Durumspor'la Kurumspor
Rizespor 'la ligdeki ilk iki haftasında puanla tanışamayan Erdoğan Arıca, Fenerbahçe maçı sonrası, takımının fiziksel olarak iyi durumda olmadığını, kendinden önceki dönemde iyi çalışılmadığını söylemiş. Oysa puan durumu, Arıca'nın iyi çalışmadığını iddia ettiği Rizespor'un önceki hocası yönetiminde 17 haftada 21 puan topladığını ve o dönem için ligin en iyi dokuzuncu takımı olduğunu söylüyor!.. (Aynı dönemde, yani 4 ve 20'nci haftalar arası Trabzonspor 19 puan kazanmış)... Bir de Rizespor'un Türkiye Kupası'nda 4 Süper Lig takımının olduğu gruptan namağlup lider çeyrek finale çıktığını da eklemek lazım...Ama daha dikkat çekici olan, Arıca'nın geçen sezonun devre arasında Gaziantepspor'da göreve geldiğinde aynı değerlendirmeyi selefi Zenga için de yapmış olması... Hatta yine Şubat ortalarında Arıca'nın yaptığı "takım çalışmamış" açıklamalarının ardından Fanatik Gazetesi Walter Zenga'yı bulmuş, İtalyan teknik direktör de bu açıklamaları şaşkınlıkla karşılamış ve halefine hafiften de sitem etmiş...
Ve hatta, google'da arama kutusuna "Erdoğan, Arıca, takım, iyi, çalışmamış" kelimeleri yan yana yazılıp arandığında, Arıca'nın benzer sözleri Samsunspor'da göreve geldiğinde de ettiğini görüyorsunuz arşivden ...
Yorumsuz...
***
Cuma günkü Rizespor-Fenerbahçe müsabakası, Zico'nun görevdeki 56'ncı lig maçı... Zico'nun görevde olduğu süre boyunca Rize'de 7 hoca görev yapmış: Kurtar, Susiç, Çalımbay, Aybaba, Coşkun, tekrar Susiç ve Arıca...
Fenerbahçe 2007-08 sezonuna geçen yılki 6 yabancısını tutarak başlamış (Edu, Lugano, Appiah, Alex, Deivid, Kezman), Rizespor'sa 1 buçuk (Anderson kalmış, sezon sonu gönderilen Victoria sonradan geri çağırılmış)...
Transfermarkt.de ve "Futbolig 2007-2008 kitapçığı" verilerine göre Rizespor sadece bu sezon içinde tam 28 oyuncu almış, 28 oyuncu da göndermiş! Fenerbahçe'nin ise bu sezon yollarını ayırdığı oyuncu sayısı 6 (Ümit, Serkan, Rüştü, Mehmet, Tuncay ve Tümer), transfer ettikleri ise 8 (Vederson, Carlos, Kazım, Ali Bilgin, İlhan, Yasin, Gökhan ve Maldonado)...
Dolayısıyla Fenerbahçe, 2006-07 kadrosundan 16 oyuncusu ile yeni sezonda devam ederken, Rizespor'un kadrosunda Mayıs 2007'den kalan sadece 6 futbolcu var (Victoria, Emrah, Serhat, Altan, Anderson ve Zafer Biryol) ...
Şimdi kulüplerin gelirlerini-giderlerini, seyirci sayılarını, tarihçelerini ve fiziksel durumlarını(!) bir kenara bırakalım. Sadece bu veriler ışığında, bu iki takımdan hangisi kazanabilir sahada? Cuma günü bir sürpriz yaşansa ve Rizespor galip gelse bile, uzun vadede kazanan onlar olabilir mi?
Acaba bir "durum takımı" mı galip gelir sezon sonunda, bir "kurum takımı" mı? Basit gerçek şu: "Şanslı bir gününüz olabilir ama, şanslı bir kariyeriniz olamaz".
Lincoln oynar mı?
