Güney Ege’nin turistik ve tesisler yönünden en zengin adası Rodos, tarih boyunca RODOS’UN EN GÜZEL MEKANIyapılan göçlerle yeni sahipleriyle yaşadı. Bunlar içerisinde en büyük izi bırakan şüphesiz ki Rodos Şövalyeleri. Ada, Türkler’in işgalinden sonra 1912’de İtalyanlar’ın eline geçmiş olsa da Osmanlılar’ın inşaa ettiği camii, mescit, çarşı ve çeşmeler hâlâ ayakta olup her noktası, her kaldırım taşı tarih kokmakta...
İlk akşam gittiğimiz ve kahvaltılarına hayran olduğumuz Koykos, altı odalı butik bir otel. Burası yedi salon, iki bahçe ve eski bir şarap kavından oluşan bir kompleks. Rodos’un en iyi barmeni Vasilis, iç dekorasyonunu 1999’da yapmaya başladığı işletmenin mal sahibi olarak, benzeri birkaç tesis açmış bir yatırımcı. Koykos’un içerisinde bir lambalı radyo ve telli teyp koleksiyonuyla 1942 modelden başlayan motosiklet, bisikletler ve birçok antika obje bulunuyor. Ücretsiz girilen bir müze gibi diyebiliriz. Mekanın sembolü guguklu saate değişik boyutlarda sık sık rastlıyorsunuz. Yolda yürürken karşınıza çıkan dev sembolü görünce hemen içeri girin. Güler yüzlü servis elemanları, hangi milletten olduğunuzu tahmin ederek o ülkenin diliyle sizi karşılıyorlar. Servis düşünemeyeceğiniz kadar hızlı. Şişeyle şarap sipariş eden hiç kimseye rastlamadık; herkes kırmızı bakır sürahilerle mesut.

İstekler geri çevrilmiyorRODOS’UN EN GÜZEL MEKANI
Başlangıçlarda; Yunan salatası, közlenmiş ve otlarla bezendirilmiş patlıcan, humus, taş fırında pişirilmiş kekikli ince pide, sarımsaklı pancar, ara sıcaklarda; ızgara ahtapot bacağı, Yunan usulü karışık sebze tava, ızgara hellim peyniri, koyu Rodos cacığı, fırında kekikli feta peyniri, ana yemeklerde; dövülmemiş kömür ateşinde pişmiş pirzola kalemleri, karides sote, iri karides ızgara, fırında acılı peynirle doldurulmuş yeşil biber göze çarpıyor. Ada balıkları, kalamar ızgara ve tavada olarak menüyü süslüyor. Tatlılardaki favorim ise güveçte koyu kıvamda kek ve çikolata üzerinde seçtiğiniz dondurma topları.
Kahvaltıları ise adeta bir şölen. Önce tereyağı, peynirler, zeytinler ve bölgenin meyvelerinden yapılan marmelat ile reçeller geliyor. Arkasından sahanda domates, yumurta ve çeşitli dağ otlarıyla yapılan, daha sonra fırınlanan bizim menemene benzeyen bir tat. En enteresanı patateslisi olan çeşitli tarzdaki yumurtaları... En son da bizim milföy böreklere benzeyen, ege otları ve çökelekle yapılmış pay’lar geliyor. Mantarlısı, kıymalısı ve kaşar peynirlisi de bulunuyor. Sonunda da sade bir kahve ikram ediliyor. Servis, eskiden kahvelerde kullanılan üç ayaklı tepsilerin bakırdan olanlarında yapılıyor.
Mekan, sabahları Panagiotin Lago Giamis’e, akşamları ise çok lisan konuşma uzmanı olan aslen Fransız Sova Paraskevar’a teslim. Rodos, yiyecek - içecek bakımından çok zengin. Adanın tek geçim kaynağı; turizm. Misafirlerinin hiçbir isteğini geri çevirmiyorlar. Üç gün boyunca sadece limanda pasaport polisi gördük. Fiyatlar her yerde makul ölçüde. Porsiyonlar da uygun boyda, en önemlisi deniz ürünleri çok taze.