
Meral TAMER
Başörtüsüyle kamu hizmeti, ne zamandan beri serbest?
İstanbul'daki bazı devlet hastanelerinde kamu hizmeti veren başörtülü kadın doktor, hemşire ve büro personelinin fotoğrafları, gazetemiz Milliyet'te yayınlanıyor. (25 ve 27 şubat)
Dünkü gazetemizde görmüşsünüzdür. Haseki Hastanesi'nde fotoğrafının çekilmesine sinirlenen türbanlı doktor, elindeki serum şişesini muhabirimize fırlatıp hakaretler yağdırmış. Bağcılar ve Ümraniye'de de Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerde, türbanlı doktorlar ve hemşireler kamu hizmeti veriyor.
Konu medyaya yansıyınca güya soruşturmalar falan açılıyor, ama Türkiye'de mevcut yasalar diğer alanlarda ne kadar işliyorsa, burada da farklı bir durum elbette söz konusu olmuyor. İlk ve orta öğretimde de türbanlı öğretmen sayısı her geçen gün artıyor.
Devlet memurluğu
Kamu kurumlarında başörtüsü yasağı, aslında bireyleri aşan bir konu. Yani, başı örtülü olanın "suçlu" bulunarak cezalandırılması gibi bir durum yok.
Devletin hem din, hem de siyaseten tarafsız olması ve tüm vatandaşlarına eşit mesafede durması gerekir. Kamu hizmeti vermeye talip olanlar da, bu nedenle belli kurallar içinde davranmayı baştan kabul etmişlerdir.
Devlet memurlarının siyaset yapması da yasaktır. O yüzden parti rozetiyle, siyasal sembol içerikli kıyafetlerle memuriyette çalışamazsınız. Bu kamu yönetiminde bir ilkedir.
Devlet memurluğu, özgürlüklerin kısıtlandığı bir alandır. Biraz da bu yüzden özgürlüğüne düşkün insanlar, devlet memuru olmayı istemezler. Bu husus başı açık olanlar için de geçerlidir. Başı açık veya örtülü bir kadın, bu koşulları bilerek memuriyete girer, dolayısıyla da "mağduriyet" edebiyatı yapma hakkı olamaz.
Özel hastane mi yok?
Siyaset yapmak isteyenin, nasıl ki devlet memurluğundan istifa etmesi gerekiyorsa, dinin bütün gereklerini günlük yaşantısında yerine getirmek isteyenlerin de devlet memurluğunun dışındaki iş alanlarına yönelmeleri gerekmez mi?
Hem dinin bütün gereklerini günlük yaşantısında yerine getirmek, hem de profesyonel olarak çalışmak isteyenler için bugün artık o kadar çok imkân var ki? Türkiye'de muhafazakâr yeni bir sermaye sınıfının hızla yükseldiği hepimizin malumu. Her sektörde yeni iş alanları açılıyor, özel hastanelere de her gün yenileri ekleniyor.
Buna rağmen kamu hizmeti verenler, mesai saatlerinde işi bırakarak abdest alıp 5 vakit namaz kılmakta ve türban takmakta ısrar ediyorlarsa, bir anlamda içinde yaşadıkları toplumun düzenini reddediyorlar demektir.
Bu durum, muhafazakâr kesimin dilinden düşürmediği "bir arada yaşama" fikrine de külliyen ters olmuyor mu?
Bu arada Konda araştırma şirketinin ortaklarından Bekir Ağırdır başörtüsünü dini simge olarak, siyasi simgeden daha da tehlikeli buluyor. "Başörtüsü siyasi simge olduğu için değil, asıl dini simgeyse yasak olmalı" diyen Ağırdır, şu tür endişeler taşıyor:
"n Yarın herhangi bir Anadolu kasabasında kadınlara doğum kontrol mekanizmasını anlatmaya çalışan sağlık memurları, 'Doğum kontrolü benim dinime aykırı' diye susturulursa ne olacak?
n Adam, 14 yaşındaki kızını başlık parası için evlendirdiğinde, önümüzde onu durduracak bir yasa olmayacak."
mtamer@milliyet.com.tr

Cafe