Pazar

21.02.2009 - 17:10

Hayatının bütün erkeklerini kaybetti

Sitene Ekle

Önce eşinden ayrıldı. Sonra Başbakan Adnan Menderes’in idama gidişini gördü. Ardından
15 yaşındaki oğlu öldü. Yeniden yaptığı evlilikte de eşini toprağa verdi. “Yüzyılın aşkı”nı yaşayan kadın, yapayalnız öldü



İki yıl önce Alsancak’taki deniz manzaralı dairenin kapısını çaldığımda çok heyecanlıydım. İçerideki kadın, bir dönemin tanığıydı. O dönemle birlikte kendisi de içine kapanmış, o dönem hakkında konuşmayı, anılarını yazmayı hep reddetmiş, fotoğraf çektirmemiş, evine gazeteci sokmamış, ısrarla susmuştu.
Bir ayrıcalığı yaşadığımın farkındaydım.
Rahatsızdı. Geniş, ışıklı salonun kanepesinde uzanmıştı.
Çıkık elmacık kemiklerinin biçimlendirdiği yüz örtüsü yılların yorgunluğunu ele verse de, yarım asır önce opera sahnelerini titreten billur sesi tazeliğini koruyordu.
Evin duvarlarında, 50 yıl önce Başbakan’ı baştan çıkaran o Ava Gardner çehresi gülümsüyordu. Bir de yağlı boya tablolarla son eşinin fotoğrafları...
Sehpalarda biblo filler vardı; başucunda her daim yanında olmuş vefakar arkadaşları...
Servete boğulmuş bir mazi alameti yoktu ortalıkta; tersine tevazuun işaretleri vardı.

Suskun kahraman
Sırlarını mezara götürmeye yeminli insanlara saygım sonsuzdur.
Asla üstelemem. Mahremiyete girmem.
Ancak “Ayhan Aydan-Adnan Menderes ilişkisi”, bir askeri müdahalenin hem de son derece sakil bir şekilde alenileştirdiği bir aşk...
Üstelik kahramanları sustukça dedikodunun pençesine düşmüş, tarihe yalan yanlış, eksik kaydedilmiş bir ilişki...
Belki de bu görüşmeyi, 55 yıllık arkadaşı Sevim Apaydın’ın samimiyetimi inandırıcı bulması kadar, o yanlışların düzeltilmesi arzusuna da borçluydum.

“Onu çok sevdim”
O gün nostaljik bir yolculuk yapmıştık birlikte...
82 yıllık bir ömrü, ilk basamaktan başlayarak adım adım tırmanmıştık.
Sopranoluk günlerinin fotoğraflarına bakarken “Ne güzel günler geçirdik. Ah, gitti gençlik” sızlanması dökülmüştü ağzından...
Bir fotoğrafta, Yassıada’da sevgilisine arkasını, hakimlere önünü dönmüş bir şekilde “Adnan Menderes’i evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim” derken görünüyordu.
“Herkesin sustuğu dönemde bunları söylerken ‘Başıma bir iş gelir’ diye korkmadınız mı?” sorumu şöyle yanıtlamıştı:
 “Korkmadım. ‘Bir iş gelecekse de Adnan bey için gelsin’ dedim. Çünkü onu çok sevdim.”
O sevgiyi hâlâ muska gibi yüreğinde taşıdığı belliydi.
Menderes’in fotoğrafı hâlâ yatağının başucundaydı.
Ve hâlâ her gün ona “Nur içinde yatsın” diye dualar ediyordu.
Aydın Menderes’in “Ayhan hanımın Yassıada’da Menderes’e olan sevgisine sahip çıkması, kendisini yücelten bir olaydır. Bütün Türk milletiyle birlikte ben de ailem de takdir ettik” sözlerini hatırlatınca gözleri dolmuştu.
“Ağlattınız beni” diyerek mendiline davranmıştı.
Zaten bu imkansız aşk, doğduğu günden beri neredeyse sadece gözyaşlarıyla sulanmıştı.
Perşembe günü vefat haberini aldığımda “Nihayet kavuştular” dedim kendi kendime...
Yarım asır gecikmiş ve öbür dünyayı beklemiş bir kavuşmaydı bu...




YASAK AŞK YASSIADA’DA
Mahkemede yiğit bir kadın
Ayhan Aydan, bebeğinin ardından 1957’de de büyükannesini kaybedince altı aylığına Hamburg’a gitti.
Gitmeden Menderes’e bir mektup yazıp bu ayrılık için “Belki geç bile oldu” dedi.
Bir daha hiç baş başa görüşemediler.
Ama hep telefonlaştılar.
27 Mayıs sabahı ihtilal haberiyle uyanınca Menderes’i aradı. Başbakan Eskişehir’deydi. Endişeli bir ses tonuyla “Yarım saate kadar çıkıyoruz” dedi.
Bu, son konuşmaları oldu.

