Meryl Streep bunu neden yapıyor?

Bu hafta gösterime giren ‘Aşk Yeniden/Hope Strings’, gerçek bir hayal kırıklığı. Senaryonun bu derece klişesini Merly Streep nasıl ve neden kabul etmiş, anlamak mümkün değil

Epeyce bir zaman, sadece adı iyi -en azından ortalamanın üzerinde- bir film izleyeceğimin kanıtıydı benim için. Gençliğinde uzak durduğu romantik komedi sularında yüzdüğü ‘It’s Complicated’a bile razı olmuştum çocukluğumdan beri sevdiğim Meryl Streep’in uğruna, ki o da pek yenir yutulur cinsten değildi. Ama bu hafta gösterime giren ‘Aşk Yeniden/Hope Springs’, gerçek bir hayal kırıklığı. Senaryonun bu derece klişesini nasıl ve neden kabul etmiş, anlamak mümkün değil.
Özetlerken bile sıkılıyor insan: Kay ile Arnold (Tommy Lee Jones) 31 senelik evliler ve aslında aynı evde iki yabancı olarak hayatlarını geçiriyorlar. Değil birbirlerine dokunmak, aynı odada bile uyumuyorlar. Sonunda Kay’in canına tak ediyor ve Maine’de bir haftalık yoğunlaştırılmış evlilik terapisine rezervasyon yaptırıyor. Kendisiyle homurdanmaktan başka bir iletişim kurmayan kocasına da resti çekiyor. Neticede geçinmeye gönlü olmayan Arnold’la aşklarının ilk günlerine dönme umuduyla dolu Kay uçağa atlayıp terapistin (O da komedi yeteneğine yazık eden Steve Carell) karşısında yerlerini alıyorlar. Sonrası dünyanın en bildik süreci: Ayak diremeler, tökezlemeler ve yenilgiye çeyrek kala mutlu son. Sıfır sürpriz... Üstelik bir oyunculuk gösterisi yapabileceği karakter de değil ki, “Meryl Streep uğruna izlenir” diyelim.
Arkasında böyle bir kariyer olmasa, canını istediği filmde oynayacak kadar kredisi olmasa, sözün kısası o bir Meryl Streep olmasa, vakit geçirmek için izlenebilir bir film. Ama söz konusu Meryl Streep olduğu için sormadan edemiyor insan: En seçici olması gereken zamanda vasatın altında filmlerde oynuyor. Bunu kendine ve izleyicisine neden yapıyor acaba?

Hafta Sonuna iki öneri

Buna karşılık bu hafta Fatih Akın’ın ‘Cennetteki Çöplük’ belgeseli giriyor gösterime. Hani şu ‘çöp arıtma tesisi’ne kurban edilen Karadeniz köyü Çamburnu’nda beş yıl boyunca çektiği belgesel... Gerçek bir cennetin, köylü teyzelerden birinin dediği gibi, “İstanbul’da olsa 5 bin lira versen oturamayacağın” güzellikte bir doğanın çatır çatır, hiç acımadan nasıl tarumar edildiğini, köylülerin topraklarını, havalarını, sularını korumak için verdiği mücadeleyi gün be gün izliyorsunuz filmde. Ve bu bir Hollywood filmi olsaydı direnen köylüler kazanacakken olay Türkiye’nin bir köyünde geçtiği için, gerçeğin ta kendisi olduğu için, Çamburnu’nun çöplüğe dönüşüyle sona eriyor. İnsan olana iç acıtıcı, can sıkıcı, moral bozucu... Ama mutlaka görülmeli...
Bir de moral düzeltici program önereyim: Şahane Kanadalı Cirque du Soleil hâlâ şehrimizde, farkında mısınız? 14 Ekim’e kadar Bayrampaşa Ora Arena’da 1994’ten beri dünyanın dört bir yanında sahneledikleri ‘Alegria’ gösterisine devam ediyorlar. Rene Dupere imzalı müzikler gerçekten olağanüstü. Gösteriyse nefes kesici. Ve ne yazık ki gittiğimde böyle ender rastlanır bir şansı yakalayan İstanbulluların durumu pek de değerlendirmediğini gördüm. Salonun üçte biri bile dolu değildi. Hafta içi 20.00’de, cumartesi 16.00 ve 20.00’de, pazar 13.00 ve 17.00’de var ‘Alegria’. Ayağına gelmişken, imkanı varken kaçıran pişman olmalı...