|
 |
|
|
İzmir’den bir selam Eskişehir’e
Benim Gözlü¤ümden / Nihat Demirkol
Ülkemin sıcak gündemi, ''farkında olanlar''ın moralini bozmaya devam ediyor. Yarın endişesinin ''tuzlabuz'' edilebilmesi, ancak ''genç heyecanların yelpazelemesiyle mümkündür'' diyorduk; öyle de oldu... Geçtiğimiz hafta, dev bir topluluğu ağırladı İzmir: ''Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Çok Sesli Korosu ve Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası'', Yaşar Üniversitesi Oda Orkestrası’nın katkıları ve evsahipliğinde sahne aldı. Değerli dost, Devlet Konservatuvarı Müdür Yardımcısı, Yrd.Doç.Dr. Erol İpekli’nin davetiyle haberdar olduğumuz bu şölenin zaten adından belliydi, ''sıradışı bir paylaşım''a tanıklık edeceğimiz: ''Türkçe Sertifika Programından Müzikal Tatlar Konseri''.
* * *
Özgün ve yaratıcı düşünceye bakınız ki dünyada Türkçe öğrenmek isteyenler için uzaktan öğretim ilkeleri esas alınarak hazırlanmış ve internete dayalı bir sertifika programı başlatacaksınız. Bununla yetinmeyeceksiniz; işinizi iyi yapıyor olmak da kâfi gelmeyecek... Bu eğitim modeli için özgün müzik eserleri bestelenecek ve sonra bunları tutup senfonik bir bakış açısıyla vitrinleyeceksiniz. Bütün bunlar kendiliğinden olmuyor efendim. Bir ufuk, bir farkındalık, bir tercih sahibiyseniz ve bir kimlik, bir ekol, bir fark yaratma iddianız varsa, ancak böyle tatlar sunabilirsiniz. Gel de anma Büyükerşen hocayı...
* * *
Böyle gecelerde açış konuşması yapılması, seyirciyi bunaltır biraz. Ama bu sefer böyle olmadı. Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fevzi Sürmeli’nin sohbet rengindeki seslenişi çok sıcaktı, samimiydi; abartısızdı. Ama kendisine verilen cam küreyi alırken ve ''Buradaki 250, Eskişehir’de kalan 5000 kişi adına...'' derken gururluydu. Papyon kravatının maviliğinde, bir Cumhuriyet çocuğunun coşkusu gizliydi; Dolmabahçe’den Ankara Palas’a, Tango’dan Longa’ya uzanan aydınlık bir yol ışıldıyordu. Gece boyunca, 50. yılını kutlayan Anadolu Üniversitesi’nin gelenekten geleceğe uzanan ve ''hayatın içinde...'' dedikleri meydan okuyuşunu hissettik. Genç şef, Burak Tüzün yönetimindeki orkestra iz bırakmasını bildi. Sahnede çağdaş Türk gencinin estetik başkaldırısı vardı. Sanki, Platon’un milâdın ötesinden bugüne ulaşmış ironisi ile sataştılar herkese: ''Karanlıktan korkan bir çocuğu hoşgörebilirsiniz. Yaşamdaki asıl trajedi, yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır...''
* * *
İlk bölümde, T.Erdener’in ''Turkuvaz Şarkılar''ını, Hülya Kazan’ın zaman zaman Azeri gırtlağıyla yorumladığı parlak ama dengeli sesinden dinledik. Daha kuvvetli anlamlar çağrıştıracağını sanarak, şimdilerde ''sound'' denildiğine bakmayın; eğitilmiş pek çok kulağın yıllardır beklediği bir tınıyla yüzleştik: ''Sabahın seherinde başladık, Lâçin’den Aygız’a uzandı yolculuk...'' Gözümün önünden Muhlis Sabahattin’in ''Ayşe Opereti'' geçti. Kulağımda ise beni SÓmten ile göz göze getiren, dost bir ustanın ''Ulvi Cemal Bey de biraz abartmış efendi...'' yollu yakınması... Aradan sonra, B.Gençkal’ın ''müzikal tatlar''ıyla neşelendik. Çoksesli koroyu Gülsevin Doğanay yönetti. Ne çabuk bitti! Nasıl da geçiverdi zaman? Konservatuvar Müdürü Prof. Dr. Yaşar Hoşcan’a bile ayaküstü teşekkür edebildik. Eskişehirli dostlarımızı, gözlerinde, bir ''üniversite kenti'' yaratmış olmanın pırıltısı ve özgüveni ile uğurladık. Eli değen, gönlü değen, fikri değen herkese, sebep olanlara şükran borçlu olduğumuzun bilinciyle...
* * *
Mülkiye’de büyük anfiyi açan, kapatan, silen süpüren bir İhsan amcamız vardı. ''Akıllı düşünene kadar, deli alır da gider'' diye nasihat ederdi bizim okuduğumuz senelerde. Söz meclisten dışarı. Hattâ bir yanlış anlaşılmayı önlemek için ''teşbihte hata olmaz'' diye ilâve de edelim. ''Hey gidi İzmir hey...'' diye iç geçiriyorum bazen. 7000 senelik kent, hâlâ kimliğini arıyor ya, işte ben de buna şaşıyorum!
ege@milliyet.com.tr
|
|
|

|