03.04.2013 02:30 | Son Güncelleme:
MİRAÇ ZEYNEP / İstanbul

BEYOĞLU EFSANESİ Yakup’a elveda

Asmalımescit’in ünlü mekânı, kültür-sanat camiasının uğrak yeri Yakup 2’nin sahibi Yakup Arslan, dün hayatını kaybetti. Arslan’ın cenazesi bugün Yakup 2’nin önünden alınıp Zincirlikuyu’ya defnedilecek.

“Haydi beyler, yay vaziyetleri”... Bu cümlenin sahibini bilen bilir. 36 yıllık meyhaneci Yakup Arslan’ın dilinden, “yaylanın”ın kibarcasıdır. Bu kez kendine “yay vaziyetleri” deyiverdi Yakup Arslan; 63 yaşında göçüp gitti.
Hasta olduğunu biliyorduk. İyi değildi, duyuyorduk. Ama o Yakup’tu. Kıpkırmızı yüzü, tarife gelmez burnu, her zaman içi gülen gözleriyle, şöyle ağır ağır, neredeyse her masanın fotoğrafını çekerek yürüdü mü; Yakup 2’de kim var kim yoksa döner bakardı. Ölüme pabuç bırakmaz sanıyorduk. Önüne bir duble rakı koyar, sofraya bakış atar, uzun zamandır durduğu eşikte yıllarca oyalanır gibiydi.
Erken kapadı dükkanı. Belki de ilk kez...

ÇAĞRILMAYAN YAKUP
Ona nasıl hitap ettiğiniz, Yakup 2’deki kıdeminizin göstergesiydi. İlk günlerden bu yana tanıyanlar için Yakup, 80’lerden sonra müdavim olanlar için Yakup Abi, bizim gibi “tıfıl”lar için ise garsonların garsonu Yıldırım’dan (Kılınç) duymaya alıştığımız gibi Yakup Amca...
Ya da en afilisi, ona Edip Cansever’in uygun gördüğü ismiyle “Çağrılmayan Yakup”... Onu, amcası Refik Arslan’ın yanında ateş parçası gibi çalıştığı günlerden tanıyan Cansever yazmıştı şu dizeleri: “Ben, yani Yakup, her türlü çağrılmanın olağan şekli/ Daha hiç çağrılmadım/ Biri olsun ‘Yakup!’ diye seslenmedi hiç/ Yakup!/ Diye seslenmedi ki, dönüp arkama bakayım”.
Çağrılmadan geldiği o yıllarda, babasının ölümünün ardından evi geçindirmek için amcasının meyhanesinde çalışıyordu. Hemşin’den İstanbul’a aslında ilkin 10 yaşında, okumaya gelmişti. O zamanlar babası hayattaydı. Belki de bambaşka bir gelecek hayali kuruluyordu onun için. Ama haylazdı. Bir kaza geçirince amcası korkuyla onu köye geri gönderdi. İkinci gelişinde babası yoktu, okulu da... Çalışmak zorundaydı.
1977’ye kadar Refik Arslan’ın sağ kolu oldu. Sonra kendi kanatlarıyla uçmaya karar verip, Sofyalı Sokak’ta minicik bir dükkan tuttu. Adını Yakup koydu.
Yakup; yazarların, çizerlerin, özellikle de İkinci Yeni’nin ikinci evi gibiydi: Edip Cansever, Cemal Süreya, Tomris ve Turgut Uyar, Özdemir Asaf... 1982 yılında, o küçük dükkan yetmemeye başlayınca kendine yeni yer aradı. Sonunda, bugünkü meyhaneyi buldu. İlk dükkan devam ediyordu, buraya da Yakup 2 deyiverdi. Bugün 1’i olmayan 2’nin hikayesi işte böyle başladı.

