Üniversite ve yedek subaylık sonrası yönetici olarak atandığım Haydarpaşa Numune Hastanesi’nin röntgen laboratuvarlarının perişan hali Vehbi Koç’la karşılaşmama vesile oldu. Her daim yardımseverliği konuşulurdu, özellikle sağlık kurumlarına yaptıkları. Hiç tanımadan randevu alarak yanına gittim. Bana önce yaşımı sordu; “24” deyince sorgu sual devam etti. İhtiyaçlarımız üzerinde konuştuk. Ona, “Sizin satın almanız çok güçlüdür. Biz ona karışmayalım, özelliklerini söyleyelim” deyince güldü ve “Sınıfı geçtin hadi” diyerek çay söyledi.

Hakikaten Vehbi Koç röntgen servisi eminim ki hâlâ hizmet veriyordur. Bunu neden paylaştım; geçtiğimiz haftalarda Divan Otelleri CEO’su arkadaşım Richard Appelbaum sayesinde bu büyük hayırseverin şimdilerde müze haline getirilen nalburiye dükkanını gezme imkanı yakaladım. Gazeteci dostum Vahap Munyar’la göz göze geldiğimizde
o yılları bilen iki kişi olarak eminim ki aynı duyguları yaşadık.

Hakikaten 500 yıllık Safranhan, Rahmi Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından dört yıl süren titiz bir çalışmayla müzeye dönüştürülmüş. Ayrıca hemen bitişiğindeki Çukurhan’da yine restorasyon sonucu Divan Oteli tarafından işletilen bir butik otel olmuş. Turizmci olarak ben hayatımda hiç bu kadar ince planlanıp dekore edilmiş kıymetli tarihi eserlerle bezendirilmiş bir butik otelde kalmadım. Kendimi bir an bir müzenin içinde kalıyormuş gibi hissettim. Benden önce kalan misafirin uzun konçlu ata binme çizmelerini az kalsın unutulmuştur diye resepsiyona gönderecektim ama onların da dekorasyonun bir parçası olabileceği aklıma geldi. Benim odam at, seyis ve jokey konseptliydi. Tarih ve lüksü bir gün yer bulabilirseniz eğer burada yaşamanızı tavsiye ederim.

Hâlâ aramızda gibi...

Otelin restoranında Ankara tava yiyin, sonra müzenin bölümlerini gezmeye başlayın. Zemin kattaki eski otomobiller, uçaklar, buhar makinaları, gençliğimizin cilalı sürat motoru ve ülkemizin ilk traktörü hepsi tarih kokuyor. Ayrı bir salon da kısa bir zaman önce aramızdan ayrılan Mustafa Koç’a ayrılmış. Müzenin yöneticisi Mine Sofuoğlu’nun anlatımı, dalgıç elbiseleri, smokini ve çok sayıda aldığı ödülleriyle sanki o hâlâ bizim
aramızdaymış gibi hissettiriyor doğrusu...

Her eser bir başka yakın tarihin değeri... Yine beni çok enterese eden bir dönemde
insanların tüberküloz teşhisi için kullandığı tek araç olan akciğer röntgen cihazı, diğer
köşede eski bir eczane, başımızı eğerek girdiğimiz başka bir bölümde de oyuncak
atölyesi halen faal.

Bir başka katta belli bölümler zanaatkârların geçen yüzyıldan beri kullandıkları malzemelerle atölyeler haline getirilmiş. Özellikle öğrenciler için başka yerde göremeyecekleri bir imkan sunulmuş. Eminim ki birçok ortaöğretim öğrencisi buraya gelip çağdaş görsel eğitimi alıyordur. En kısa zamanda Ayvalık Cunda Adası’na gidip Rahmi Koç Vakfı’na ait 1873’den kalan bir kilisedeki restorasyonu da görüp sizlerle paylaşacağım. Elimden Sayın Rahmi Koç’u kutlamaktan öte bir şey gelmiyor. Bu arada müzenin müdürü Sayın Tunç Koyuncu’ya teşekkür ediyorum. Ülkemizin en derin köşelerindeki eserleri bulmuş, sahiplerini ikna etmiş ve bu muhteşem yapıtı ortaya çıkarmış. Darısı diğer özel müzelere.