Uçurtmaları çok severdi. Sevdiği daha birçok şeyin yanında. Bir gün kendisi de uçurtma oldu, uçtu gitti. Amcası “Belki ipi koptu ama muhakkak daha iyi bir yere gitti” dedi. Kalanlar şarkılar gönderdiler arkasından gökyüzüne. Kızkardeşi Dilhan mumları üfledi, Serhan Şeşen 27 yaşına bastı.
Bostancı Gösteri Merkezi’nde inanılmaz bir gece yaşandı 27 Şubat’ta. Üç kişiyi sorunsuz olarak peşpeşe sahneye çıkarmak mucizeyken 23 birbirinden önemli müzisyen Serhan için şarkılar söyledi ve her şey tıkır tıkır işledi. Her tür organizasyonun altından aslanlar gibi kalkan, üstelik de bunu pek de bir şey yapmıyormuş edasıyla beceren bir genç adama da böyle bir doğum günü yakışırdı zaten.

Duygu paylaşımı
Müthiş de bir duygu paylaşımı vardı sahnede. Sezen Aksu ile Yavuz Bingöl “Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahım” türküsünü birlikte söylediler mesela, Serhan Şeşen’in anne babası ve bütün yanan yürekler için... Ezginin Günlüğü ile Feridun Düzağaç “Düşler Sokağı”nı, Bülent Ortaçgil ile Zuhal Olcay “Benimle Oynar mısın”ı...
Timur Selçuk’tan Cahit Berkay’a, Yalın’dan Kenan Doğulu’ya, Leman Sam’dan Levent Yüksel’e, Erol Evgin’den Mor ve Ötesi’ne kimler yoktu ki... Gündoğarken, İlhan Şeşen ve tabii son yıllarda arkasında davul çaldığı Nil Karaibrahimgil de...
O şimdi uçurtma olduHerkesin anıları vardı Serhan Şeşen’le. Nasıl bütün müzik aletlerini çaldığı, nasıl bir melek olduğu anlatıldı bütün gece. Ve madem ki bu konser Serhan Şeşen Müzik, Felsefe ve Yaşama Saygı Derneği’nin ilk etkinliğiydi, gelecek umutları da taşıyordu içinde. Onun ışığı derneğin okutacağı yetenekli gençlerde, el uzatacağı ihmal kurbanlarında yanmaya devam edecekti. Bir kayıp ancak bu kadar zarafetle hayata dair bir şeye dönüştürülebilirdi.

“Her gün şükretti”
Ama her şey bir yana, kız arkadaşı Deniz Şener’in satırları derinden etkiledi beni. Ne yazık ki hepsini alamıyorum buraya... Kısacık ama anlam yüklü bir hayatın hikâyesini anlatıyor önce Deniz ve sonra diyor ki: “Ailesini her şeyden çok sevdi ve tüm sahip oldukları için her gün şükretti. Trafik kurallarına her zaman uydu ve yaya geçitlerinde yol veren nadir şoförlerden oldu. İnsanlara karşı hep saygılı oldu, tanımadığı kimseye ‘sen’ diye hitap etmedi. Her yaşta insanla kolayca anlaşabildi ve bundan mutluluk duydu. Çocuklarla saatlerce oynadı, büyükleri saatlerce sabırla dinledi. İkisine de saygı duydu.
Çok müzik dinledi, çok kitap okudu, çok film izledi, çok çalıştı. Sahnede bas, akustik, elektro gitar, davul, keyboard çaldı. Reklam ve dizi müzikleri yazdı, aranjeler yaptı. Hepsi yazılı eser olma niteliği taşıyan sayısız makale yazdı.
Son iki sene, kız arkadaşıyla birlikte Moda’da yaşamaya başladı ve Moda’yı çok sevdi. Evine alışveriş yapmayı, yemek yapmayı, dostlarını ve ailesini ağırlamayı, aldığı müzik sisteminde müzik dinlerken sabaha kadar sohbet etmeyi çok sevdi. Kız arkadaşı yurtdışındayken evdeki çiçekleri sulamayı, sokaktaki kediyi beslemeyi hiç ihmal etmedi.

Hangi hayat kısa?
Sorumluluklarından hiç kaçmadı, tam tersi sorumluluk almayı âdet edindi. İnsanların omzundaki yükleri hafifletti. Kendi yüklerinden kimseye bahsetmeyi sevmedi. Her günü bir mücadele olarak kabul etti ve gece yatağa yattığında o günün mücadelesinden çıktığı için sevindi.”
Bir hayat dersi gibi okudum her satırı. O gece onca insan nasıl ve neden toplanmıştı, bunun cevabı vardı bence o yazıda. Bunun için paylaşmak istedim. Her sabah yakınarak uyananlar, hayat denen armağanın kıymetini bilmeyen, kendilerine sunulanları har vurup harman savunanlar, saçma gailelerle ömür tüketenler, sorumluluk almadan yaşamayı marifet bilenler bir an durup düşünsün diye...
Hangi hayat kısa, hangisi uzun... Ne için bu mücadele ve neler kalıyor geride...