Güneşli bir pazartesi sabahı, haftaya nedensiz bir neşeyle başlayalım dedim. Aslında kendime nedenler de buldum; bir dergi, bir albüm, bir de sağında solunda bahar dalları açmış Moda yolları... Bu üçlüyle sırtımız yere gelmez.
Moda sokakları ve kafeleri, uzun süredir Cihangir’de bulamadığımız bir mahalle ortamı sunuyor gelenlere. Kahvaltı için Naan’ı şiddetle öneriyorum. Özellikle Reşitpaşa’daki fırınıyla tanınan Sandy Abut’un ekşi mayalı ve cevizli - üzümlü ekmeklerinin tiryakisi olacağınız kesin.
Karnınızı doyurup çay bahçelerinin yolunu tuttunuz mu, tamam, kulağınızda da bir ses, bir piyano, bir de halinizden anlayan sözler... Çiğdem Erken’le yolculuğunuz başlıyor.
Bu üçüncü albümü; Erken’in. Tiyatro müzikleri yaptı yıllarca. Kendi şarkılarını besteledi bir yandan ve 2011’de ilk albümü ‘Kız Kafası’nı çıkardı. Ardından ‘İstanbul Kızı’nı... Sony Müzik’ten çıkan yeni albümün adı ‘Manita’. Bu ismi bu albüme pek yakıştıramadım, o yüzden zarfı atlayıp ‘mazruf’a geçelim hemen.
Aslında Elif Key öyle bir yazı yazmış ki kartonete, üzerine ne söylesen fazla. Kendi hissiyatımı yazayım sadece: Zor geçen, bazen sebepli, bazen sebepsiz iç sıkışmalarıyla, kalp kırıklıklarıyla, büyüme sancılarıyla geçen bir günün, bir kışın, bir dönemin sonunda ne düşündüğünü sen söylemeden bilen biriyle karşılaşmak gibi geldi, bu şarkıları dinlemek...
Ben aşkın acısını da, hayatın acımasızlığını da umudu keserek anlatan şarkıları sevemiyorum. Hüzün olsun tamam da, alttan alta bir sevincin köşesi de görünsün istiyorum. Çiğdem Erken’inkiler öyle... Vedat Sakman’ın ‘Yani Yani’si de çok güzel eklenmiş onlara. Aslı Öngören’in sözlerini yazdığı ‘Dünyayı Durduran Şarkı’ ise yılın şarkısı olabilir: “Seneye bu sıralar elele çıkarız buradan / Seneye bu sıralar başlarız yaşamaya yeniden / Biraz sabır...”
İskender Paydaş’ın düzenlemeleri de şarkıların kendisi gibi sade, duru... Bir usta müzisyenler geçidi var sonra; Cem Tuncer, Cenk Erdoğan, Alp Ersönmez, Ediz Hafızoğlu, Derya Türkan, Şenova Ülker, Çağ Erçağ... Daha ne olsun?

Kalede Ortaçgil, orta sahada Aksu

Yazının başında bir de dergi vaat etmiştim, o da uzun zamandır beni en çok heyecanlandıran şey oldu: ‘Düşünen spor dergisi’ alt başlığıyla Can Yayınları’ndan çıkan ve birinci baskısını tüketen ‘Socrates’. Bir Bağış Erten - Can Öz projesi olarak rüya takım tarafından hayata geçirilmiş, her sayfasında ayrı bir dünya keşfettiğin bir aylık dergi.
Genel yayın yönetmeni Caner Eler. Tasarımı şahane, Hüseyin Sandık imzalı müthiş de illüstrasyonları var. Oku oku bitmiyor sahiden.
Birkaç başlık sayayım: ‘Velev ki’ diye bir bölüm var mesela, Doğu Yücel “1992’de Kupa Galipleri Kupası Çeyrek Finalindeki Galatasaray - Werder Bremen maçında Rotariu o golü atsa neler olurdu?”yu yazmış... Ya da Uğur Yücel; meğer boks yapan bir aileden gelir ve küçükken Muhammed Ali olmak istermiş, çocukluk kahramanını anlatmış. Uğur Vardan, ‘ayaktopu sevdamıza dahiller’ dediği isimsiz kahramanları, Mehmet Demirkol ‘kahramanınla karşılaşma’yı yazmış. Gabriel Garcia Marquez’in bir zamanlar spor yazdığını da öğrendik bu arada.
Harun Tekin Metin Tekin’le, Onur Erdem Onur Ünlü’yle konuşmuş.
En eğlenceli bölümlerden birinde ise Nejat İşler’le Akif Kurtuluş kendilerine verilen isimlerden ‘aldım verdim’ usulü birer takım kurmuşlar. İşler’in takımında Bülent Ortaçgil kaleci, karşı takımın orta sahasında Sezen Aksu var. Melih Gökçek’in, Dostoyevski’nin, Can Yücel’in, Baba ve oğul Bush’ların, Tolstoy ve Dostoyevski’nin hangi mevkilerde top koşturacağını da okuyup görün artık... Efsane bir maç olacağı kesin, iyi oynayan kazansın.