Yeni bir yıla girerken fal bakmak, gelecek yılın getirecekleriyle ilgili kehanetlerde bulunmak bir alışkanlık... Ben de bunu içki dünyasında yaptım, 2012’de nelerin, nasıl içileceğiyle ilgili tahminlerde bulundum...
Viski daha da lüksleşecek
Viski dünyası 2000’lerin başında, İspanya’nın güney sahillerinde patlayan viski-gazoz modasından fazla heyecanlanmış, bunu bütün genç nüfusu yoğun ülkelere taşımak istemişti. Viskiciler bu yıllarda gençliğe oynadılar ve hüsrana uğradılar. J&B’nin “parti içkisi” diye lanse edilmesi, -6 diye “beyaz viski” çıkarılması, Ballantine’s’ın “Go Play” kampanyaları viskinin gençlik içkisi olmasına yetmedi. Aynı yıllarda içki sektöründe de büyüyen Louis Vuitton - Moet Hennessy grubu, lüks üründeki uzmanlığını içkiye taşıdı ve İskoç malt viskilerini birer parfüm gibi pazarlamaya başladılar. “Yeni para”nın bol olduğu Asya ülkelerinde büyük başarı sağladılar.
Viskicilerin rekabetleri artık bu yönde, lüks harman viskiler çarpıştırılıyor. Viski dünyası iki
12 yıllık viskinin, Black Label ile Chivas’ın savaşına sahne oluyor. Chivas, sahaya 18 yıllığını da sürdü. Hatta onu 25 yıllığı ile de desteklemeye başladı. Yakında Johnnie Walker’ın da 18 yıllık Gold Label’ını güçlü kampanyalarla sahaya sürmesi sürpriz olmayacak. Kısacası, viski aşağıya değil yukarıya oynayacak ve bu klas içki doğru ligde, lüks dünyasında rekabet edecek. Ortaya yeni ve güzel viskiler çıkacak, ne yazık ki fiyatlar da biraz yukarı gidecek...
Şampanya kitle içkisi olacak
Şampanyacılar 2000 yılbaşını mutsuz geçirmişlerdi. Milyarlar eline bir şampanya şişesi alıp meydanlara koşmamıştı! Son birkaç yıldaki gelişmeler ise bu mutsuzluğu giderdi. Rusya, Çin ve zenginleşen diğer Asya ülkelerinde şampanya satışları patladı. Avrupa sınırları içinde yeni bağ dikimine çok zor izin veren AB, şampanyacılara bir istisna tanıyarak bağ alanlarını yüzde 5 arttırmalarına izin verdi. Kısacası, üretim çoğalıyor. Şampanyanın diğer ülkelerdeki rakipleri de artıyor, Türkiye bile bu yöntemle bir köpüklü şarap çıkardı (Yaşasın). Piyasa şişiyor. Bunun sonucu, en üst ligin dışında şampanya fiyatlarının makûl seyretmesi, orta sınıflara pazarlanması, kafelere ve
gençlik partilerine girmesi olacak. Restoranlarda masalarda şampanyalar göreceğiz, 35’lik ve 18’lik şişelerdeki satışlar artacak.
Şarapta yeni ülkelerin şansı oldukça artacak
Küba’da, hatta Endonezya’da bile şarap yapıldığını biliyor muydunuz? Ya da ABD’nin Virginia eyaletinde? Evet, Utah ve Alaska’da bile şarap var. Üstelik Alaska’daki buz şarabı değil, normal beyaz şarap. Şarap bu denli saygın ve aranan bir içecek olunca, dünyada şarap işine girmeyen memleket ve bölge neredeyse kalmadı. Küresel ısınma Almanya’nın kuzeyi ve İngiltere’nin güneyi gibi bölgeleri bile şarap yapılabilir hale getirdi. Ve insanlar asırların Fransız, İtalyan ve İspanyol şaraplarını rutin bulmaya başladı. Paris’te bile şu ara Şili ve Güney Afrika şarapları moda.
Böyle bir ortamda, şarapta yeni ülkelerin şansı artıyor. Türkiye bunların başında gelecek. Türk Cabernet’si belki pek ilgi çekmeyecek ama, Öküzgözü’nün, Emir ve Narince’nin önü açılacak. Uruguay şaraplarının bile keşfedildiği bir dünyada şarapta Fransa’nın egemenliği daha da azalacak.
