KORKMADAN, UTANMADAN SEVEBİLMEK

Bir garip ilişki, babayla çocuk arasındaki. “Sevmen lazım” diye başlıyorsun hayata, “Bu adamı sevmen lazım.” “Saygı duyman lazım” ayrıca. Sonra aklın ermeye başladıkça “Çekinmen lazım.” Bir kabahat işledin mi babana söylerler, görürsün.
Duruma göre “Korkman lazım.” Yanlış yola sapmaması için insana baba korkusu şart. İnsan korktuğu şeyi kolay kolay sevemez de, ondan hem korkman, hem de sevmen lazım.
Bunca lazım arasında karşındaki adam aslında kimdir; hayattan ne gibi beklentileri, nasıl umutları, hayalleri, hayal kırıklıkları vardır bilemezsin çoğunlukla. Evdeki iktidar figürüdür, itaat eder, sorgulamazsın. Elinde büyüdüğün insanı yedi kat eller senden iyi tanır, sen onun sadece ‘baba’ halini bilirsin. Bu da hazırlıksız gelip dünyanın en zor görevine; ‘Bir insan yetiştirmeye’ soyunan kişinin en parlak hali değildir genellikle.
Her mesleğin eğitimi var; ana babalığın yok. Onlar el yordamıyla kıra döke ilerler. Kırılıp dökülen sen olursun. Sen büyürsün, öfken ve kırgınlıkların büyür. Aslında sevgin de büyür de kendine bile söylemezsin.
Artık insan halini görmeye başlamışsındır babanın. Şanslıysan asıl o halini seversin. Çocukluğu; gençliği, onu o güne getiren mücadelesi ve kendi kırılmalarıyla. Ama kaç şanslı insanın hayatta ne olup olamadıysa her şeyin müsebbibi olarak gördüğü anne - babasıyla hesabını kapatıp; onları insan halleriyle sevmeye fırsatı oluyor, bilemiyorum. Meşakkatli bir yolculuk bu ve insan hayatı o kadar uzun değil çoğunlukla. Sen daha büyüyüp adam olup, seni yetiştiren o adama kendini kanıtlayıp bir de onunla aşık atmaya başlayacağın sırada babasız kalıveriyorsun. Elinde kapanmamış defterlerin, sorulmamış sorularınla.
Barış Pirhasan’ın babası Vedat Türkali’ye veda şiiri, bugüne kadar bu konuda düşündüğüm düşünmediğim, bilip bilmediğim bir dolu soruyu uyandırdı. Bu kadar sade
ve net ifade edilebilirdi bir babaya duyulan şey. Şiirin herkes okusun isterim:

‘Ölümden Sonra Aşk’

“Şiirlerimizi sevmezdik birbirimizin
Bence onunkiler takır tukur, onca
benimkiler sulu sepken
Sonra günlerden bir gün bir şiirini
okurken
Dank etti kafama: Babam değil ki
bunu yazan, gencecik bir komünist
İmrendiğim deli fişek militanlardan biri
O zaman bir muhabbet kapladı içimi
Öyle kurtuldum oğul olmaktan
Ama sabırla bekledim ölmesini.
Güle güle git genç adam, her canlı gibi, balık, kirpi, kaplan, yaban kazı gibi git
Özlediğin kanatlar, yüzgeçler, hepsi
senin şimdi
Ohhh diye esiyor rüzgarın git buralardan, görev tamam
Şimdi bilmenin vakti bilmediklerimizi
Nehirler, bulutlar, trenler, gemiler
gibi git dünyayı dolaş
Müjdeler olsun, insan olma faslı bitti
Artık gönlümce, korkmadan, kırılmadan, utanmadan sevebilirim seni.”
Okuduktan sonra; “Neden kırılsın, neden utansın, korksun insan babasını sevmekten?” gibi sorular geliyorsa aklınıza, sanırım şanslısınız, o mücadeleyi ve muhasebeyi erken yapıp bitirmiş, vakitlice ‘oğul’ ya da ‘kız’ olmaktan kurtulmuş, babanızın bir zamanlar olduğu o gencecik adamı bulup sevmeyi başarmışsınız. Ne mutlu.
Diğerlerine bu şiir, bir gün ‘babalarını
gönüllerince, korkmadan, kırılmadan
ve utanmadan sevebilmeleri’ için.