“Hayat gibi bir proje oldu”

“Rüzgarın Kalbi” dizisinin başrollerinden Deniz Baysal: “Senaryoyu okuyunca yapmalıyım dedim. Büyük dramlar yaşıyor ama aile ve arkadaş ortamının sıcaklığıyla gülüyorlar bir yandan. Hayat gibi bir proje”

“Hayat  gibi bir proje oldu”

Deniz Baysal “Rüzgarın Kalbi” dizisiyle döndü ekrana. Foça’da çekilen dizide Baysal’ı, partneri Burak Serdar Şanal’ın oynadığı Rüzgar karakterinin ölen sevgilisinin kalbiyle hayata dönen Zeynep olarak izliyoruz. Cezmi Baskın, Başak Daşman, Funda Şirinkal gibi tecrübeli isimler de kadroda. Foça’nın yolunu tuttuğumuz ilk gün görüyoruz ki Foçalılar diziyi benimsemiş bile. Çay içmeye oturduğumuz kafede ya da dondurmacıda diziden bahsediliyor, “Rüzgarı izlemeye gidiyorum eve” diyen teyzelere rastlıyoruz. “Aman Foça’yı güzel gösterin” diyorlar sette birlikte görenler... Bizim tarifle bile güç bela bulduğumuz set mekanına fotoğraf çektirmeye gelenlere hayret ediyoruz. Baysal’la “Hayata tutkuyla bağlı oluşumuz benziyor” dediği Zeynep karakterini, oyunculuğu ve diğer projelerini konuştuk...

- Nasıl biri Zeynep?

Zeynep çocukluğundan beri kalp hastası. İki yıl önce gerekli kalp bulunuyor ve hayata dönüyor. Hayat enerjisi yüksek, yaşamayı seven, şükretmeyi de bilen bir kız. Çocukluk aşkı düğüne bir hafta kala onu aldatınca dedesinin yanına Foça’ya geliyor. Ve Rüzgar’la karşılaşıyor...

- “Rüzgarın Kalbi” projesine nasıl dahil oldunuz?

Senaryoyu okumadan önce işin Foça’da çekilebileceği haberi geldi. İzmirliyim, Foça çok sevdiğim bir yer ama şehir dışı işi olması biraz düşündürmüştü. Senaryoyu okuyunca “Kesinlikle yapmalıyım” dedim. Tam hayatın içinden bir iş, büyük dramlar yaşıyorlar ama aile ve arkadaş ortamının sıcaklığıyla gülüyorlar da bir yandan. O beni çok bağladı bu işe. Hayat gibi bir proje oldu...

- “Kaçak Gelinler”deki karakteriniz de İzmirliydi. Şimdi yine Foça... İzmir dizilerinin aranan yüzü olma gibi bir durumunuz mu var acaba? Yoksa bilerek mi tercih ediyorsunuz?

“Kaçak Gelinler”de bir bölüm İzmir’deydi sadece ama karakterler İzmirliydi. İlk işim “Derin Sular” da İzmir’deydi. O çok büyük bir şanstır benim için, ailemin yanındaydım. Bilerek değil ama şikayetim yok, memleketim sonuçta. Şu an da güzel çünkü annem İzmir’de, sete ara verildiğinde hemen atlayıp gidebiliyorum yanına.

- Palyaçoluk, çocuk tiyatroları yaparak başlamışsınız oyunculuğa, başrolde izliyoruz şimdi sizi.

İlkokul 3’te başladım tiyatroya. Ben dışarıda, arkadaş ortamında çok kapalı bir insandım, çalışmaya başladıktan sonra o özgüvene sahip oldum. Bilmiyorum insanlara mı kendime mi güvenemiyordum ama bir tek sahnede kendimi buluyordum. Dizileri izledikçe “Keşke ben de olsam” diyordum ama tiyatro hocam zorlamasaydı kalkıp İstanbul’a gelip bir ajansa yazılmazdım. Başka bir iş yapıyor olurdum şu an...

