Evet, resmi olmasa da gayri resmi uzatılan bayram tatili münasebetiyle sahil şeritlerimizin tamamı mahşer yeri gibi...
Misal Gümüşlük’te akşam oldu mu bir trafik tıkanıyor, bir daha açılmıyor... İnsanın tatil kisvesi altında bu eziyeti kendisine neden reva gördüğü başka bir günün muhasebe konusu olsun.
Ben “Bodrum’daki falan beach club’a mı 150 kağıt versek yoksa Alaçatı’da mı bir servet harcasak”a her daim şık bir alternatif oluşturan Gümüşlük’ün başka taraflarından söz etmek istiyorum. “Eyvah, ya beldemize akın olur da biz açıkta kalırsak” gibi bir endişe taşımadan...
Keşke yurdumda sanat, tatilci akınına neden olacak bir alan olsa...
Bir, her sene olduğu gibi Gümüşlük, bu yazı da Klasik Müzik Festivali’yle karşılıyor.
Bundan 11 yıl önce Gülsin Onay’ın da desteğiyle bu serüvene atılan piyanist Eren Levendoğlu, ülkemizde klasik müzik festivali düzenlerken önünüze çıkacağını hayal edeceğiniz bütün engeller, artı 10 ile boğuşarak, sürdürüyor festivali.
Eskiden Eklisia’daydı, şimdi bir büyülü mekanda; Gümüşkaya’daki antik taş ocağında dünyanın dört bir yanından öğrencileri ve ustaları buluşturmaya ve izleyenlere yoğun bir konser programı sunmaya devam ediyor.
Özetle, Gümüşlük’e önümüzdeki hafta gidecek olursanız mesela, 4 Ağustos’ta Fransız piyanist Jean Bernard Pommier’yi izleyebilirsiniz. Pommier, 8 Ağustos’ta da kemancı Olga Martinova ile birlikte bir konser verecek. Programın tamamı için adresine bakabilirsiniz.

FESTİVAL BOL ÖDÜLLÜ BİR OYUNLA AÇILIYOR
Gelelim Gümüşlük’ün ikinci festivaline; 8 Ağustos’a kadar Gümüşlük Akademisi’nde Alternatif Sahneler Festivali düzenleniyor. Akademi’nin zeytin ağaçları arasındaki anfi tiyatrosunda, kurbağa ve cırcır böceklerinin sesleri eşliğinde oyun izleyebileceğiz.
Bu akşam Sumru Yavrucuk; Ebru Nihan Celkan’ın yazdığı, Kumbaracı 50’de sahnelediği bol ödüllü oyunu ‘Kimsenin Ölmediği Bir Günün Ertesiydi’yi oynayarak açacak festivali. Transseksüel Umut’un hikayesini henüz dinlememiş olanlar için bulunmaz bir fırsat. Bence oyunu izlediyseniz bile bu atmosferde bir daha görmek müthiş olabilir.
Sahne Hal, R.Pavelkiç’in ‘Soytarılar’ adlı tek perdelik kara komedisini 4 Ağustos’ta, Mekân Artı dört trans bireyin hayatını anlatan ‘80’lerde Lubunya Olmak’ adlı müzikli oyunu 6 Ağustos’ta, Karakutu Sahnesi ise ‘Yaka Paça’ adlı doğaçlama gösteriyi 8 Ağustos’ta sahneleyecek.
Tiyatronun ardından tekrar sahile inebilir, Jazz Cafe ya da Özak’taki konserlerden birine takılıp kalabilirsiniz. Özak’ta temmuz ayında Birsen Tezer’den Yeni Türkü’ye, Jehan Barbur’dan Vedat Sakman ve İlhan Şeşen’e birçok müzisyen çaldı, bu akşam da saat 22.00’den sonra Gündoğarken var.
Fakat 22.00’den sonra dediysek saatler gece yarısını gösterdiğinde müzik yasağının başlayacağını unutmayın.
Pardon, müzik değil canlı müzik yasağı.
Müzik setinizin cıstaklarına sınır yok!

EV DİKİZLEMEK DE İŞİN PARÇASI MI?

Magazin basınının işinin bir parçasının, ünlülerin özel hayatından haberler vermek olduğunu biliyorum.
Evet, farkındayım ki kim kimle nerede görüldü, kim nerede hangi bikinisini giydi, bu alanda haber değeri taşıyor ve yazılıyor da... Tamam...
Ama daha yeni ağır hastalıklardan kalkmış, hastaneden çıkıp evine gelmiş, yeniden hayata kaldığı yerden başlamakta olan birinin, Nejat İşler’in, aslında hiç kimsenin tabii, bir bayram sabahı anne babasıyla evinin balkonunda otururken gizli gizli fotoğrafını çekmek de mi bu işin bir parçası?
Basbayağı evin balkonunu görebilecekleri bir yere gizlenmişler, çekmişler arkadaşlar...
Allah aşkına bir elimizi vicdanımıza koyalım, kimin hoşuna gider bu? Balkonda otururken dikizlenmek, arkadaşınla sohbet ederken yan masadan gizli gizli dinlenmek...
Ben gittikçe ‘haber’ uğruna yapılabileceklerden korkar oldum.
Lütfen kimse gazeteciliği, basın özgürlüğünü filan bu noktada devreye sokmasın, komik olmayalım...