Ahlâk, bir erdem midir?
Önümüzdeki birkaç gün boyunca, Galatasaray-Fenerbahçe maçında bilmem kaç kırmızı bilmem kaç sarı kart çıkaran Cüneyt Çakır üzerinden konuşulacak futbol... Hadi Çakır bu kartların yarısında hatalı diyelim, diğer yarısı etrafında da hiç özeleştiri yapmayacak oyuncular, kulüpler... Bir kırmızı kartın itiraz, birinin vakit geçirme, en az 3 sarı kartın "kart istemekten", birkaçının da hakemi aldatmaya yönelik hareketten olduğunu unutacağız hemen. Nasıl olsa hakem suçlu.Şampiyonlar Ligi'nde 104 maçta sadece 12 kırmızı kart çıkarken (ortalama 9 maçta 1), Süper Lig'de neden 207 maçta 45, yani Devler Ligi ortalamasının yaklaşık iki katı kadar kart kullanıldığını tartışmayacağız hiç... Son 82 gündeki üç Galatasaray-Fenerbahçe derbisinde kırmızı kart sayısının gol sayısını geçtiğini de...
***
Genel bir disiplinsizlik sorunumuz olduğu kesin. Çarşamba günkü maçta taraftar taşkınlık yaptığında Galatasaray yöneticisi tribünden sahaya iniyor ve sahayı dolaşarak seyirciyi uyarıyor! Üstelik bu davranışı da kanıksıyoruz yavaş yavaş. Sahada ufak bir tartışma olduğunda da 4. hakem koşuyor hemen içeri (Bence tansiyonu daha da yükseltiyor bu)... Fenerbahçe'nin ısınmaya giden yedek oyuncuları bile korner direğinin etrafını dolaşmamak için sahanın içinden geçtiler! Volkan'la Lincoln'ün kırmızı kart gördüğü pozisyondan sonra ise sahada sporcudan çok sivil oldu birden!
Bu genel disiplinsizlik halinin en son halkaya, kenardaki top toplayıcı çocuğa kadar sıçradığını da söyleyebiliriz aslında. Ve bu problemimizi bertaraf etmek için kendimizi düzeltmek yerine, başımıza bizi düzeltecek otorite getiriyoruz sürekli! Ali Aydın ve Serdar Tatlı'dan sonra Bünyamin Gezer de, bu özelliği ile meslektaşlarının önünde gözüküyor. Bir yerden sonra ölçü, kural kitabını kusursuz uygulamak değil, salt disiplini sağlamak oluyor.
Kendi ahlakımızdan emin olmadığımız için, polis koyuyoruz durmadan başımıza. Bir noktadan sonra da futbol sahasında ahlaklı olmak, bir erdem gibi gözükmeye başlıyor insana... Oysa hepimizin, uyarıya ve otoriteye gerek kalmadan ahlaklı olması gerekirken. Yazık...
Volkan Şen ve McGeady

"Hükümet düşer, enflasyon düşer, Bursa düşmez"i ikinci ligdeki ikinci zor yılında başarıyla terfi ettiren Raşit Çetiner, 11 maç daha mücadele edebildi orada... Defansif özellikleri oturmuş olan Bursaspor'a 12'nci haftada göreve gelip ofansif beceriler yükleyen Engin İpekoğlu ise kısa sürede düşme potasının çok üstüne taşıdı takımı... Sola Mateus, sağa Ömer Aysan takviyesi, Frasineanu, Sumulikoski, Pancu'lu orta saha tercihleri ile neredeyse 7 oyuncuyla gol arayan bir ekip oldu yeşil-beyazlılar... Sezonu da lig tarihinde 4 büyüklerin tamamını yenen üçüncü takım apoletiyle 45 puanla 10'uncu sırada tamamladılar.
2007-2008 sezonunun başında ise, bu performansı başarısız kabul edilen Engin İpekoğlu'nun yerine Bülent Korkmaz, onun ardından da Samet Aybaba getirildi göreve... O da son 6 haftada maçlarında 5 kırmızı kart olan ve ülkenin en agresif takımı konumuna gelen, ligdeki 18 takım içinde topla buluşma sayısına göre 17'nci, girdiği gol pozisyonu ve isabetli pas verilerine göre de 15'inci Bursaspor'u üretti.