Zina için fetva
Askerler, devrik Başbakan’ı Yassıada’ya hapsettikten sonra peş peşe siyasi davalar açtı. Ancak kamuoyu önünde, itibarını yok edecek bir davaya ihtiyaç vardı.
Ayhan Aydan’ı hatırladılar.
Menderes’i, kendi tabanını oluşturan müminlerin gözünden düşürmek için “zina” davası açmayı düşündüler.
İstanbul Müftüsü’nden bu konuda fetva istediler.
Müftü Ömer Nasuhi Bilmen, “Zina en büyük günahtır” fetvasını verdi.
Lakin zina suçlaması için eşi Berin Menderes’in şikayetçi olması gerekiyordu. Böyle bir şikayet yoktu. Askerler bu kez de Ayhan Aydan’ın ölen bebeğini gündeme getirdiler.
Gayrimeşru doğan bu çocuğun doğum sırasında eceliyle ölmediği, Menderes’in azmettirmesiyle Dr. Fahri Atabey tarafından öldürüldüğü iddiasını ortaya attılar.
Hukukçulardan oluşan Yüksek Soruşturma Genel Kurulu, beş yıl önce ölmüş bir bebeğin ölüm nedenini ispatlamanın tıbben imkansız olduğunu söyleyerek dava açılmasına oybirliğiyle karşı çıktı. Ama Milli Birlik Komitesi zorlayınca meşhur “Bebek Davası” açıldı.

Kasadaki kadın külotu
Davada Menderes ve Dr. Atabey hakkında 5-10 yıl hapis cezası isteniyordu. Kanıt bulmak için beş yıl önce ölen bebeğin mezarını açtılar, kemikleri çıkarıp muayene ettiler.
Ön soruşturmada Menderes, -basının tabiriyle- “Ayhan Aydan’la metres hayatı yaşadığını ve çocukları olduğunu itiraf etti.”
Duruşma, Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in gizli celse talebine rağmen “ibret için” açık yapıldı. Devrik Başbakan’ı aşağılamak için her şey hazırlanmıştı.
O kadar ki, bir ara savcı, Başbakanlık kasasında bulunduğunu öne sürdüğü bir zarfı çıkardı. Üzerinde “Tarihi vesikalar” yazan zarfın içinden bazı çıplak kadın fotoğraflarıyla beyaz bir kadın külotu çıkardı. Menderes’e ve kameralara doğru sallayıp “Bu külotu kim unutmuş acaba Başbakanlık’ta?” diye sordu.

Asıl tanık
İş kötüye gidiyordu. Aydan’ın tanıklığı Menderes’i ya mahkum ya beraat ettirecekti.
Duruşma günü Aydan başı dik olarak girdiği duruşma salonunda Menderes’e dönüp bakmadan şunları söyledi:
“Adnan Menderes’i 1951’de tanıdım. Evli olmasına rağmen büyük bir aşkla sevdim. Bütün emelim ondan bir çocuk sahibi olmaktı. Bunu başaramadım. Hasta bünyem müsaade etmedi. Çocuğum 8 aylık doğdu ve öldü. Hangi vicdansız ana, üzerine titrediği bebeğinin ölmesine razı olabilir?”
Bu soru, duruşmayı bitirdi.
Devrik Başbakan’ın yiğit sevdalısının, kaybettiği sevgilisine ve bebeğine sahip çıkması hem mahkemeyi hem kamuoyunu etkiledi.
Açılan onca dava içinde Menderes’in beraat ettiği tek dava “Bebek Davası” olacaktı.



