ya! Biz de varız, ben de varım...'' l Muzaffer Bozada.
* * *
''10 Şubat 2008 tarihli yazınızı okudum. Teşekkür etmek ve yazılarınızda değindiğiniz hususlara birazcık daha katkı sağlamak amacıyla size yazıyorum. Türkiye’de 23 yıl içerisinde 700 ton işletilebilir, ekonomik değeri olan altın rezervi tespit edildi.
700 tonluk bu rezerv, eminim kat be kat artacak, risk sermayesi milyar dolarları bulacak ve ülke altın ithal eden konumdan, ihraç eden konuma yükselecek. Kısacası üreterek kalkınacak ve refaha ulaşacaktır. Sonuçta, sağduyunun bir gün galip geleceğine ve altın madenciliğinin gelişeceğine inanmaktayım.
Çünkü 1990’larda ortaya atılan ‘Ege denizi yok olacak, siyanür Akdeniz’i bile zehirleyecek. Siyanür atom bombası gibidir.’ veya ‘Avrupa da siyanür kullanımı yasak’ gibi insanlarımızın beyinlerini yıkamaya yönelik her türlü ucuz söylemler iflas etmiştir.
20 yıldır Ege’de yaşayan insanlar bunu yaşayarak öğrendiler. Ancak bugünlerde, 1990’larda altın madenciliğine karşı çıkan yine aynı güçler yeni söylemlerle ortaya çıkmışlardır. ‘Kazdağları delik deşik. Kazdağlarını altıncılar yok edecek. Yabancılar altınları alıp gidecek, yüzde 2’si devlete, gerisi cebe’ gibi söylemlerle tartışmaları, başka platformlara çekmeye çalışmışlardır. Çok hassas olan Kazdağları’nı ve ulusalcılık ilkesini de ön plana çıkarıp altın madenciliğinin gelişmesine engel olmaya çalışmaktadırlar.
Ahmet Tukaç.
* * *
''Ağzınıza sağlık, diyerek başlamak istiyorum. Yazınız sözde çevrecilerin yüzüne şamar gibi patlamış olmalı! Madenlerimizin çıkarılıp ekonomimize kazandırılması olmazsa olmazımızdır. Uzun lafın kısası ‘Zengin madenlerimizin fakir bekçileri olmamalıyız.’ Bütün bu kaynaklarımızı harekete geçirirken de çevre bilincinden, doğal kaynaklarımızdan ve kültürel değerlerimizden vazgeçmemiz de söz konusu olamaz.
Nadir Arslan
* * *
''10 Şubat tarihinde köşenizde yazdığınız konu adına, ilk önce bir Türk vatandaşı olarak, daha sonra bir jeoloji mühendisi olarak gerçekten teşekkür ederim. Sizin gibi taraflı yorum yapmayan ve ülkenin geleceğini düşünen gazetecilerin sayısı gerçekten azaldı. Bu yazınız bizim gibi kendini çevreci diye nitelendiren lobilere karşı olan direncimizi gerçekten artırdı.''
Çağlar Acımaz.
* * *
''10.02.2008 tarihli yazınızda çevrecilerin fikirleri ile ilgili çeşitli çelişkileri vurgulayarak, Türkiye’nin kalkınmasına karşı çıkan bu tavırdaki insanlara karşı halkımızı bilinçlendirmişsiniz. Katkılarınızdan ötürü size teşekkür ederim.''
Muammer Berber
* * *
Asıl ben, mailleriyle görüşlerime destek veren okurlara çok teşekkür ediyorum.
Bu ülkenin öz kaynaklarını, kimseye peşkeş çekmeden ve çevreyi bozmadan kullanmanın yolunu mutlaka bulmalıyız. Yoksa bizi fakirleştirerek ekonomik olarak çökerten ülkelerin oyuncağı olmaya devam ederiz.
Türkiye üzerinde oyun oynayan devletlerin Türkiye’deki maşalarına inanmayalım.
Potansiyel Kaçakçılar
Üç hafta önce Adnan Menderes Havalimanı Dış Hatlar ''geliş'' katındaki rezaleti yazmıştım.
Uçaktan inip de ülkesine giriş yapmaya çalışan vatandaşlar, bavullarını aldıktan sonra yeniden x-ray cihazından geçmeye zorlanıyorlardı.
Üstelik tek cihaz olduğu için de önünde metrelerce kuyruk oluşmuştu.
Yurtdışına çıkarken çileyi anladık da yurdumuza girmeye çalışırken bu çile hangi bilmişin işiydi? Bu konuyla ilgili yeni gelen bilgiler beni daha da şaşırttı. Bizim Milano’dan döndüğümüz saatlerde, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden gelen yolcular da alana inmişler.
Sıkı arama o yüzdenmiş.
İki ülkeden gelen yolcular için tek tek arama talimatı varmış. Dubai ve Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Bildiğiniz gibi her ikisi de ''alışveriş cenneti''.
Yani bu iki ülkeye tatile giden herkes potansiyel kaçakçı!!! Tüm yolculara bu ülkelerden dönüşte yapılan muamelenin Türkçesi bu.
Süleyman Oğuz’a teşekkürler
İzmir trafiği gün geçtikçe içinden çıkılmaz bir hale geliyor.
Yılların altyapı ihmallerinin bedelini şimdi ödüyoruz.
Özellikle sabah ve akşam işe geliş-dönüş saatlerinde, ana arterlerde trafik ekipleri çok yoğun bir mesai vererek, yolların akışkanlığını sağlamaya çalışıyorlar.
Bu günlerde, sıcaklığın 2-3 dereceyi gösterdiği bu soğuk havada İzmirliler’in sıcak iş yerlerine veya evlerine bir an önce ulaşmaları için ellerinden gelen gayreti gösteren İzmir trafik polisleri; başta Trafikten Sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Süleyman Oğuz olmak üzere büyük bir teşekkürü hak ediyor.
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|
|