Onlar büyüdü ve karardı dünya

Onlar büyüdü ve karardı dünya


Serinin son macerası ‘Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’nın ilk bölümü, yarın sinemalarda. Hemen uyaralım, epey ürkütücü bir macerayla karşı karşıyayız


Baştan beri çocuk filmi demek pek mümkün değildi ona ama Harry Potter’ın bu son macerası büyükler için bile fazla ‘karanlık’, bunu söyleyerek gireyim söze. Yarın gösterime giriyor ‘Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’, hani bayram günüdür çoluk çocuk eğlenelim gibi bir niyetiniz varsa pek tavsiye etmem. Buna karşılık, fantastik film meraklılarının ve de maceraperestlerin kesinlikle görmesini öneririm.
Yönetmen koltuğunda üçüncü kez David Yates’in oturduğu son ‘Harry Potter’da artık tam bir dehşet atmosferi hakim. Harry, Hermione ve Ron yıllar içinde gözümüzün önünde serpilip büyürken, ismini anmak istemediğimiz Voldemort’un da gücü katlanarak artmış vaziyette. Hogwarts da Sihir Bakanlığı da onun hakimiyeti altında artık, Harry Potter’ı yok etmeye an be an yaklaşmakta. Üstelik artık kahramanlarımızı koruyacak bir Dumbledore bile yok. Gözüpek üçlümüz ise ondan kendilerine kalan miraslar ışığında Dumbledore’un yarım kalan işini tamamlamayı kafaya koyuyor. Görevleri, Voldemort’un ölümsüzlük sırrını taşıyan ‘hortkulukları’ bulup yok etmek.

İki parça halinde gösterimde
Zaten Hermione’nin ailesinin hayatından ve hafızasından kendisini sildiği sahneyle son derece çok hüzünlü başlayan film, ara sıra parlayan umut ışıkları olsa da esasen epey karamsar akıp gidiyor. Harry, Hermione ve Ron’un zaman zaman birbirlerine düşmelerine bile neden olan bir dizi tehlike, talihsizlik ve maceradan sonra, çok üzüldüğümüz bir ölümle de sona eriyor. Okuyanlar bilsin, diğerleri için filmin sürprizini bozmayalım.
Serinin son kitabı ve filmi olan ‘Harry Potter ve Ölüm Yadigarları’ uzunluğu nedeniyle iki parça halinde gösterime giriyor. Yani sinemada geçireceğiniz 146 dakikanın sonunda merakınız giderilmiş değil, tam tersine katlanmış olarak çıkıyorsunuz salondan. Devamı temmuza artık...


İntihar edecek kişiye “Hadi kısa kes” demek...

Ne kadar zalim bir topluluk olduk. Ya da hep böyleydik de söyleyemiyor muyduk, internetteki ‘sanal’ kimliklerimiz sayesinde kötülüğümüzü saçabilir mi olduk? Galiba...
Çünkü sizi karşınıza alıp “Ben intihar etmeyi düşünüyorum, köprüye gidip atlayacağım” diye lafa giren birine, “Hadi kısa kes, işim gücüm var” demek, hatta ileri gidip “Hadi oradan, niyetin olsa bana söylemezsin, gider atlarsın” demek de başka tür ‘yürek’ ister. O da bir samimiyet işi yani.
Ama 22 yaşında bir genç internette bir hayata veda mektubu yazdığı zaman, eşine dostuna “Beni yaşatmak için elinizden gelen çabayı gösterdiniz. Kiminiz beni yaşatmayı görev edindiniz, kiminiz de olaya ‘sorumluluk’ olarak yaklaştınız. Her birinize çabalarınızdan dolayı teşekkür ediyorum” diye içini döktüğü zaman, belli ki bir sebeple canından bezmiş bu insana bir de biz vurmaktan çekinmiyoruz hiç.

Ürkütücü bir haldeyiz
Çoğunuz haberlerde görmüş, belki bir o saatlerde Boğaz Köprüsü’nden geçtiğiniz için şahit olmuşsunuzdur, cumartesi sabahı yaşandı bu olay. Bir ekşisözlük yazarı, hukuk öğrencisi olduğunu anladığımız bir genç, saat 10.50 itibariyla bir veda mektubu yazıp köprüye çıktı. Niyeti sahiciydi değildi, ilgi çekmek istedi, bunlar beni ilgilendirmiyor. Beni o mektubun altına yazılmaya cüret edilen yorumlar ilgilendiriyor. “Özet geç lan” yazabilmiş insanı merak ediyorum örneğin. Ya da “Hadi kardeşim, trafiğin canına okudun” diyeni... Nasıl olsa kimse adını, yüzünü bilmediği için zalimliğini pervasızca oraya dökeni...
Gerçek acılarla sanal olanlar karışmış. Savaşları naklen izlemeye alışıp, aksiyon filmlerinden ayırt edemez olduk. Burnumuzun dibindeki sefaleti görmeyip, düşene bir tekme de biz atıp iki göz iki çeşme dizi kahramanlarına, Osman’a ağlıyoruz. Çok ürkütücü bir haldeyiz, çok...