“ARTIK GERÇEK KAHRAMANLAR SOKAKTAKi iNSANLAR!”

Ünlü moda fotoğrafçısı Luca Babini, Türkiye’de çok ses getirecek sosyal projelerin hazırlığı içinde. Kendisiyle sürdürülebilirlik kavramından yola çıkarak hazırladığı projelerini konuştuk

Luca Babini, moda fotoğrafçılığında deyim yerindeyse fenafillaha ulaşmış bir isim. ‘Vanity Fair’e de kapak çekmiş ‘Vogue’a da... Sean Connery’yi de görüntülemiş, Dalai Lama’yı da... Şov dünyasının alından gülünden bunalan bu yaratıcı insanı, kurduğu New York merkezli Kodzero şirketi vasıtasıyla tanıdım. Kodzero, şirketler için marka yönetimini sadece sosyal sorumluluk projeleri üzerinden gerçekleştiriyor. Açılışına magazin ünlülerinin katıldığı, bir tür körler-sağırlar oyununun yaşandığı, paraların boşa akıtıldığı bir halkla ilişkiler anlayışının Luca Babini’nin kitabında yeri yok! Kodzero’yla çalışan tek Türk şirket, Orta Anadolu... Denim kumaşı üreten Orta Anadolu, ‘Ortablu’ adlı sürdürülebilirlik projesiyle şu ana dek UNICEF’i de ortak edip Lübnan’da bir kız yurdunu iş sahibi yaptı; Kahramanmaraş’taki Aksu köyünün kadınları bu proje sayesinde eve ekmek getirir oldu...

* Afili bir moda fotoğrafçısıyken ‘dünya işleri’ne nasıl oldu da sırtınızı döndüğünüzü merak ediyorum...
Çevreyle ilgili çalışmalar yapan insanlar bir şekilde hayatımda hep vardı. Ancak hep başka insanların girişimlerinin bir parçası oluyordum. Bir noktadan sonra kendi profesyonel yetilerimi kullanarak ‘konuşmayı’ istedim. Sonrası zincirleme geldi. Ben ve ortağım bu konuda yaşanan sorunların çözümünün hükümetlerden değil sivil inisiyatiflerden geleceğine inanıyoruz. Sürdürülebilirlik kavramının ilk kez konuşulmaya başlandığı dönemde Kodzero’yu kurduk. İki yıl içinde bu kavramın hızla önem kazandığını gözledim. Herkes enerjinin doğru kullanımından, çevreye zarar vermeyen uygulamalardan söz ediyor. Ama haddinden fazla ciddi ve bir miktar da suçlayıcı bir üslupla! Biz bu meseleleri tartışırken aynı zamanda eğlenebileceğimizi de düşünüyoruz. Şirketleri yanlış uygulamalar üzerinden suçlama yoluna gittikçe giderek daha savunmacı oluyor ve hiçbir şey yapmamaya; daha fenası yanlışlar yapmaya gidiyorlar. Zamanlarının yarısını kendilerini müdafaaya harcadıklarındaysa iyi bir şeylerle uğraşmaya vakitleri kalmıyor. Biz sürdürülebilirlik projelerini bir sorun değil, meydan okuma olarak değerlendiriyoruz. Şirketlere de bu girişimlerini daha hafif, işin içine eğlenmeyi de katararak yapmanın yollarını aktarıyoruz.
* Sürdürülebilirlik anlaması zor bir kelime. Yaptığınız işlerin temel çıkış noktası budur demek mümkün mü?
Hayır, yardımseverlik daha doğru bir tanım. Sürdürülebilirlik işi etik biçimde yapıyor olmak demek... Eskiden markaları sadece ürünleri üzerinden, “İyi” ya da “Kötü” diye değerlendirirdik. “X su markası iyidir çünkü suyu lezzetlidir” diye bakmanın zamanı geçti. Şirketlerin üretim sırasındaki davranışları da satın alma kararımızı etkiler oldu. Bunda internetin ve sosyal medyanın hayatımızın bir parçası haline gelmiş olmasının payı büyük... Yeni dünya düzeninde şirketlerin transparan olmak dışında başka şansı kalmadı diye düşünüyorum.
* Kodzero ne reklam ajansı ne de halkla ilişkiler şirketi...
Kendimizi yaratıcı bir ajans olarak tanımlıyoruz. Yeri geldiğinde hem reklam hem de iletişim şirketleriyle çalışabiliyoruz. Klasik usülde çalışan bir ajans olsak ekipte 25 kişi olurdu, bu da bizi yavaşlatırdı çünkü reaksiyonlarımız da yavaşlardı. Dünya hep aynı insanlarla çalışarak iş yürütmek için fazla hızlı. Logomuzda da bir düşünce balonu var. Yaratıcı fikirler gerektiren her çözüm için o işi en iyi yapacak isimlerle çalışıyoruz. İnternet üzerinden iletişimde Kodzero olarak oldukça ileriyiz diyebilirim. Bugün iletişim şirketlerinin hâlâ sosyal medyanın değerinden ve nasıl kullanılacağından haberdar olmadığını düşünüyoruz. Özellikle son dönemde moda olan ünlü yüzleri kullanma fikrinin de karşısındayız. Bizce artık gerçek kahramanlar, sokaktaki insanlardır! Derdimizi farklı malzemelerle aktarmayı çok önemsiyoruz. Yeri geldiğinde internet üzerinde eşzamanlı etkinlikler yaparak bilgisayar başındakileri de ortak ediyoruz, çünkü sonuçta kararını etkilemek istediğimiz kişi onlar.
* Türkiye’den de bir müşteriniz var. Denim kumaşı üreticisi Orta Anadolu, Ortablu adlı bir sürdürülebilirlik projesi başlattı. Birlikte UNICEF ortaklığıyla Lübnan’da bir kız yurdunda dikiş makineleri kurdunuz, kimsesiz çocukları barındıran yurda gelir kaynağı yarattınız. Sırada Türkiye için de çok ses getireceğe benzer projeler varmış...
Evet, Orta Anadolu’yla çalışmak çok kolay oldu çünkü şirket olarak her şeyi zaten kitabına en uygun şekliyle yapıyorlar. Yaptıkları işte dünyanın en iyilerinden biri olmuşlar. Biz üretici olarak yaptıklarını markalaştırıyor ve internet üzerinden çok aktif olarak insanlarla paylaşıyoruz. Bu iki adımın ardından ürünlerin pazarlaması da daha etkin ve kolay oluyor. Küçük havasız bir odada, onlarca insanın bir arada çalıştığı şirketler daha bu sorunu halletmeden etkin bir pazarlama yapamaz! Orta Anadolu’nun kumaş üreticisi olarak nihai tüketiciyle karşılaşmıyor olması da bir engel değil. Twitter’ın bu denli aktif kullanıldığı bir dünyada insanlar artık kimin ne yaptığını çok iyi biliyor. Bu sayede sadece jean üreticisi değil; kumaş üreticisi, pamuk çiftçisinin müşterisi oluyorsun. UNICEF, iletişimde olduğumuz sosyal sorumluluk temalı kuruluşlardan bir tanesi. Seçtiğimiz bu ortaklar konusunda çok dikkatliyiz. Birleşmiş Milletler’ce tanımlanan etik kodla hareket eden UNICEF’le çalışmak da elbette kolay oluyor.