ZAMANIN BEKÇİSİYDİ
Nasıl Yakup 1 yazan, çizen, okuyan, söyleyenlerin ama en çok edebiyatçılarınsa; Yakup 2 de en çok gazetecilerin oldu. Onun kalem erbabı müdavimlerini saysak, neredeyse Gazeteciler Cemiyeti’ne üye olanlardan fazla çıkar.
Çağrılmaya ihtiyaç duymayacak kadar düşünceli olan Yakup Arslan, aynı özeni müdavimlerinin gazete kupürlerine, şiirlerine, sergi afişlerine gösterdi hep. Meyhanenin duvarları, 36 yılın kültür sanat ajandasını verir. Selim İleri’nin dediği gibidir çünkü: “Yakup’ta sadece eğlenilmez, pek çok şey paylaşılır”.
Hasan Cemal, bir söyleşide Yakup’un sırrını şu cümlelerle anlatmıştı: “Orada herhangi bir yabancılık çekmezdim. Yakup’a gittiğim vakit duvarlara baktığımda kendi kişisel tarihimde de yerleri olan birçok simayla baş başa kalırım”.
Gün gelir, zaman durur; yalnızca bir kadeh yarenlik eder insana. Tek başına demlenene dahi yalnızlık çektirmeyen bir meyhanenin yaratıcısıydı Yakup Arslan. Orada, duran zamanın bekçisi oldu. 1989’da İstanbul’da yaşayan Alman besteci Detlev Glanert’in yazdığı Yakup 2 Konçertosu’na “Beklemenin Zamanı” adını vermesi boşa değildi.

CENAZESİ BUGÜN
Yakup Amca’nın üflediği ruh, oğulları Yıldıray ve Ufuk’la devam edecek kuşkusuz. Çünkü onlar da babadan, amcadan aldıkları adapla devam ediyorlar işlerine...
Zira içki her şeyden önce adap gerektirir. Zordur dengesini tutturmak. Birkaç fazla dubleyle bütün hayatını darmadağın edenlerin hikayesi çoktur. Meyhanecinin işi en zorudur. Şişeler açılır, kadehler dolarken her masanın neşesi, huzuru, selameti ona emanettir çünkü.Arslan bu emaneti yıllarca taşıdı; ne kendine ne de sofrasına oturanlara zeval getirdi. T24’te Hazal Özvarış’ın yaptığı söyleşide “Dünyaya yine gelsem yine meyhaneci olurum” demişti, “Değişen bir şey olmaz”.
Bizim için de değişen bir şey olmaz. Yine Yakup’a gideriz kadehleri tokuşturmaya. Bugün 12.00’de Yakup 2’nin önünden, ikindi namazının ardından kılınacak cenaze namazıyla Zincirlikuyu Camisi’nden uğurlanırken Edip Cansever seslensin yine ona:
“Yakuup!/ Bir şey ki seni çağırıyor, o şimdi ne olmalı/ Gene bir Yakup olmalı bu”...

Günde 3 büyük içti, sarhoş gören olmadı

“Meyhaneci içmez” denir. O söz olsa olsa “içmese iyi olur” temennisidir. Bugüne kadar gördüğüm meyhanecilerin çoğu gibi, Yakup Arslan da “sıkı” içerdi. “Artık azalttım” dediği yıllarda bir büyüğü devirdiğini çok gördük. Azaltmadan önce ise üç büyüğü buluyordu. Her gelen masasına davet ediyordu onu, oturup da içmedi mi gönül koyuyorlardı. O masada bir kadeh, öbüründe iki derken otuz duble içtiği olurdu. Yakup 2’nin ilk yıllarında, neredeyse 10 yıl böyle yaşadı. 
Dubleler hep çift haneli sayılardıysa da, onu sarhoş gören olmadı. Çünkü sarhoş olduğunu hissetti mi, kaçardı meyhaneden. Eve gider, vurur kafayı yatardı. Bundan 6-7 yıl önce düşüp kolunu kırmıştı. “Aman Yakup Amca” demiştik, “Sarhoşken mi oldu?”. “Yok” diye cevap vermişti, “Tam tersine, ayıkken”.

Bu habere ifade bırak
  • 1Mutluyum
  • 1Şaşkınım
  • 1Kararsızım
  • 1Kızgınım
  • 1Üzgünüm
Toplam Oy5