14.09.2018 - 01:30 | Son Güncelleme: 14.09.2018-1:30 A-A+

BOZULMAMIŞ BİR ADA: LEROS



Leros’a gelmeye karar vermeden önce okuduğum bütün gezi yazıları, buranın Türk turistlerin pek tercih etmediği bir ada olduğunu söylüyordu. Turgutreis’ten bir saatten biraz fazla süren feribot yolculuğuyla hop diye gelinen bir ada için şaşırtıcı bulmuştum bunu, nitekim o yazılardan bu yana köprünün altından çok sular akmış görünüyor. Misal, bence kalınacak yerlerden en sakini ve en hoşu, 2-3 tane tavernası ve mis gibi deniziyle rüya koy Alinda’nın, cırcır böceklerinin bile sustuğu akşam saatini denizin ortasında bir tekneden gelen hangi ses bölüyor dersiniz? Allah için hiç de sessiz olmayan ‘Sessiz Gemi’, Hümeyra da değil, Ayla versiyonu üstelik.

“Neyse,  ‘Ankara’nın Bağları’ da olabilirdi bu saatte” diyorsunuz, ertesi gün Pandeli’de normalde hiç müzik çalmayan plajda duyulan tek ses “Kovaladıkça kaçan, ateş böceği misin?” Özetle, keşif tamamlanmış, şemsiyelere Türkçe notlar asılmış, rahat edebiliriz. Ve fakat, hâlâ tam bozulmayan sükuneti, doğası, denizi ve insanlarının dikkat çeken cana yakınlığıyla geleni tam ‘oralı’ değilse de, muteber misafir gibi hissettiren bir ada, Leros... Hani hâlâ “Yunanlılar bizi seviyor mu?” gibi tereddütleriniz varsa, kendinizi Türkiye’deki pek çok turistik yerden daha çok ‘seviliyor’ hissedeceğinizi garanti edebilirim.

‘Deniz de, yemekler de güzel’

Dükkanın kapısından girdiğin an ille bir ikramda bulunmak burada, plajda “Hadi hemen öde, sonra kaçarsın belki” diye tepende dikilmek yerine, “Sonra ödersin, sorun değil” deyip uzaklaşmak burada, ki zaten şezlonglar, şemsiyeler ücretsiz, yediğini içtiğini ödüyorsun, kahve istersen yanında şişe su ikram... Sana mutlaka 1-2 kelime Türkçe hitap etmek de burada... 

Alinda’nın denizin üzerindeki masalarıyla dünya tatlısı tavernası To Steki’nin sahibi Dimitri, Alex de Souza’nın giydiği imzalı formasını satın almak için yüksek paralar önerenlere nasıl cevap verdiğini pek yaygın bir Türkçe küfürle ifade ediyor mesela. Ve şu anki ilk seyahat planı, Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin olduğu tarihte (2 Kasım diye koşa koşa bize de bildirdi) İstanbul.

Bu yazıda tek tek, “Şuraya gidin, burayı görün” diye saymayacağım. Zaten mini mini bir ada ve deniz de, yemekler de hep güzel. Gelmişken Mylos’ta yemek yenmesi gerektiği, her yerde yazıyor zaten. Ben diyorum ki, Dimitris o Karaflas’ı asla ihmal etmeyin, demin andığım To Steki’yi de... İşin en ilginç tarafı, seyahat sitelerinde bir numara olan, üç gün önceden rezervasyonla ancak yer bulunan Karaflas’ın mesela, geçerken uğradığınız adı sanı bilinmeyen tavernayla fiyatlarının aşağı yukarı aynı olması. Hiçbir kapıdan girerken, “Acaba nasıl kazıklanacağız?” sorusu olmuyor kafanızda. Acı ama gerçek; kurdan ötürü hesabı kafanızda sekizle çarpıyor, gene bir Türkiye fiyatına ulaşamıyorsunuz. Bizdeki alışıldık sistemle, “Kafa başı bir fiyat” biçilmiyor. Menüde bütün fiyatlar yazmakta, hiçbir sürprizle karşılaşmıyorsunuz. Ama maalesef Türkiye’yi ziyaret eden adalıların, mesela Alinda’daki Atlazia Hotel’in aynı zamanda adanın belediye başkan yardımcısı olan sahibinin, “İlk gelişimiz iyiydi, ikincide deniz manzaralı bir terasta bin euro ödedik” gibi anıları var. 

Özetle, bu yazı biraz da bizim turizmimizden sorumlu insanlar için yazıldı. Diyorum ki, “Olay, bir Yunan Adaları şahane” özentisiyle açıklanamaz, dolayısıyla “Bizde alası var” diyerek de çözülemez. Evet tabii var ama o alasıyla ne yaptığımızı bir düşünelim. “Sezon üç ay, ne koparsak kâr” dediğimiz zaman, insanların gelecek sene neden gelmediklerini-gelemediklerini merak etmeyelim.

Bilgi YarışmasıYapımında arpa kullanılan içki hangisidir?
Aradığınız
Evi Hemen
Bulun!
araDetaylı Ara
©Copyright 2015 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.