***
Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe'ye karşı galip geldikleri maçta iki stoper Ömer-Egemen ve sol bek İsmail'e ek olarak, orta sahanın kanatlarına Cihan ve Serkan'ı, göbeğe de Mustafa ve Ozan'ı koyarak 7 savunmacıyla başladı Aybaba. Hücumcu olduğunu varsaydığımız sağ bek Ömer Aysan'ın da son dönemde ofansa katkısının çok sınırlı olduğunu da eklemek lazım. 25'inci dakikada (Sinan'ın girmesiyle) Serkan'ın pozisyonuna Romaschenko, 40'ta da onun yerine Volkan'ın geçmesiyle sahada yalnızca bir hücumcu artırdı Bursaspor... Çok özel bir oyuncu olan Sinan Kaloğlu'nun becerisiyle de maçın sonunda kazanan onlar oldu.
***
Topa az sahip olan, az hücum eden ve önceliği gol yememek olan Bursaspor'da ofansif oyuncuların ön plana çıkması kolay değil, ama yeşil-beyazlıların elinde bu hengâmede kaybolmazsa çok iyi yerlere gelebilecek bir de kanat oyuncusu, Volkan Şen var... Üstelik Volkan sadece hızlı değil, sürati kadar top tekniği de üst düzey. Volkan sürekli oynayabilirse ve iyi eğitilirse, Celtic'teki benzer özelliklere sahip yaşıtı Aiden McGeady gibi bir yükseliş gösterebilir diye umut ediyor insan...
Vol kan , McGeady gibi kısa boylu ve çabuk, onun gibi dikine oynayıp kendine şut şansları da üretebiliyor. Ama tabii McGeady'nin yükseldiği son 3 yılda tek bir hocayla -Gordon Strachan'la- çalıştığını, 3 sezondur düzenli olarak oynadığını ve tam 107 müsabakaya çıktığını düşünürsek, Volkan'ın işinin Türkiye şartlarında çok kolay olmadığı kesin...
Olimpiyat'ta ev sahibi olmak
İstanbul Büyükşehir Belediyespor, ligde geçen sezona başladığı hocayla devam eden iki takımdan biri. Ciddi bir kadro istikrarına ve bu ülke futboluyla ilgili umutlanmamızı sağlayan az sayıdaki spor adamından birine, Abdullah Avcı'ya sahipler.Ligin başında içeride yaptıkları ilk 5 müsabakayı üst üste kazanmışlardı ve geçen sezon ikinci ligdeki maçlarından alışık oldukları Olimpiyat Stadı'nın onlara bir avantaj sağladığı (daha doğrusu, rakiplerine bir dezavantaj ürettiği) âşikardı. Hatta sonraki 14 hafta kâbus yaşamasalar, öne geçtikleri 7 maçı galip bitirebilseler (4 kez mağlup 3 kez de berabere kaldılar) ekstra 18 puanları daha olabilirdi.
Aynı sahayı kullanan diğer Süper Lig takımı Kasımpaşa ise, geçen sezon ikinci lig maçlarını kendi semt sahasında oynadığı için Olimpiyat Stadı'nın yabancısıydı, Süper Lig'deki performansları da feci oldu. İçeride sadece 8 puan alabildi Kasımpaşalılar...
Deplasmanlarda 7 puan toplayan Kasımpaşa ile 5 puan kazanabilen İstanbul Belediyespor'u ayıran fark da, bir anlamda Olimpiyat Stadı'nda ev sahibi olabilmek için gösterdikleri çaba oldu.
***
İstanbul'un her üç büyüğünün statlarıyla ilgili çalışmaları var bu ara... Hatta Beşiktaş'ın lig maçlarını Kasımpaşa veya Zeytinburnu'nda, Avrupa Kupası müsabakalarını ise Olimpiyat'ta oynaması gündemde imiş. Eğer büyük kulüplerimizden birinin böyle bir düşüncesi olacaksa, lig ve Avrupa maçlarını aynı statta oynamalarında fayda var gibi görünüyor. Çünkü bu Olimpiyat Stadı'nda ev sahibi olabilmeniz için İstanbul Büyükşehir Belediyespor gibi saha/iklim vesaire şartlarına alışmanız lazım. Ligi başka statta, Avrupa maçlarını Olimpiyat'ta oynarsanız korkarım o stattaki Şampiyonlar Ligi (veya UEFA) müsabakalarında iki deplasman takımı karşılaşmış olacak...
umeleke@milliyet.com.tr

Cafe