Menderes’ten sonra oğlunu da kaybetti
Menderes asılınca Ayhan Aydan perişan oldu. Şimdi hem yalnız hem parasızdı.
Başbakan’ın aldığı Kalender’deki evde oturmak kısmet olmamıştı. Gelirlerine el konmuş, hesabı dondurulmuştu.
Adnan Menderes’in hediye ettiği, üzeri “A” ve “M” harfi işli kolye ve bilezikleri Çeşme’deki yazlığına götürmüş, onun dışındaki bazı mücevherlerle iki Hereke halısını satmış, ayakta kalmaya çalışmıştı.
Bütün bu mücadele sırasında hatıraları için bir servet teklif eden gazeteleri geri çevirmişti.
1962’de “Kiss Me Kate” operasıyla sahneye döndü. Ama astım yakasını bırakmıyordu.
Menderes’in idamında, en büyük acıyı yaşadığını sanıyordu. Oysa daha büyüğü vardı: 1963’te 15 yaşındaki oğlu Aydan’ı Londra’da, akıl almaz bir ev kazasında kaybetti.
Haberi aldığında kendini camdan atıp ölmek istedi.
Cenazede bilekleri sargılıydı, ayakta zor duruyordu.
Ölen oğlunun babası Hasan Ferit Anlar da vefat edince 1970’lerin sonunda hayatının bütün erkeklerini elinden alan Ankara’dan taşındı. İzmir’e yerleşti.
1982’de yeniden evlenip yeni bir hayata başlamaya çalıştı.
Ancak yeni eşi İzmirli işadamı Sadun Barış da 1995’te kanserden öldü.
Aydan yeniden yalnızlığa gömüldü.
Bu inziva hayatı, geçen hafta Alaçatı’da son buldu. 






Makam arabasında Menderes’in ölü bebeği vardı
Aşkları için sonun başlangıcı, Ayhan Aydan’ın yasak aşkı Menderes’ten çocuk istemesi oldu.
Bunu her şeyden çok istiyordu.
1952 ve 1953’te iki kez Menderes’ten hamile kalmış, iki hamilelik de düşükle sonuçlanmıştı.
İkisinde de Aydan’a, Başbakan’ın yakın dostu, bakanı, jinekolog Dr. Mükerrem Sarol müdahale etmişti.
1954 kışında yeniden hamile kaldı. Bu kez mutlaka doğurmak istiyordu. Yakın bir arkadaşının deyimiyle “en büyük hatası bu oldu”.
Başbakan durumdan haberdar olduğunda çok geçti. Cenin, artık alınamayacak kadar büyümüştü. Müdahale, hayati tehlike doğurabilirdi.
Menderes çaresiz “Doğur o zaman” dedi.
Aydan evine çekildi. O günden sonra sadece, karnındaki “Dünyam” adını verdiği bebekle ilgilendi. Hamile halini sevgilisi görsün istemedi. O dönem görüşmeyi kestiler.
Ve Başbakan, o ara İstanbul’da kendisine yeni bir sevgili buldu.
İstanbul Emniyet Müdürü’nün eşi Suzan Sözen...
Aydan bebeği İsviçre’de doğurmak istiyordu. Menderes telefonda “Hayır, burada kal” dedi. Zeynep Kamil Hastanesi Başhekimi Fahri Atabey’i Aydan’la ilgilenmekle görevlendirdi.
Bebek, 18 Haziran akşamı, sekiz aylıkken geldi. Sancılar başladığında Aydan evde arkadaşlarıyla bezik oynuyordu. Hemen doktor çağırdılar. Evdekiler el ve ayaklarından tuttu, Dr. Alaattin Orhon, müdahaleyi yaptı. Ancak bebek tersti. Müdahale sırasında kolu kırıldı. Üstelik boynuna ve ayaklarına kordonlar sarılmıştı.
Menderes’i aradılar. İstanbul’daydı.
Bebek acı çekiyordu. Dokuz saat uğraştılar. Yaşatamadılar.
Sabaha karşı 3’te Aydan’ın “dünya”sı karardı. Sevdiği adamdan sonra, ondan olan bebeğini de kaybetmişti.
19 Haziran 1955 sabahı Zeynep Kamil Hastanesi’nin Başhekimi Dr. Fahri Atabey geldi. Başbakan’ın şoförü Hayri’yle bebeği aldılar. Makam arabasına koydular. Cebeci Asri Mezarlığı’na götürdüler.
Ölüm kütüğüne “Fevzi oğlu Ahmet Aydan” olarak kaydedildi.
“Doğduğu gün”, “Öldüğü gün” ve “gömüldüğü gün” aynıydı:
19.Haziran.1955.
Adresi: Yenişehir, Olgunlar Sokak, 17/5-Ankara
Ölüm Sebebi: Kalp yetmezliği...
560 ada, 688 parsel... 
Dosyada “Ada parsel” numarasının yanındaki çarpı işareti bebeğin “meccanen” yani bedava gömüldüğünü gösteriyordu.
Bu, “kimsesiz”lik alametiydi.
O yüzden 1970’lerde üstüne başka bir kimsesiz gömüldü.
1984’te de mezar yeri Sultan Yıldırımoğlu’na tahsis edildi.
“Dünyam”, hâlâ Cebeci Mezarlığı’nın en ücra köşesinde, yarım asır önceki bir aşkın ölü meyvesi olarak yatıyor.

©Copyright 2009 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.