‘Geriye Kalan’, duygularımızla izleyebileceğimiz, karakterlerin herhangi birini alıp bağrımıza basmak isteyeceğimiz bir film değil. Tam da bu nedenle soğukkanlı bakıp meselenin kendisine kafa yormamızı sağlıyor ki; bence güçlü tarafı da burası

KAZANDIN... AMA NE KAZANDIN

Tamamını unutsam, bu son cümlesini unutamadığım bir filmdi ‘Dünden Sonra Yarından Önce’. Yönetmeni Nisan Akman’dı, Zuhal Olcay’la Eriş Akman evli ve görünüşte birbirini seven bir çiftti. Ama bir pürüz vardı: Kadın işine çok fazla zaman ayırdığından tırnak içinde evini ‘ihmal ediyordu’. Ondan kalan ‘boşluğa’ bir başka kadın talip olmuş, adamın hayatına zorla sızmış, sonunda da dişiyle tırnağıyla verdiği bu mücadeleden kendince ‘galip’ çıkmıştı. Olcay, aldatılmak canına tak edince kocasının bavulunu alıp ‘öteki kadın’ın kapısına götürmüştü. Sedef Ecer’in oynadığı ikinci kadın, zaferle aydınlanan yüzüyle “Kazandım mı?” diye sorduğunda aldığı cevap buydu işte: “Kazandın... Ama ne kazandın?”

Kervan yürüsün diye
Bir başka kadın yönetmenin, Çiğdem Vitrinel’in bugün vizyona giren bol ödüllü filmi ‘Geriye Kalan’ vesilesiyle hatırladım o sahneyi. Daha doğrusu Vitrinel’in Altyazı’dan Senem Aytaç’la Berke Göl’e verdiği röportajı okurken... ‘Geriye Kalan’ da bir tür ‘aşk üçgeni’ anlatıyor. Ama meseleyi bile isteye o kadar mülkiyet ilişkileri üzerinden alıyor ki, aslında ortada aşk filan olmadığını da gösteriyor bütün çıplaklığıyla.
Burada da bir karı-kocamız var, 10 senedir evliler, bir küçük kızları var. Sevda çalışmıyor. Varlığını ailesine armağan etmiş. Tek derdi ‘it ürüsün, kervan yürüsün’. O kervandan kendisine ne kadar hayır var, bu evlilik içinde mutlu mu, değil mi... Bu tip kaygıları yok. Bütün dış mihraklardan gelecek tehditlere karşı yuvasının bekçisi bir dişi kuş o. Nitekim kocasının işyerinden edindiği sevgiliyi de uzun süre görmezden geliyor, annesinin de öğütleriyle. Artık reddedemeyeceği noktada da çekip gitmeyi, mevziyi terk etmeyi aklına bile getirmeden açıyor bir cephe. Tabii ki kocasına değil, onu ayartan ‘o mel’un kadına’; Zuhal’e karşı.

Filmin güçlü tarafı
Zuhal, Sevda’dan çok farklı. Kocasından ayrılmış, çocuğunu tek başına büyüten, yalnız bir kadın... Sevda pek çok kadının benzeri bir durumda yapmak isteyeceği ama muhtemelen korkacağı bir şeyi yapıyor, rakibinin hayatını gözetlemeye başlıyor. Şu çoğumuzun internet üzerinden filan yürüttüğümüz soruşturmayı, bu doğrudan kadının evine dalma noktasına kadar taşıyor. Ve artan gerilimle beraber işin rengi de değişiyor.

Kadın düşmanı!
Şu kadarını söyleyeyim, duygularımızla izleyebileceğimiz, karakterlerin herhangi birini alıp bağrımıza basmak isteyeceğimiz bir film değil, ‘Geriye Kalan’. Tam da bu nedenle soğukkanlı bakıp meselenin kendisine kafa yormamızı sağlıyor ki; bence güçlü tarafı da burası.
Muhtelif festivallerde gösterildiğinde kadın düşmanı bulanlar olmuştu filmi, ben hiç öyle düşünmüyorum. Erkeğe de pek sevecen yaklaşmıyor. Belki fazla ‘insan canlısı’ olmadığı söylenebilir filmin ki; zaten ilişkilerin ihtiyaç üzerine kurulduğu, sevgisiz evliliklerin ittirildiği bir düzeni eleştirirken de karakterleri sevmek gerekmiyor kanımca. Sevda da, Zuhal de, ortadaki koca da seyirciye yabancı gelecek karakterler değil, bu da yeterli. Tabii filmi omuzlayan iki kadın oyuncunun, Devin Özgür Çınar ve Şebnem Hassanisoughi’nin payı büyük bunda. Koca rolündeki Erkan Bektaş’la üçgen başarılı bir şekilde tamamlanıyor.

İçi boşalmış hayatlar
Finalde yine bir ‘kaybeden’, bir de ‘kazanan’ var. Da işte kazanan “Ne kazandı?” sorusu kalıyor kafanızın, hatta ‘midenizin’ bir yerinde. Çünkü hazmı çok da kolay bir final değil, hepimizin bu düzenin bir parçası olduğu düşünüldüğünde.
Nitekim Çiğdem Vitrinel, “Ben Sevda’ya şunu sorabilmek için böyle hain bir final yapmayı göze aldım” diyor o söyleşide: “Baştan kaybettiğin bir oyunu sürdürmek için neden bu kadar çabalıyorsun? Evlerin içindeki bu mücadeleden elimizde duygusuz sevişmelerden, içi boşalmış hayatlarımızdan başka ne kalıyor?”
İlle kervanı yürütmek için çabalarken Vitrinel’in filmini görüp de sevmediyseniz, ‘kadın düşmanı’ bulduysanız, belki de suç aynada değildir... Belki de sormanın vaktidir: Nedir geriye kalan sahiden?