Pazar

27.10.2013 - 02:30

Başkomutanın Sofya yılları

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »

Mustafa Kemal, Balkanlar’ın en Prusyalı denen başkenti Sofya’da Balkan tipi hayatı, Osmanlı’nın henüz buram buram koktuğu bu ülkelerdeki modernleşmeyi yakından gözleme fırsatını elde etti

Bundan tam yüz yıl önce 27 Ekim 1913’te Binbaşı Mustafa Kemal Bey, Sofya askeri ataşeliğine atandı. Sofya sefiri yakın arkadaşı Fethi Bey (Okyar) idi. Sofya, Osmanlı Erkan-ı Harbiyesi için mühim bir merkezdi; bu nedenle uhdesine verilen Belgrad ve Çetine (Karadağ Prensliği) nezdindeki askeri ataşeliklere de bir-iki kere uğramış olmalıdır. Yakın zamanlarda Karadağ Cumhurbaşkanı Filip Vujanoviç, Topkapı Müzesi’ni ziyaret ettiğinde kendisine ebedi önderin ülkelerinde askeri ataşe olduğunu söylediğimde heyecanlandı ve bir müddet sonra eski başkent Çetine’deki imparatorluk devri sefaretimizin restorasyonu ile birlikte önüne bir Atatürk büstü de konuldu.
Bu görevlerdeyken Mustafa Kemal Bey, 1 Mart 1914’te yarbaylığa yükseldi. Osmanlı devleti 28 Temmuz’da başlayan krizin içinde etkin olarak yerini aldı ve 29 Ekim 1914’te savaşa girdi.
Yarbay Mustafa Kemal Bey’i Sofya’da tutmanın imkanı yoktu, ısrarla
cephede görevlendirilmesini istedi ve Çanakkale’de henüz olmayan bir tümenin başına tayin edildi. Tümeni kendisinin tertiplemesi istendi. Ocak sonunda
(20 Ocak 1915) on beş aylık ataşemiliterlik görevi sona erdi.

Temsil ettiği ülke askerliği ile şöhretli bir devletti
Genç zabitin Fransız dilini bütün kurmay arkadaşları gibi imparatorluk sınırları içinde öğrendiği bir gerçektir. Sicilinden kendisinin Bulgarca anladığı ve bir parça konuştuğu da anlaşılıyor. Selanikliydi, tıpkı İzmir ve Beyrut gibi imparatorluğun kozmopolit kentlerinden biri olan bu Makedonya metropolünde Bulgarca konuşanlar kalabalık bir gruptu. İmparatorluğun yapısı ilginçtir. İlk Bulgar gazetesi de ne Bulgaristan’da ne de Makedonya’da, İzmir’de hayata geçti. Konstantin Fotinov adlı bir işadamı “Lyuboslovye” adlı gazeteyi İzmir’de çıkartmıştır. Genç kurmay subayın Fransız dilini Osmanlı kozmopolit muhitinde görevli bulunduğu Halep ve Şam gibi üçüncü dil olarak Fransızca da konuşulan şehirlerde ama her halükarda kütüphanede okuyarak geliştirdiği anlaşılıyor.
Fransa’daki tek gezisi 12 ila 18 Eylül 1910’da Osmanlı askeri heyetinin üyesi olarak katıldığı Picardie manevralarıdır. Sonraları harp içinde Veliaht Mehmet Vahdettin’le yaptığı Almanya ve Avusturya resmi gezisi ve tedavi için gittiği Avusturya Çekya’sındaki Karlsbad (Karlovy Vary) kısa ikameti ile Avrupa gezileri tamamlanır. Bu nedenle 1913 ekim sonuyla savaş başlangıcı arasındaki Sofya görevi onun için önemlidir.
Mustafa Kemal Bey, Londra, Berlin, Paris hatta Roma gibi yerlerde uzun boylu bulunamadı. Dolayısıyla Osmanlı Tanzimat aydınının bu başkentlerdeki temasları ve yaşamı sonucu çok defa duçar olduğu Batı tipi modernleşmeden çekinmek veya doğrudan o hayata ve sisteme dalmak gibi bir tutumu görülmez. Genç komutan Balkanlar’ın en Prusyalı denen başkenti Sofya’da Balkan tipi hayatı, Osmanlı’nın henüz buram buram koktuğu bu ülkelerdeki modernleşmeyi yakından gözleme fırsatını elde etti. Bulgar askeri erkanının hayatına kolayca girdi. Unutmayalıım genç subayın temsil ettiği ülke askerliği ile şöhretli bir devletti.

