Ankara’da yedi yaşındaki bir çocuk, okul kantininden aldığı, içinde sıvı çikolata bulunan oyuncak şırınga ambalajının boğazına kaçması sonucu öldü. Bir okul kantininde olmaması gereken, yasaklanmış bir ürün nedeniyle...
Okul yöneticileri açığa alındı falan filan ama sadece Ankara’daki o okulda değil, memleketin her yerinde aynı
halde kantinler. Sağdaki fotoğraf İstanbul’da, Sultangazi’de, bir okulun kantininin camından çekildi.
Sadece bunlar değil; cips, her tür şekerleme ve asitli içecekler gırla satılıyor
o kantinde... İtiraz eden, “Bunların satılması yasak” diyen velilere, “Müdürün haberi var” diyor görevliler.
Yalan değildir, gizli kapaklı olsa, yasak ürün satan, kocaman fiyat tarifesi asmaz camına. Okulun adını bilerek yazmadım, bakalım Milli Eğitim’den merak eden
tek bir kişi çıkacak mı?
Sultangazi’de başka bir okul daha var...
Pazar günü Açık Öğretim Sınavı’na giden bir okurum yazmış, adını ilk defa duyduğum cips markaları ve çikolatalar
ne arasanız vardı diye...
Sosyal medyada ‘Gıda Dedektifi’ hesabı, günlerdir okul kantinlerinin durumuna dikkat çekiyor ve görseller paylaşıyordu.
Mert ölünceye kadar kimse görmedi, şimdi bir süre dikkat ederler. Ardından Mert unutulunca, eski haline döner işler.
Mert öldü, geriye kalan çocuklar da, yasaklı ve tahminen çoğu merdiven altında üretilmiş şeyleri yiyerek yavaş yavaş ölüyorlar. Yazık, çok yazık...

HAFIZA SİLMEK OYUN DEĞİL!

Yağmur Tansısevsin, Oğuzhan Koç’u, Ceren Hindistan da üzücü olayları unutmak için hafızalarını sildirmişler.
Haberleri gördüğüm an, “Eyvah yeni moda geliyor” dedim içimden ve biliyorum mutlaka gelecek.
Hafızadan istenmeyen ya da travmatik olayların silinmesi çabası, yeni bir uygulama değil aslında.
Trans Manyetik Stümilasyon 116 yıldır hayatımızda olan bir tedavi şekli.
Geçmişte özellikle şizofreni hastaları için kullanılmış bir yöntem ama son 13 yıldır
depresyon, postravmatik stres bozukluğu gibi hastalar için de kullanılıyormuş.
Doktor değilim ama onların yazdığı makaleleri okudum, başarı kadar başarısız araştırmalar da var aslında.
Mesela, 1997’de
Gallar’de yapılan bir çalışmada hem depresyon hem de şizofreni hastalarında geçici iyileşme görülmüş ama sonuçlar “Vay!” dedirtecek cinsten değil...
Kaldı ki kimi makalelerde bu uygulamanın epileptik nöbet oluşturma riski olduğu ve hastaların mutlaka çok iyi bir nörolojik muayeneden geçirilmesi gerektiği yazıyor.
Sonuç mu? Sevgiliyi unutmak için ya da hatalardan arınmak için beyniyle oynamamalı insan ve bu iş de bir moda haline gelmemeli. Diyorum ama görürsünüz yakında bir sürü magazin figürü “Ben de hafızamı sildirdim” diye çıkacak ortaya..

Sahi kim boşanmak istedi?

Yayında adları verilmedi ama hepimiz kimden bahsedildiğini anladık hemen.
Burcu Esmersoy’un sosyal medyada yabancı bir güzelin fotoğraflarını kullanarak, sahte hesap açtığı, oradan eşine mesajlar attığı ve eşin de o tuzağa düştüğü ve iş buluşma noktasına geldiğinde de “Sen, beni aldatacaktın” diye boşanma kararıaldığı söyleniyor.
Önce beni her zaman çok şaşırtan genel bir durumu yazayım: Güzel kadınlarla evli olan adamları baştan çıkartmaya çalışan, kendisi için güzel bir kadına ihanet edildiğini bilmekten mutlu olan, hastalıklı tiplerin olduğu bir dünyada yaşıyoruz.
Gelelim işin özel kısmına:
İddiayı dile getirenler, çömez ve parlamaya ihtiyaç duyan isimler olsa, “Saçmalamışlar” der geçerdim ama durum hiç de öyle değil.
Burcu’yu da yıllardır tanırım, güzelliğinin farkında olan ve ona göre davranan bir kadındır, normalde ihtiyaç duymaz böyle şeylere...
Ancak bu olay doğruysa, ve bu nedenle boşanma kararı alan Burcu’ysa, ortada ciddi bir sorun var demektir.
Normal şartlarda, en güvendiği insan tarafından tuzağa düşürülen kişinin boşanmayı istemesi gerekir...

Uykusuz belediye

Çarşamba günü, marketten sigara almak için yol kesen belediye otobüsünü yazmıştım. Yazının sonunda da, Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun’a çağrı yapıp, “Aman işinden olmasın, o şoför de, İstanbul’da trafikte ne yaparsan, yanına kar kalır” fikrinin bir kurbanı diye eklemiştim.
Sabah saat daha 08.00 olmadan Murat’ın mesajı geldi. “İşini kaybetmeyecek ama yaptığı şeyin cezası olacak” diye...
İstanbul’da trafiğe dair ne yazarsan yaz, duvarla konuşmuş gibi olursun, asla cevap vermez bürokrasinin bir kısmı.
Murat, hem ezberi bozdu hem de ‘Arkadaş, ne ara uyandın da basın notlarını okudun?’ diye düşündürttü bana...

Yaşadıklarımdam öğrendiğim bir şey var

“Artık sonsuz aşka inanmıyorum” demiş
Deniz Seki...Bu sene,
14 Şubat’ta, aşk üzerine yazdıklarını okumuştum bir dergide
Deniz’in.
“Aşk hayatın mucizesi, hayatın anlamı, belki de hayatın ta kendisi” diye bitiyordu o yazı.
Bu kadın, iflah olmaz bir iyimser diye düşünmüştüm o zaman.
Şimdi “Sonsuz aşka inanmıyorum” cümlesini duyunca da şaşırmadım fazla.
Sadece Ataol Behramoğlu’nun “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var” mısrası geldi aklıma.
Bir kadına duyduğu şehveti, aşk kılığında sunan adamların sayıca çok olduğu bir dünyada Seki, sonsuz aşka inanmayarak doğrusunu yapıyor.