Spor / Yazar Yazısı
Uğur Meleke GLOKALugur.meleke@milliyet.com.tr

Paris Hilton ve Şükrü Saracoğlu

04 Nisan 2008

Mâlumunuz, geçtiğimiz hafta içinde Paris Hilton Türkiye’ye geldi ve bir güzellik yarışmasında jüri olarak görev yaptı. Bazı gazeteler de, Hilton otellerinin vârisi ünlü model/şarkıcı hanımefendi ile röportaj yapmak için izin almışlar ama Paris’in sorulacak suallerle ilgili ciddi kısıtlamalar talep etmesi üzerine mülakattan vazgeçmişler. Basın sansürü protestosunun öncülüğünü Akşam ve Sabah gazeteleri yapmış.
***
Paris Hilton’un Türkiye’ye gelmesinden birkaç gün önce, bambaşka bir konuda bambaşka meslektaşlarımız benzer bir sansüre maruz kalmışlar Şükrü Saracoğlu Stadı’nda... Fenerbahçe’nin Kadıköy’de oynadığı Kasımpaşa müsabakasında görev yapan foto muhabirleri, maçın başlamasına yalnızca on dakika kalana kadar köşe gönderinin dibinde bir zincirin arkasında bekletilmişler. Fenerbahçe’nin Kadıköy’deki lig maçlarında, ancak seremoni için sporcuların sahaya gelmek üzere olduğu son 10 dakikada zincir açılarak, foto muhabirlerinin taç çizgisi kenarına gelmelerine müsaade ediliyormuş zaten. Gittikleri her maçta sporcuların ısınmasını, şeref tribünündeki hareketliliği veya karşılaşma öncesi yaşanan sıcak gelişmeleri fotoğraflayabilen muhabirler, sadece Kadıköy’de ve (dikkat buyurun) sadece lig maçlarında bu kısıtlama ile karşılaşıyorlarmış! Zira Kadıköy’deki Şampiyonlar Ligi müsabakalarında da 2-3 saat önceden girebiliyorlarmış içeriye... (Hatta ben de Chelsea maçında saat 19:45’te saha içindeydim ve foto muhabiri arkadaşlarımın özgürce çalıştığını bizzat gözlemledim)
Ve yine sırf bu kısıtlama yüzünden Fenerbahçe’nin son 4 yılda kazandığı 3 şampiyonluğun doğru dürüst bir fotoğrafı yokmuş arşivlerde... Düşünün, 20 yıl sonra futbol kitaplarını açıp Fenerbahçe’nin 2006-07 şampiyon kadrosunun kupa kaldırırken fotoğrafını bulamayacaksınız, veya bulsanız da oyuncuları sırtlarından tanımaya çalışmak zorunda kalacaksınız!
***
Tabii birkaç soru geliyor akla... Öncelikle Fenerbahçe Kulübü sadece kendi stadında böyle bir uygulamaya kendi başına karar verebilir mi? Ya da eğer Fenerbahçe Kulübü’nün yaptığı doğruysa ve TFF’nin foto muhabirleri ile ilgili böyle bir yasal düzenlemesi varsa neden diğer maçlarda bu kısıtlama uygulanmıyor? Ve yine TFF’nin böyle bir uygulaması varsa, neden UEFA Şampiyonlar Ligi maçlarında benzer bir yasak yok?
***
Tabii bunlar bizim esas meselemiz değil... Esas mesele şu... Böyle bir kısıtlamaya maruz kalan foto muhabir arkadaşlarımız, neden Kadıköy’de bir lig maçında makinelerini hep birlikte yere bırakıp, bir gün bile olsa tüm gazetelerin fotoğrafsız çıkmasını sağlayarak ortak bir protesto yapamamışlar?
Çünkü, bu olayı bana aktaran ve protesto etmeyi de aklından geçiren foto muhabir arkadaşımız gibi, diğer tüm muhabirler de muhtemelen birlikte hareket edemeyeceklerini düşünmüşler. Ve neticede o zincirin arkasında beklemeyi göze almışlar. İşte hepimiz açısından esas acı verici olan da bu.
Oysa biliyoruz ki 1950’lerde otobüsle Montgomery’deki evine gitmekte olan siyahi kadın (Rosa Parks), kendisinden koltuğunu isteyen beyaz adama yerini vermediğinde yanında hiç kimse olmadığı gibi, karşısında da koca bir Amerika vardı...


Türk işi  “Hidalgo planları”
Geçtiğimiz Cuma günü bu sütunda, futbolda gol sayısını artırma uğraşında olan Michel Hidalgo’nun planlarına yer vermiştik. Herkes genelde Hidalgo planları içinde en mantıklısının “farklı galibiyete 1 ekstra puan” olduğu konusunda hemfikir, ama başka enteresan görüşleri olanlar da var...
Alperen Manisalıgil ve Arda Gezdur, 0-0 biten maçlarda iki takıma da 0 puan verilmesini öneriyorlar. (Bu uygulamada hâlihazırda en büyük kaybı Ankaraspor ve Rizespor yaşıyor)
Yüksel Atakul, yenilen takım açısından da kaç farklı kaybettiğinin bir önemi olması gerektiği görüşünde. Onun önerisine göre, iki ve daha farklı mağlubiyete 0; bir farklı mağlubiyete 1; beraberliğe 2; bir farklı galibiyete 3; iki ve daha farklı galibiyete 4 puan verilmeli... (Beraberliği cazip hale getirmesi sakıncalı gözüküyor)
Aşkın Uçaş’ın önerisi biraz fantastik: Maçın başında kura atışını kaybeden kaleyi seçer, kurayı kazanan maça bir penaltı atarak başlar. İkinci devrenin başında da diğer takım bir penaltı atar. (Güreş benzeri...)
Halit Kaya, uzatma süresi dolduktan sonra hakemin son düdüğü çalmak için topun auta çıkmasını beklemesini öneriyor. Uzatmaları da hakem inisiyatifinden büyük ölçüde çıkarıp, her oyuncu değişikliği için 1, her sedye için 2, her kaleci sakatlığı için 3 dakika ilavenin sabitlenmesi görüşünde.
Bence en mâkulu ise şu: Fırat Yaman Er, her devrenin galibine de birer puan verilmesini öneriyor. Böylece bir takım ilk yarıyı 3-0 önde kapatmış olsa bile ikinci yarıda kazanabileceği ekstra 1 puan için mücadele edecek. Ve dahi, 3-0 mağlup olanın da ulaşabileceği bir hedef olması demek bu...
Bu öneri, futbolun ruhuna da çok aykırı değil bence... Sadece karmaşık bir puanlama handikapı var. O açıdan hayata geçme ihtimali zayıflıyor biraz...


Facebook ve MSN ile ilgili
Bendeniz teknoloji ile küçük dünyam ölçüsünde ilgili bir insanım evet, ama sıkça sorduğunuz ve artık karşıma çıkmasından rahatsızlık duyduğum düzeyde değil...
Facebook’a kayıtlı değilim, hiç olmadım, hiç olmayacağım. O platformda ismime kurulmuş birtakım gruplar var ama hiçbiri benim bilgim dahilinde değil...
MSN Messenger da dahil, hiçbir sanal iletişim programını kullanmıyorum, kullanmayacağım. Benimle internet yoluyla kurulabilecek ilişki, yukarıda yazan e-mail adresinden ibaret. Kişisel internet sayfamda (www.meleke.com) bir yazı arşivim var. (Gerçi bu konuda www.sporyazarlari.com adresi de çok kullanışlı).
Evet, gönderdiğiniz e-mailleri çoğunlukla (konu satırı açıklayıcı olanlar öncelikli olmak üzere) okuyorum ama bunu sağlıklı bir şekilde sürdürebilmem için bana yardımcı olmanız lazım. Ekli (attached) dosyaları açmıyorum! Bir ekrandan uzun e-mailleri okumam mümkün değil. İşle ilgili taleplere maalesef bir yardımım dokunamadığı gibi, üzülüyorum, gerçekten çok üzülüyorum elimden bir şey gelmediği için...
Bu arada bilgisayar oyunlarıyla en son ilişkim olduğunda ortaokuldaydım, o günlerde 5,25 ve 3,5 inçlik disketler kullanılıyordu. Sürekli soruluyor, evet, menajerlik oyunlarından haberdarım, ama bu konuda cdleri alıp bilgisayarıma kurabilecek kadar bile güncel bilgiye sahip değilim!
Çok kişisel bir yazı oldu ama mecbur kaldım, affedin lütfen.

Siz de reklam vermek ister misiniz?
Yazarlarda ara
  • ara
Foto Galeri
En yeni fotoğraf galerileri ...