FESTiVALiN KAPANIŞ PARTiSiNDEN NOTLAR

Bir İstanbul Film Festivali’ni daha kapattık. Bol film, bol protestoyla

FESTiVALiN KAPANIŞ  PARTiSiNDEN NOTLAR

Aslına bakarsanız sanatın ruhuna da uygun, devinimli, isyankâr bir ruh damga vurdu bu yılki festivale. Üzerimizdeki rehavet gitti biraz. Sonuca dair umutlu olmak zor, Derya Alabora’nın dediği gibi Munch’un ‘Çığlık’ tablosu gibi dolaşıyoruz ortalıkta, birçok konuda haykırıyoruz ama sesimizi duyan yok sanki. Ama hiç değilse bir çığlık çıkıyor ortaya, hem de pazar günkü son Emek yürüyüşünün gösterdiği gibi epey güçlü bir çığlık.

Yüzler gülüyordu
Festival Sofa Otel’de Efes’in düzenlediği partiyle kapandı. Çok neşeli bir partiydi. Efes sağa sola bira dolu buzdolapları koymuş, açıp kendin alıyorsun, çok şükür hepimiz belli bir yaşın üzerine olduğumuzdan kötü alışkanlıklardan korunmamız da gerekmiyordu. Birkaç saat önceki Emek yürüyüşünün coşkusu devam ediyordu partide. Geçen hafta biber gazı yiyip sırılsıklam olanların (bir festivali daha başarıyla kapatmanın haklı gururunu yaşayan direktör Azize Tan dahil) yüzü gülüyordu bu sefer.
Onur Ünlü’nün film ve senaryo ödüllerini alan ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’sinin ekibi sürekli tebrikleri kabul etmekteydi, biraz da şaşkın. Yüzlerde “Biz gerçekten ödüllendirildik mi?” ifadesi. Onur Ünlü’nün aykırı bir dili vardır çünkü, kendine özgü bir izleyicisi, her jüri bayılmayabilir. Bu seferki kıymetini bilmiş, ne mutlu ki...
Kulak kabarttığım konuşmalardan ödüllerin genel olarak pek itirazla karşılaşmadığını söyleyebilirim. Seyfi Teoman anısına verilen ilk film ödülünü ve
Radikal’in halk jürisi ödülünü alan ‘Köksüz’ ekibinin de yüzlerinde güller açtığını söyleyebilirim. Filmin iki kadın oyuncusu Ahu Türkpençe ve Lale Başar da ayrıca seyircinin gönlünde ödüllendirilmişti, bunu da eklemeli.

Genç kuşak işbaşında
Sinemanın genç kuşağının daha çok temsil edildiği bir partiydi. Belki Atilla Dorsay’ın vakitlice ayrılırken dediği gibi yüksek müzik nedeniyle gelenler de erken kaçtı. Kalanlarsa geç saatlere kadar muhtelif köşelerde eğlenmeye devam etti. Bu arada Emek yürüyüşünde de genç kuşak
ön saflardaydı, Yeşilçam’ın pek çok ünlü oyuncusunun neden bu konuya karşı bu kadar ilgisiz olduğunu merak ediyor insan. Ve bu da gecenin çok konuşulan konuları arasındaydı. Nejat İşler ve Cem Yılmaz’ın törende müthiş ilgi gören Emek konuşmalarıyla beraber...

Çok mu iyimserim?
Bu seneki festivalin, başta dediğim gibi Emek’le birleşen başka bir ruhu olduğuna inandım oradan ayrılırken. Sinema, dizi oyuncularımız, yönetmenlerimiz seyirciyle elele verip sokağa döküldüler, bir işe baş koydular... Belki bu ortak ruhtan başka yollar açılır, yeni çözüm yolları üretilir, bakarsınız seneye festivali yine yerli yerinde duran Emek Sineması’nda açarız... Bahar geldi, çok mu iyimser oldum nedir?

DiKKAT FiLM ÇIKABiLiR

Onur Ünlü’nün filminin kendisi kadar gösterim şekli de konuşulacak besbelli. Sadece gişe filmlerine yaşam hakkı tanıyan dağıtım ağını kendisi reddederek bence şahane bir iş yapıyor Ünlü. Uğraşıp didineceksin, binbir emekle iyi, ‘art house’ bir iş yapacaksın (Hürriyet’te Ezgi Atabilen’e verdiği röportajda “B.k yemenin İngilizcesi” diye tanımlıyor bunu yönetmen), sonra onun 10 katı çabayı da filmini göstermek için harcayacaksın. Yalvar yakar olacaksın, gösterim ağının neredeyse tamamını elinde tutan firmaya kendini beğendireceksin ki bir AVM’nin içinde salon kapabilesin. Kaptığın zaman da ömrün olsa olsa bir hafta.
Neticede ‘Sen Aydınlatırsın Geceyi’ filmi, bu çarka girmeyi reddediyor. Onun yerine ne yapıyor, filmi gezdiriyor. Beklemediğiniz salonlarda, mesela yakında Semaver Kumpanya’da, film karşınıza çıkabilir. Üstelik filmi izledikten sonra ekiple sohbet bile edebilirsiniz. Siz de salonunuzda bu filme yer açmak istiyorsanız ismail@eflatunfilm.net adresinden bağlantı kurabilirsiniz.