Sızlanmadan önce son çıkış

Daha önce çok ‘gitmesek de görmesek de’ bizim kabul ettiğimiz, kapısından geçmesek de orada dursun istediğimiz tiyatro, sinema, kitapçı ve muhallebici ile aynı akıbeti yaşamak üzereydi iki hafta önce Beyoğlu Sineması.

Biz bu filmi defalarca görmüştük. “Falanca yer kapanıyormuş” denmişti, birden içimiz cız etmişti, orada gördüğümüz ilk film, elini tuttuğumuz ilk kız falan gelmişti aklımıza. Lanet olsun, bir şey de hatıralarımızdaki gibi kalamaz mıydı?

Hemen geçtik klavye başına, bir methiye gönderdik anılarımızın sinemasına. Kapanıyordu şimdi işte borçları yüzünden... Biz meğer onu çok sevip de kapanırsa kahrolacakken ayda bir kere bilet alıp kapısından girmediğimiz için kapanıyordu.

Sonra gene bizim gibi yıllardır Beyoğlu Sineması’na uğramayan ama İnci’nin profiterolünü yemeden kötü olduğunu bildikleri gibi burada da koltukların rahatsızlığını, perdenin kötülüğünü, salonun kokusunu bilenler girdi devreye. Hayır, gerekli konfor vardı da onlar mı gitmiyordu? Fakat bu sefer ilginç bir şey daha oldu; “Ah Beyoğlu Sineması Vah Beyoğlu Sineması” ağıtlarıyla “Ama canım onlar da kapanmayı hak etti” korosu sosyal medyada çarpışırken, birileri “Bir dakika, durumu düzeltmek için çok mu geç sahiden?” diye sordu kendine. Ağlayıp sızlamak tamam da belki kurtarılabilirdi hâlâ Beyoğlu Sineması...

Olayın başını bir zamanlar Beyoğlu Sineması’ndan program sunan sinema yazarı Cem Altınsaray çekti, etrafını “Biz ne yapabiliriz?” diye soran gönüllüler sardı, acele harekete geçildi. Ve Altınsaray, sinema yönetimi ve borçlarından ötürü salona temmuz ayından itibaren film vermeyeceğini açıklayan şirketlerle, neredeyse uykusuz geçen iki haftalık müzakere sürecinin sonunda müjdeyi verdi: Beyoğlu Sineması ‘şimdilik’ kapanmıyordu.

Bir şeyler yapabiliriz

‘Şimdilik’in nasıl tehditkâr bir şekilde orada durduğunu görüyorsunuz değil mi? Bu artık işin sahiden başa düştüğü an.
O çok özlediğiniz anılarınızın mekanını, başka sinema filmleri izlemek için elde kalan birkaç kaleden birini kurtarmak için bir şey yapabilirsiniz, yapabiliriz.

Cumhuriyet’e konuşan Cem Atınsaray, “O kadar çok destek telefonu ve mesajı alıyoruz ki” diyor; “Eğer insanlar bu tavırlarında samimiyse, bu işi çözmek mümkün. Bunun için de çok basit proje oluşturduk: Sadakat kartı.”

Sadakat kartı, dört farklı gelir grubuna göre belirlenecek, böylece önceden ödeme yapılarak Beyoğlu Sineması’nın acil sorunu çözülebilecek. Arkası da umuyorum ki gelecek.

Detayları Cem Altınsaray ve Beyoğlu Sineması’nın Twitter hesaplarından izlemek, Facebook’taki Beyoğlu Sineması Gönüllüleri grubuna katılmak ve gencecik bir sinemacının yazdığı “Son bakanlık desteğinde projem, 10 bin TL senaryo destek fonu aldı. Onun bir kısmını bağışlayabilirim. Bu parayı alabildiysem Beyoğlu Sineması’nın payı çoktur” mesajını okuyup umutlanmak mümkün. Ve tabii takkeyi önümüze koyup düşünmek de. Burada elimizi taşın altına koymazsak sonrasında sızlanmaya da hakkımız olmayacak.