Pazar

20.09.2008 - 17:22

Çağımız şişmana düşman

Sitene Ekle

İclal Aydın yazdı geçen gün: Bu yaz bir yapımcı yeni projesi için görüşmeye davet etmiş. İclal’i görünce de şöyle demiş: “Hay Allah, biz aslında bu rol için çirkin birini arıyorduk. Sizi daha kilolu sanıyordum ben...”
Yetmemiş.
“Özrü kabahatinden büyük” derler ya... Şöyle devam etmiş:
“‘İki Aile’ dizisinde hani daha şey görünüyordunuz ya... Anne olarak tabii...”
Bu gaflar silsilesini neresinden tutmalı...
“Çirkin birini arıyorduk” deyip İclal’i davet etmesinden mi?
“Sizi kilolu sanıyordum ben” deyip “şişmanlıkla çirkinliği” harmanlamaktaki pervasızlığından mı?
Yoksa “anne olarak tabii...” vurgusuyla bir “şişmanlık-annelik-çirkinlik” bulamacı pişirip içine batmasından mı?

Zayıflayan şişmanlık
Ayşe Arman geçenlerde çağımızın niteliğini rahmetli Ercan Arıklı’ya atfen özetlemişti:
“Devir, zayıfların devri... Zayıfsan, çirkin de olsan yırtarsın!”
İclal’in yukarıdaki buluşmayı anlattığı günkü Vatan’da Mutlu Tönbekici de Arıklı’nın yargısına isyan ediyordu:
“Şişman kadınların sevilmemesi gereken insanlar olduğuna dair kanı, yayılmayı falan bıraktı kesin olarak yerleşti. Ve daha da fenası, şişmanlık giderek ‘zayıfladı’. Şişman olmak için eskiden en az 44 beden olmak gerekiyordu, şimdi 40 yetiyor. 38 tombul! 36 eh işte... 34 tamam! 32 ideal...
‘Zayıfsan yırtarsın!’
Yırtarken başka nelerimizi yırtıyoruz peki?
Ruhumuzu olabilir mi?”

Çıkıntısız nesil
Bence olabilir.
“Zayıflık artık başarı ölçülerinden biri; ideolojik bir hedef” diye yazan Ayşe Arman zayıflama kampına hazırlık yazısında diyordu ki:
“Çevremdeki ergenlerden, gençlerden biliyorum: dümdüz olmak istiyorlar, tahta gibi... memesiz... poposuz... çıkıntısız insanlar olmaya çalışıyorlar.”
Talihsizlik eseri Ayşe’nin katıldığı kampta o gençlerden biri, kilo verme sevdasında öldü.
Zayıflamak isteyenlerin “Çok iğrençsiniz, mandalar!” hakaretiyle motive edildiği “şişman toplama kampı” kapatıldı.

Teorisyenler diyetisyenler
Sağlık konusu polemiğe gelmez. Oralara girmek istemem.
Ama bu “ideolojik hedef” meselesi önemli...
Çünkü zayıflık dayatması, “sağlıklı yaşayalım” hedefinden uzaklaştı, “şişmanı aşağılayalım” kampanyasına dönüştü.
Televizyonlarda kilo aldı diye ekrandan kovulan spikerler, reklamlarda şişman diye asansörden indirilen kadınlar, filmlerde her daim “iyi” rolünü üstlenen zayıf, güzel ve yakışıklı kahramanlar yeni bir ırkçılıkla tanıştırıyor bizleri...
Çirkinlik ve şişmanlık, “kötülük”le ilişkilendiriliyor.
Teorisyenliğini diyetisyenlerin yaptığı bu ırkçılığın ideolojisini kimi kadın dergileri ve kadın programları pompalıyor; bazı ilaç firmaları ve estetik cerrahlar finanse ediyor.
O dergilerden birkaçını çıkarmış olan İclal Aydın ise “Moda ve ilaç endüstrisinin medya üzerindeki ekonomik gücü”nü, “ateşe durmadan odun atan eller” diye tanımlıyor.

“Toplu hareket”
Bu ideolojik saldırıyla yetenek tümden değersizleştirilirken, ambalaj alabildiğine kıymetlendiriliyor.
Adeta bakımlı olmakla akıllı olmak yarıştırılıyor. 
Sonuçta fiziken “göbeği, poposu, memesi, çıkıntısı olmayan” ve çıkıntılık yapmayayım diye soru bile soramayan bir nesil geliyor.
Toplama kamplarına üste para vererek gönüllü yazılan, kendine ve şişmanlığa hakaret ettirerek motive olan, çıkıntısızlığı hayat gailesi haline sokan, giderek küçülen bedenlerden bir “toplu ordu”, verdikleri kilolar ve aldırdıkları yağlarla böbürlenerek ve gerdirdikleri derilerden yapılma yeni ırkçılığın bayrağını taşıyarak üstümüze geliyor.
“Toplu” hareket etmeliyiz.
Kültürel genlerimizdeki balık etine yeniden alışmanın, bedenlerimizle barışmanın zamanıdır.

Teoman'ın senaryosonu yazdığı ve yönettiği ilk filminin adı nedir?
©Copyright 2008 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.