Bayer Leverkusen'ı Galatasaray'la eşleştiğinden beri tabii daha dikkatli izliyoruz ve son 5-6 maçlık periyotta en çok dikkatimizi çeken özellikleri, iki farklı dizilişlerinin olması... Birincisi Hamburg (1-1) ve Galatasaray (0-0) maçlarında kullandıkları bir santrforlu ve iki merkez oyunculu (4-2-3-1 diye tabir edilebilecek) düzenleri... Hem Galatasaray hem de Hamburg önünde santrfor Kiessling'di, orta sahanın ortasında da Rolfes, Vidal ve Schwegler'den ikisini kullandılar. Diğer dizilişse, Energie Cottbus (2-3) ve Karlsruhe (2-2) önünde denedikleri iki santrforlu ve bir merkez oyunculu düzenekleri... Ön tarafta Kiessling'in yanında Gekas veya Bulykin (ki o dün sakatlanmış), orta sahanın ortasındaysa tek başına Rolfes... Skibbe daha fazla gole ihtiyacı olan maçlarda bu sistemi tercih ediyor, gerçekten de daha fazla skor yapıyorlar ama savunmalarında da daha çok açık veriyorlar.
Bayer Leverkusen'ın diziliş tercihi, Kalli'nin Lincoln'le ilgili kararını da etkileyebilir. Michael Skibbe, Rolfes ve Vidal'le orta sahayı kurarsa Kalli'nin Hakan-Ümit-Lincoln "geri dönmez" üçlüsüyle oynayacağını sanmıyorum. Çünkü Avrupa'da bu sezon oynanan ilk 6 maçta 11 gol yiyen Galatasaray'la, son 3 müsabakada kalesini kapatan Galatasaray arasındaki en önemli fark bu: "Top rakipteyken izleyici moduna dönen, geri dönmeyen oyuncu sayısı" ...
Kırmızı top meselesi
Beşiktaş-Ankaraspor maçında beyaz zemin, beyaz formalı bir takım ve sarı top kombinasyonunun televizyonda pek iyi durmadığı fark edilince, müsabaka sonrası kırmızı top tartışmaları gündemimize oturdu. Süper Lig'in resmi top anlaşması Nike ile olduğu için, bu firmanın da topları sarı olduğu için İnönü'de bir alternatif üretilememiş. Belki de statta topla ilgili bir problem gözükmediğinden (yani statta herkes topu rahatlıkla görebildiğinden) diğer seçenekleri düşünme gereği de duyulmamış olabilir.Pazar günü Ankaragücü-Trabzonspor maçında gerekli izin alınarak kırmızı renkli başka bir marka top kullanıldı, pazartesiyse Konya'da top yine sarıydı.
Öncelikle Beşiktaş-Ankaraspor maçının bu sezon top probleminin yaşandığı ilk müsabaka olmadığını belirtmek gerek, çok benzer bir durum Türkiye Kupası'ndaki Gençlerbirliği Oftaş-Galatasaray karşılaşmasında da vardı.
İkincisi de , Turkcell Süper Lig'in kurumsal davranış gösterip tek tip top kullanması kötü bir şey değil, ama sponsor firmadan da bu hava koşullarını düşünerek kırmızı top talep etmek gerekirmiş.. Onur Meçi hatırlatmış, NBA'de ve daha birçok spor organizasyonunda da bütün maçlar aynı marka topla oynanıyor. Şampiyonlar Ligi'nde, Bundesliga'da ve La Liga'da lig amblemi formaların kollarında taşınıyor. İngiltere Premier Ligi'nde ortak isim ve numara fontu kullanılıyor.
Fransa Kupası'ndaysa daha da ileri gidilmiş, bütün takımlar kupanın anlaşmalı olduğu formayı giyiyorlar... Ligde Nike ile anlaşması olan ve bu markayla özdeşleşmiş PSG dahil, kupada bütün takımların forması Adidas...
Tabii bütün mesele dönüp dolaşıp ligin kurumsal kimliğinin zayıflığına dayanıyor. Önüne gelenin hakemlerle ilgili şaibe iddialarında bulunup ülke futboluna güveni azalttığı, ligin toplam değerini düşürdüğü bir ülkede, kırmızı top tartışması fazla detaycı oluyor aslında...
umeleke@milliyet.com.tr

Cafe