Bulgar köylüsünün duruşunu hayranlıkla izledi
Mustafa Kemal’in Sofya’nın yüksek çevrelerinde bulunmaktan geri durmadığı anlaşılıyor. Genelkurmay mensuplarının toplantıları kadar opera ve baloları ve çay saatlerini de takip ediyordu. İlk anda operaya da gitmiştir.  Balkanlar’da Sofya, Bükreş operasıyla birlikte en ünlü olanıdır. Kendisine refakat eden Sobranye (Bulgar Millet Meclisi) üyesi Şakir Zümre Bey’e o günkü temsilden sonra “Adamların Balkan Savaşı’nı niye kazandıklarını şimdi anladım” demiş.
Opera bir tertip ve disiplin işidir. Wagner’in tabiriyle (bir Gesamtkunstwerk-bütün sanatların ortaklığı). Hayatı boyunca operayı Türkiye’de kurmak için çabaladı. 1933’te İran şahı geldiğinde “Özsoy” operasının (Adnan Saygun’un bestelediği ve “Şehname”den Münir Hayri Egeli’nin uyarlayarak librettosunu yazdığı İran ve Turan halklarının birliği üzerine bir konu içeren bir opera) tek perde temsilinden sonra güçlü seslere sahip gençleri Berlin’e göndertti. Tiyatro ve operayı kurmakla görevlendirdiği Karl Ebert’e bu iş için kaç yıl gerektiğini sormuş. Aldığı cevap onun kısaldığını hissettiği ömrü için pek iç açıcı olmamakla birlikte, girişime devam edilmesini istedi.
Bulgaristan’daki eğitimin hızlı seyri bütün Osmanlı Meşrutiyet erkanını hayran bırakmaktaydı. Mustafa Kemal Bey bunu yerinde gördü. Özellikle Bulgar köylüsünün durumu ve duruşunu hayranlıkla izlediği görülüyor. Bir gün Sofya bulvarlarındaki bir kafede otururken kafeye zengin bir köylü girer. Otantik kıyafetler içindedir. Garsonlar bu kılıktaki bir adama hizmet edemeyeceklerini söyleyerek onu sepetlemeye kalkarlar. Adamın cevabı ilginçtir: “Bulgaristan benim kazandığımı ve ürettiğimi yiyerek geçiniyor. Paramı da ödedikten sonra niye buradan gidecekmişim!”
Askeri ataşemiz bu tavırdan çok etkilendi ve Şakir Zümre’ye harfiyen anladığı anlaşılan bu itirazı şöyle değerlendirdi: “Şakir, bizim köylümüzün de bu adamlar gibi kendinden emin ve hakkına sahip olması gerekir.”

Bulgaristan macerası Bulgar literatüründe ele alındı
Balkan modernleşmesini,politik uyanışları gözleyerek yerinde değerlendirdi. Atatürk’ün Bulgaristan macerası Bulgar literatüründe ele alındı. Türkiye’de sadece Altan Deliorman bu dönemi kaleme almaya çalıştı.
Yeni cumhuriyetin Bulgaristan Çiftçi Partisi hareketi ve başındaki sosyalist lider Stanbuliski ile sıcak ilişkiye girmesi hiç tesadüf değildir. 20’nci yüzyıl başında bir Osmanlı subayı geniş imparatorluğun her köşesinde görev görürdü. Asayiş görevi yüzünden çarpıştığı kabileleri yakından tetkik etme imkanına da sahip olmuştur. Cumhuriyeti kuran kadroların nerede olursa olsun geniş bir tecrübeye ve geniş bir dünya görüşüne sahip olduğunu bu nedenle anlamak mümkündür. Genç kurmay subay Mustafa Kemal Şam’da, Makedonya’da, Selanik’teydi, Trablusgarp’ta hem görev gördü hem de İtalyanlara karşı savunma yaptı. Üstüne Balkan Savaşı’nda karşı cephede yer alan üç ülkenin başkentinde askeri ataşe olarak bulundu. Karadağ’daki eski büyükelçimiz Birgen Keşoğlu Atatürk’ün bu dönemde yazdığı raporları değme diplomatın zor kaleme alabileceğini söylemişti. Bu dönemin Türk subaylarında hele kurmay statüsünde ise etrafa nüfuz etme yeteneği güçlü oluyordu. n

©Copyright 2013 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.