Organik kokteyllerde artış olacak
Sağlık takıntısı ve her yeri kaplayan yapay aromalara duyulan tepki, organik yemeklerden sonra organik içkilerle ilgili pazarı da büyütecek. Şimdiden ilk organik viski üretildi bile. Üstelik o kadar organik ki, damıtımda kullanılan enerji bile okyanusa konulan dalga türbininden elde ediliyor. Bu tür organik içkilere organik meyve ve sebze suları eklenerek lezzetli ve sağlıklı kokteyller hazırlanacak, belki de sırf bunun için barlar olacak.
Votka tahtını koruyacak
Votka son on yıldaki yükselişini benzersiz lezzetine veya başka muhteşem özelliklerine borçlu değil... İşin sırrı, votkanın büyük içki holdinglerinin en ucuza imal ettikleri içki olması. İçine aromatik çeşniler katılmıyor, dinlendirme yapılmıyor, hemen her hammaddeden kolaylıkla üretilebiliyor. Piyasada satılamayan ucuz şaraplar bile damıtılıp “üzüm votkası” diye pazarlanmadı mı? O yüzden büyük içki devleri votkaya yatırım yapmaya devam edecekler. Tabii votka içimini renklendirmek için az bilinen egzotik meyveli, baharatlı votkalar da yapacaklar. Çok daha kişilikli beyaz içkiler olan cin ve rom ise, köşelerinden durumu seyredecek, “Talih kuşu birgün bizim de başımıza konar belki” diye boş yere bekleyecekler...
Roze daha da yükselecek
Bundan yirmi yıl önce pembe şarap şaraptan bile sayılmazdı. Bugün ciddi bir kategori haline geldi, beyaz şaraba rakip oldu. Yarın ise pembe şarabın çok daha iyileri, “ciddi”leri karşımıza çıkacak. “Blush” modası durulacak, daha kaliteli üzümlerden daha kişilikli pembe şaraplar yapılacak. 2010 ve 2011, bunun sinyallerini verdi, bazı roze şarapların fiyatları 75 avrolara çıktı. Bu trend devam edecek, belki üst düzey Bordo şatoları bile pembe şarap yapmaya da girişecekler... Küresel ısınma, egzotik mutfakların yükselişi, üretim teknolojisinde aromaları koruyan gelişmeler, pembe şarabı yükseltmeye devam edecek. En iyi pembe şarap, henüz içmediğinizdir!
Değişik karışımlar absürt seviyelere kadar varacak
Lyon’lu likör üreticisi Gabriel Boudier 2009’daki Vinexpo fuarına defne yapraklı armut ve karabiberli ahududu likörleriyle katıldığında, önemli bir akımın öncülerinden olduğunu belki de fark etmemişti. Aynı tarihlerde votkacılar da siyah kiraz özü ile tarçın ve okaliptüsü aynı şişenin içine sokmakla meşguldüler. Ardıç tohumu ile kuşüzümünü, ginseng kökü ile yasemini, ananas ile çili biberini bir araya getirmek normal hale geldi. Yemekte “füzyon” olurdu da içkide olmaz mıydı? Bu biraraya gelişleri ilk anda insanı şaşırtan farklı tat ve çeşnilerin harmanlanmasına büyük hızla devam edilecek. Karışımlar absürt seviyelere varacak, işin
ilginci içkiseverler bunlardan hoşlanacak. Avangard sanat, moleküler gastronomi,
3 boyutlu süper bilgisayar oyunları, youtube’larda sergilenen acayiplikler derken insanoğlunun şaşırma eşiği o kadar yükseldi ki, içki üreticileri dikkat çekmek için Güney Kore’nin yerel yılanlı votkasını bile dünya markası yapmayı düşünebilecekler...
Bira altın çağını yaşayacak
İnsanlar birayı şimdiye dek sadece kendi bölgelerindeki ile tanıdılar. Alman biraları Almanya’da, İngilizler İngiltere’de kraldılar. İrlandalılar bütün dünyanın Guinness içtiğini sanıyorlardı, onlar için bira siyahtı. Şimdi ise, her bira her yerde... Bazı nadir biralar dahi ithal edilemeseler bile kopyalanıyorlar. Özellikle ABD’deki “micro brewery” akımı en iyi biraların Amerikalı benzerlerinin yapılmasını sağlıyor. Bira bar ve pub içkisi olmaktan çıkıyor, şık sofralara da giriyor, şarap yerine yemekle bira içenler çoğalıyor. Alman ve Belçika biralarının Türkiye’deki yükselişi bile bir gösterge. Bira hakettiği itibara kavuşacak.

Celal'de Cemal'in tecellisi