Yapılan bir araştırmaya göre kediler ve köpekler de “Obeziteye doğru gidiyorsam, önümden yemek kaçıracağınıza bir sorun bakalım, neden?” diyormuş. Ah tıpkı ben!

Geçen sabah bir uyandım ki mutfak darmaduman. Gece eve biri girmiş! Dolapta çikolatadan beyaz peynire, kuru kayısıdan salama kadar ne bulursa yemiş... Sokak kapısına baktım kilitli, alarma baktım kurulu, camları kontrol ettim hepsi kapalı... Aklımı yiyeceğim ama anlaşılan zaten yemediğim bir o kalmış!
“Duygusal açlık” dedi bir bilen. Gece gece neye duygulandım, onca şeyi nasıl ve bir arada yedim, üstelik de mide spazmı geçirmedim, hala inanamıyorum. “Mutsuzlukla böyle baş eder insanoğlu” dedi, başka bir bilen.
Sadece insanoğlu değil, hayvanlar alemi de böyle baş ediyormuş mutsuzlukla. Western Üniversitesi’nin bir araştırması yayınlandı geçenlerde. Kediler ve köpekler de “duygusal yiyici”ymiş meğer. Araştırmayı yürüten Dr. Franklin McMillan, mutsuzluktan, travmadan, can sıkıntısından dolayı obeziteye doğru yol alan kedi ve köpeklerin sahiplerine, “Onları rejime zorlamadan önce duygusal sorunlarıyla ilgilenmelisiniz. Yoksa onları daha da mutsuz edersiniz” demiş. Tıpkı ben!
Geceler böyle karmaşık ama gündüzler farklı mı? Hele de etrafınızdakiler size “Yeme artık” dedikçe sanki bir daha hiç yiyemeyecekmişçesine yiyorsunuz.
Restoranda arkadaşlarımın birbirlerine kaş göz yaparak önümden ekmek sepetlerini ve yemekleri kaçırmalarını hem üzülerek hem de sinirlenerek seyrediyor sonra hiçbir şey olmamış gibi, yenisini sipariş ediyorum.

Çare yemek
Duygusal olarak hırpalandığımız dönemlerde mutlaka sarılacak bir şey buluyoruz. Ben çareyi yemekte buldum. Acayip bir kısır döngü. Yedikçe rahatlıyor, rahatladıktan sonra yediklerim için kendime kızıyor, sonra o kızgınlık içimdeki mutsuzlukla birleşiyor ve rahatlamak için yeniden yiyorum.
Yine de iyi yanı yok mu? Var tabii. Bir süre sonra hayat benim için normal akışına dönecek biliyorum ve o zaman sadece keyif için yiyeceğim lezzetleri keşfediyorum. Mesela Tuzla’da bulunan Dodo Balık’ın buğulamasını. Kıbrıs Cratos Otel’in içindeki Mey Balık’ı ve dondurmacı Cacao’yu. Karafırın’ın Türkmen mantısını...
Az kaldı, hissediyorum...

KEDiLER KÖPEKLER GiBiYiM

BOĞAZ’DA BİR GÜN

Daha önce Saffet Emre Tonguç’la yaptığımız Ayasofya ve çevresi gezisini yazmıştım. Bu kez de Boğaz turuna çıktım.
Teknede Erol Evgin ve ailesinden tutun da babasına bu turu doğum günü hediyesi olarak veren Esra Akkaya’ya ve hatta İclal Aydın’a kadar pek çok tanıdık isim vardı. Saffet Emre, İstanbul’un kıyılarını anlattı, biz dinledik. Boğaz’daki yalılarının ve semt isimlerinin hemen hepsinin bir hikayesi varmış, öğrendik.
Örneğin Emirgan’ın adı İranlı bir asilzade olan Emir Güne Han’dan geliyormuş, yaşam hikayesi de hayli trajik...
Son iki turu 5 ve 6 Ekim’de yapacak Saffet Emre. Olur da gidemezsiniz, “Boğaz Hakkındaki Her Şey” adlı kitabından bu bilgileri okuyabilirsiniz.