Antal-ya’nın en güzel ve en büyük şehir oteli Akra, aslında Barut Grubu tarafından satın alınıp, tamamen yenilenmiş ve her noktasına ayrı bir işlev kazandırılmış 1000 yataklı bir tesis.
Burası 49 yıllık bir tecrübenin son meyvelerinden biri... Şu anda grubun 13 oteli faal olarak çalışıyor. 3 bin 500 çalışanı ve yaklaşık 10 bin yatağıyla tamamen aile tarafından profesyonel bir anlayışla yönetiliyor. Yıllar önce bir toplantıda ailenin konuyla ilgili ana aktörlerinden Ahmet Barut’la konuşurken, zaten bunu anlamıştım.
Meze Festivali ise grupla özdeşleşmiş durumda... Daha havalimanındaki karşılamada görevli personelin yakalarındaki logo, beni bu etkinlikle tanıştırdı. Gelir gelmez otelin genç dinamik genel müdürü Gökhan Polat’la tanıştım ve koyu bir sohbete başladık. Otelin çok iddialı iki restoranının olduğunu ayrıca Life Co. adlı kuruluşun vegan mutfaklı ‘Saf’ restoranının çok revaçta olduğunu anlattı. İkinci bahsi geçen Pablito ise başlı başına bir kompleks, şefine hayran oldum ve bunu ayrı bir yazıda işleyeceğim. Şimdi festivale gelelim. Bu etkinlik üç yıldır yapılıyor. Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan bir coğrafyada, mezenin farklı yönlerini Antalyalılar’la buluşturmak için başlatılmış... Gördüğüm o ki olayın boyutları bayağı büyümüş. Bu arada önemli bir detay da, Akdeniz üniversitesi Gastronomi Bölümü öğrencileri festivale gelen 16 katılımcının tüm yükünü, sevgi ve misafirperverlik ruhuyla yüklenmişler.

Bir uçtan diğer uca

İlk standta, Hatay Sultan Sofrası’nın Antakya mutfağı seçmelerini tadıp, bir sonrakinde bize en yakın Yunan adası olan Meis’den, Alexandra’nın geleneksel ev yapımı Yunan mutfağı seçimlerini denedik. Hemen yanında müdavimi olduğum Lokanta Kru’nun Ege mutfağına odaklı esnaf lokantası konseptiyle yaptığı otlar karşımıza çıkıyor. Komşusu ise 52 yıldır Rodos’ta yaz-kış hizmet veren, denizden tabağa tazeliğindeki balık ve mezeleriyle tanınan Alexis oluyor. Yine Ege’den ünlü bir restoran, bölgenin toprağından ve denizinden gelen malzemeleri odun ateşiyle buluşturan Od Urla, yavru vatan Kıbrıs’ın çok geniş bir coğrafyada tanınan et restoranı Niazi’s ve Antalya markası olup şu anda üçüncü nesile emanet olan, Türk-Osmanlı ve dünya lezzetlerini birleştiren 7 Mehmet de oradaydı... Meze ve balık kültürünü değişik bir boyutta sunan, her gün bir başka yenilikle bizleri buluşturan Süreyya Üzmez’in Trilye’si, bölge mezelerini profesyonellerle yarışacak boyutta hazırlayan ve istikbalimizi bağladığımız gençlerin eğitim aldığı Akdeniz’de bir standla katılmıştı...
Diğer yandan bu kadar meze tattıktan sonra aranan kanın bulunduğu nokta Atilla Narin’in kahveleri ve göze çarpan tarihi fincanlarıyla yer almıştı. Yanında herkesin tanıdığı bir marka Ali Rıza Yılmaz ile ismi anılan balığın, balık mezesinin doğru adreslerinden Park Fora, gözde tatil ve eğlence adası Mikonos’un Efi Barla-Farma Restaurant’ı, Karadeniz’in şirin ili Ordu’da kendine özgü mezeleri ve de farklılığıyla tanınıp, yüzlerce insanın kalbini hazırladığı Karadeniz spesiyalleriyle kazanan Vonalı Celal Restoran ile eski İstanbul manzarası ve mezeleriyle Beyoğlu akşamlarının iddialı mekanı Firuze de oradaydı. Uzaklardan bir duayen, Fransa’nın ünlü ve iddialı şefi Paul Bocuse’un yakın arkadaşı, şeflerin şefi olarak tanınan Fransız meze virtüözü Laurent Capdeville’in de festivalde olması, olaya enteresan bir boyut kattı...
Son olarak tüm yolculuklarda uçak içi sohbetlerin vazgeçilmezi özellikle uzun yolculuklarda değişik spesiyalleriyle bizleri şaşırtmayı başaran Do-Co da katılım sağlamıştı.
Meze Festivali’nin eğlencesini, yeme ve içmesini bir tarafa koyarsak, ertesi sabah değerli dostlarım Mehmet Yalçın ve Tolga Atalay’la yaptığımız sohbet, çok keyifli ve aydınlatıcıydı. Tüm katılımcıların bu söyleşiye katılmalarıyla vakit nasıl geçti anlamadım.
Ne mutlu ki her yıl yaptığı Akra Caz Festivali, sosyal sorumluluk projeleri ve de en önemlisi gastronomiye ışık tutan Meze Festivali ile Akra Otel Antalya’nın ve Türk turizminin bir kazancı olmuş durumda...
Bu festivali, A’dan Z’ye eksiksiz, en iyi şekilde üç yıldır organize eden ve her gün geliştiren gastronominin gönül üstadları Mehmet Yalçın ve Tolga Atalay’ı kutlayarak, darısı gelecek seneye diyorum!