“Kalbini takip etmezsen robot gibi olursun”

- Ekranlarda bir romantik komedi ağırlığı var şu an. Siz yarışa bir dramla dahil oldunuz. Çekinceniz oldu mu?

İçim çok rahattı bu projeye evet derken. Karakterlerin hepsinin kendi hikayesi var. Bizde bu kalp attıkça hikaye bitmez. Birinci bölüm finali de şok etkisi yaptı, güzel oldu. Şu an çok mutluyuz; üç haftadır birinci oluyoruz. Emeğimizin karşılığını alıyoruz ama öyle bir sistem ki çoğu proje emeğinin karşılığını alamıyor, bu çok üzücü. Çok fazla oyuncu var ama bir yandan da tuhaf bir şekilde oyuncu bulunamıyor, birçok proje bu yüzden erteleniyor. Sektör çok karışık bir halde. Dileğim tabii dizi sürelerinin kısalması...

- Set ortamınız nasıl? Tatil yapabiliyor musunuz Foça’da?

Biraz yapabiliyoruz. Birbirini çok seven bir ekip olduk. Akşam otelde sürekli sohbet muhabbet... Partner konusunda da şanslı hissediyorum kendimi. Serdar’la yeni tanıştık ama yıllardır tanışıyor gibiyiz. En çok onunla vakit geçiriyoruz, çok güzel bir uyum yakaladık; insanlara da geçti bu. Yönetmenimiz herkese çok yardımcı oluyor, usta oyunculara sora sora da ilerliyoruz.

- Dizide kalbin ölümsüzlüğü, kalbini takip etmek gibi temalar var. Kalbinin yolunu izleyenlerden misiniz siz de?

Aşk çok güzel, insanı yaşatan bir şey ama bazen yıpratıyor. Zaten öyle aşk oluyor. Acı da insanı büyütüyor ama bir yerde dur deyip hayata devam etmen gerekiyor. Kalbini takip etmeden de robot gibi olursun, yaşayamaz, tadını çıkaramazsın. Ben mantığı da işin içine sokmayı, ikisini dengelemeyi seviyorum.

- Sinema veya tiyatro projeleriniz var mı yakın gelecekte?

Burak Aksak’ın çektiği televizyon filmi “Bamsı Beyrek” te yer aldım yazın. Dede Korkut hikayeleri, partnerim de Uraz Kaygılaroğlu. O yayınlanmadı henüz, çok eğlenceli bir iş. Tiyatro şehir dışında zor ama belki Foça’da “Rüzgarın Kalbi” ekibiyle çocuklar için bir şeyler yaparız. Yoğun tempoyu çok seviyorum açıkçası, tatilde bir hafta sonra sıkılıyorum ve çalışmak istiyorum. Gelecek yaz için bir sinema filmi olur gibi...

- Sizi hep iyi kız olarak izledik. Özellikle canlandırmak istediğiniz bir rol var mı?

Dramı daha çok seviyorum. Festival filmi yapmak çok önemli, inşallah yakın zamanda olur. Hep masum, iyi karakterleri oynadım. Ters köşe yapmak, en uç noktasına kadar gitmek istiyorum açıkçası. Hastalıklı birini ya da trajediler yaşayarak kötü olmuş birini canlandırmayı isterim.

“Espresso Lab’in devamı gelecek”

- Boğaziçi Üniversitesi’nde Espresso Lab isimli bir kafe açtınız son olarak. Ticarete merakınız var mıydı?

Kahve düşkünüyüm. Hep isterdim tatlı küçük bir kahveci açmak ama ilerde diye düşünüyordum. Eniştem böyle bir fikirle gelince seve seve kabul ettim. Okulda kütüphanenin oradayız, 12’ye kadar açığız. Biraz baristalık, kahve yapma eğitimi de aldım. Boş zamanlarımda gidiyorum, çok başında duramıyorum ama ilgi çok güzel. Kahvemiz çok kaliteli, tatlılarımız da efsane. Devamı gelsin istiyoruz...

20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber