“Annem ve babamla çocukken hep onun oyunlarına giderdik...” Bu cümleyi iki gündür kaç kişiden duydum, inanılmaz.
Benim çocukluğumun da en hoş anılarındandı ailece Gazanfer Özcan’ın oyunlarına gittiğimiz akşamlar. Annem, babam, ablam ve ben aynı şeye güler, yetinmeyip evde de oyundan esprileri tekrarlayıp tekrarlayıp kıkırdamaya devam ederdik.

Nitelikli komedi

Meğer hiç de tek değilmişim. Bir kuşağın tiyatroyu tanıdığı, sevdiği yermiş orası. Tiyatroya gitmeyi bir aile etkinliğine çeviren kişiymiş Gazanfer Özcan. Kendisi de karısıyla, kızıyla, damadıyla sahneye çıkan, muz kabuğuna basmadan güldüren, iyi oyunculuk, nitelikli komediyle bizi tanıştıran ustaymış. Bugün kıllara bürünmüş ‘asabi, agresif, kompleksli’ tiplemelere gülemiyorsak müsebbibiymiş.
Televizyondan kazandığını yatlara katlara değil tiyatroya yatıran bir garip ekolün temsilcisiymiş sonra. “Avrupa Yakası”yla şöhretinin doruğundayken yan gelip yatacağına sağlığını filan da kafaya takmayıp gene perdesini açmış son ana kadar.

Sahnelerin tadı kaçtı

Bakıyorum eski fotoğraflarına; kimler yok ki... Adile Naşit, Selim Naşit, Nisa Serezli, Zihni Küçümen... Gencecikler, ışıl ışıllar o karelerde. Hepsi gideli ne kadar çok olmuş. Sahnelerin tadının tuzunun kaçmasına şaşmamalı.
Ben gene o çok genç halinden bir fotoğrafla veda etmek istiyorum Gazanfer Özcan’a. O çok sevdiği, 1962 yılından beri ömrünü adadığı sahnesinde, yol arkadaşı, göz bebeği Gönül Ülkü ile birlikte...
Çünkü “Avrupa Yakası”nın öksüz kalması değil mesele. Tahsin Sütçüoğlu değil giden, Gazanfer Özcan. Bir geleneğin son temsilcilerinden.
O ‘aile tiyatroları’ vardı ya, bitti artık. Çocuklar artık anneleri babalarıyla aynı oyunu izlemeye gitmeyecek. Kapandı o devir.

Yine mi kötü kadın?
Mutlu aşk, yolunda giden ilişki o kadar izlenmesi sıkıcı bir şey olsa gerek ki, “Binbir Gece”nin aşıkları bir türlü huzura eremiyorlar. Onlar yanlış anlamalara, entrikalara, dalaverelere kurban gitsinler, biz ekran karşısında tırnaklarımızı yiyelim, bu masal böyle sürsün...
E tabii, cadısız masal olmaz değil mi? Ama yani bir masalın bütün cadıları mı kadın olur?

Emel geliyor

Daha Canan Ergüder’in oynadığı Eda’ya olan nefretimiz taptazeyken şimdi bir de Emel çıkıyormuş başımıza. Çok şahane bir oyuncu daha dahil oluyor diziye bir yandan, Selen Uçer. Ama ne olarak? Gazetede okuduğumuza göre “Şehrazat’ın yeni belalısı” olarak.
Yani? Yine haberden aktarıyorum: “Yaşadıklarından dolayı umutsuz olan Onur’un bu durumundan yararlanacak olan Uçer, kısa sürede onu baştan çıkaracak.”
Öyle ya, erkek dediğin saf, masum, çocuk gibi bir varlıktır. Yaşadıklarından dolayı umutsuz olmasa aldatır mı hiç karısını?
İki kere iki dörttür. Her aşk üçgeninde bir adet yaralı bereli, umutsuz adam, bir de onun bu durumunu fırsat bilen fettan kadın vardır... Hele hele bu erkekler başarılı ve zenginse, karşılarına çıkan her kadın kaçınılmaz olarak onlara asılacaktır, zavallı adamcağızların hayatları çetin bir sınav halinde geçecektir.

Kötü cadılar

Özetle Eda Kerem (Tardu Flordun) ile Bennu (Ceyda Düvenci)’nun ‘mesut’ evliliğinin altını oyadursun, bu cephede de bir televizyon spikeri olan Emel atağa kalkıyormuş. Allah kutsal yuvaları kötü cadılardan korusun diye dua etmek kalıyor bize de.
Bir not eklemek istiyorum, dizinin aslında hiç de kadın düşmanı olmadıklarını bildiğim senaryo yazarlarından birkaç da ‘kötü adam’ rica ediyoruz. Bütün mutlulukları kadınlar yıkmıyor, lütfen...