Göksel’in pazar günkü Milliyet Pazar’da Mehmet Tez’e söylediklerini okurken “Ya RTÜK ya Sinema Genel Müdürlüğü bir koşu gelip kızın ağzına biber sürecek” diye düşündüm. Akıllarını tamamen aile kurumunu korumakla bozmuş oldukları için her şeyi bunun üzerinde değerlendiriyorlar ya... Son olarak da Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, ‘aile filmlerine’ destek vereceklerini açıklayarak şahane gidişata tüy dikti: “Tüm aile bireylerinin birlikte izleyebileceği yapımların desteklenmesine...”
Bir kere bu kadar dışarıdan destekle koruyup kollamaya çalışıyorsak baştan o kurumun temelinin çürük olduğunu kabul etmiş olmuyor muyuz? İnsanlar bir arada olmaktan mutluysa hangi dizi, hangi film dağıtabilir ki onları?
Ama diğer yanda, yalnızlıktan mutlu olan insanlar da var, onlara da ‘Hayır efendim, biz senin adına da düşündük, doğrusu budur’ diye dayatmanın alemi var mı?
Başa dönersek şimdi, Göksel, başından bir evlilik geçmiş, artık boşanmış, üstelik sadece kocasından değil aranjöründen de boşanmış bir kadın olarak diyor ki, “Evet efendim, evlilik aşkı öldürüyor.” Sonra büyüklerimize göre kesin aile kurumunu temelinden sarsacak bir iddia daha atıyor ortaya: “Belki o zaman bazı özgürlüklerim daha fazla olsaydı, ne bileyim daha çok seyahat edebilseydim bu kadar sıkılmayacaktım. Belki de evlilik insan doğasına aykırıdır.” “Peki evli ve mutlu çiftler?” diye soruyor Mehmet, “İnşallah numara yapmıyorlardır...” diyor Göksel cevap olarak. Dedim ya tam biber sürmelik... Ama beş yıllık ‘cover albümler’ molasının ardından gelen “Bende Bi’ Aşk Var”daki şarkılar da öyle zaten.
Milliyet Sanat’ın şubat sayısında okuyacağınız röportajda Alişan Çapan’a aşkın bütün hallerini anlattığını söylese de inanmayın, tamamı mutsuz aşk şarkıları... Daha da iddialı konuşmak gerekirse, mutlu aşkın şarkısı - şiiri - romanı olmuyor galiba. Ya yaşıyorsun, ya yazıyorsun... Göksel de anlaşılan yaşamış bitirmiş, yazmış arkasından... Kırık kanatlar, kalbe batan aşklar, ölesiye korkulan vedalar... Ama tuhaftır, insana bir keder vermiyorlar, iyi bile hissediyorsun dinlerken. Nihayetinde bir bavul içinde denize bırakılıp gidilen çakıl taşları ağırlık da yapmıştır zamanında.

Ruh kardeşliği
Düzenlemelerde Ozan Çolakoğlu’nun imzası bulunan albümde 10 şarkı var, 9’u Göksel’e ait. Albümü kapatan ‘Yarım Kalan Şarkı’ ise Mabel Matiz’e. Ama aralarında bir ruh kardeşliği olduğu aşikar.
Benim albümdeki favori şarkım, Göksel’in de şu an en çok ‘hissettiğiymiş’: ‘Yalnız Kuş’. “Bende bir aşk var, onu hep yanlış kalplere bıraktım” diye başlayıp, “Bu yüzden yalnız uçuyor bu kuş” diye biten... Ve şunu söylemek mümkün: Albümün tamamı yalnız uçan kuşlara çok hitap edecek. Dedim ya, ‘biber sürmek lazım bu şarkılara’ diye...

Bir Laz meyhanesi
Asmalımescit ne sürprizli bir yer, hangi sokakta karşına ne çıkacağını bilemiyorsun. Nitekim, geçenlerde Orhan Adli Apaydın Sokak’ta bir Laz meyhanesiyle burun buruna geldim, bunca zamandır yan sokakta DJ’lik yapan biri olarak. Adı Mohti, 11 ay olmuş açılalı. Sahibi Hüseyin Acar, ressam. Zaten burası da atölyesiymiş. Alıp meyhane yapmak isteyenler çoğalınca “Neden ben yapmıyorum ki bu işi?” diyerek açmış Mohti’yi.
Hüseyin Acar Batumlu. Mönüde fasulye turşusu kavurmasından mıhlamaya, karalahana sarmasından hamsili pilava bildiğiniz ve bilmediğiniz Karadeniz yemekleri var ve hepsi birbirinden lezzetli. Hüseyin Bey “Siz mi seçersiniz, bana mı bırakırsınız?” diye soruyor başta, biz ona bıraktık, pişman olmadık...
Sonra da gece boyunca Kazım Koyuncu’dan Şevval Sam’a, Karmate’den Fuat Saka’ya uzanan Karadeniz müzikleri çalıyor size. Arada bir iki laflıyorsunuz, basbayağı evinizin salonunda sanıyorsunuz kendinizi. Ama bir de üstüne şahane ağırlanıyorsunuz. Finalde de kazıklanmıyorsunuz. Daha ne olsun?