“Kendime gardırop hazırlıyor gibiydim”

Moda tasarımcısı Dilek Hanif iş kadınları için hazırladığı kapsül koleksiyon için “Fikir bu alanda eksiklik görmemden çıktı. Kaliteli kumaşı, iyi dikişi bir arada sunan koleksiyon herkesi mutlu edecek” diyor.

“Kendime gardırop hazırlıyor gibiydim”

Moda dünyasında 30 yılı devirmiş bir isim Dilek Hanif. Couture’de yarattığı çizgisini hazır giyime de taşımayı başaran ünlü tasarımcı bu defa çalışan kadınlara yönelik hazırladığı 30 parçalık kapsül koleksiyonla karşımızda. Hanif’in de çok sevdiği toprak tonlarının hakim olduğu koleksiyonda Osmanlı Sultanları’ının giydiği kaftanlarda yer alan desenlerin modern yansımaları göze çarpıyor. Dilek Hanif’le tasarımlarını yarattığı ofisinde bir araya geldik, yeni koleksiyonunu, modayı ve doğru giyinmenin ip uçlarını konuştuk.

Çalışan kadınlara yönelik bir kapsül koleksiyon hazırladınız. Bu fikir nasıl ortaya çıktı?

Koleksiyon daha çok çalışan kadınlara yönelik. Tasarlarken onları düşünerek tasarladım. Günlük giyebileceğimiz bizi tüm gün iyi ve rahat hissettirebilecek ama iş hayatında da çok rahat kullanabileceğimiz bir koleksiyon oluştu. Fikir bu alanda çok fazla eksiklik görmemden ortaya çıktı. Düşündüm ki herkesin üstünde olmayan, belli sayılarda üretilmiş ve kaliteli kumaş, iyi astar, iyi dikişi bir arada sunan bir koleksiyon herkesi mutlu edecek. Oradan yola çıkarak 30 parçadan oluşan bir kapsül koleksiyon hazırladım.

Koleksiyonun hakim renklerini ve tercih ettiğiniz kumaşları sizden dinlesek...

Bu sezonun trend renkleri benim çok sevdiğim tonlardı. Siyah, ekru, açık pudra, bej, tarçın, hardal... Materyal olarak da yün krep, ince krep, ipek saten, özel desenli danteller kullandım. Tasarlarken moda olan bir yakayı, detayı çok tercih etmem. Çünkü onun seneye modası geçer başka bir şey gelir ve bir anda elinizdeki parça demode olur. Hâlbuki benim parçalarım zamansızdır. Bu benim diğer koleksiyonlarımda da kendini hissettirir. Dolayısıyla benim tercihim, trendi bir şekilde yakalasın ama o kendi zamansız çizgisinden ödün vermesin. Koleksiyonu yaparken sanki kendime gardırop yapıyor gibiydim. Kapsül koleksiyon olduğu için parçaların birbirine geçişi var bu da ürünleri kullanışlı kılıyor.   

Bu kapsül koleksiyon şu ana kadar ki tasarımlarınızda nerede duruyor? Nasıl bir fark yarattınız ya da yaratmayı amaçladınız?

Hiçbir şeyi yapmış olmak için yapmayı sevmeyen bir yaratılışım var. Dolayısıyla bu koleksiyon benim için çok kıymetli. Önümüzdeki sezonu hazırlıyoruz yeni bir koleksiyon daha çıkacak. Bu koleksiyon Gizia Gate mağazalarında satı şta. Zamanla online satış gerçekleştirmek istiyoruz.   

“Kendime gardırop hazırlıyor gibiydim”

Bir parça kendi tarzınız, bir parça tarih, bir parça da iş kadınının olduğu bir harman var... Siz bu kapsül koleksiyona isim vermek isteseniz nasıl adlandırırsınız?

Tanımlamak ve isim vermek çok kolay değil. Çünkü sadece iş kadını da değil bu koleksiyona yönelecek. İş kadınının dışında, çalışmayıp şıklık ihtiyacı olanlar da giyinebilir. Ben bu konuda kendimi çok kısıtlamak istemedim. Bir gardırop gibi düşündüm. Tanımlamalar bazen tasarımcıyı kısıtlıyor. Bu sefer kendimi kısıtlamak istemedim. Daha özgür bir koleksiyon.

“Marka yazan kıyafetler giymenin özgüven eksikliği olduğunu düşünüyorum”

Bir modacı olarak siz modayı nasıl tanımlıyorsunuz?

Benim için moda her şeydir. Hayatımın her aşamasında bir şekilde moda var. Modayı, tekstili önemsiyorum. Kendini iyi ve özel hissettiren bir duygu. Kendinize yakışan neyse sizin modanız odur. Onu bulmak çıkarmak gerek. Bir stil sahibi olmanız lazım, o stilin içinde siz kendi modanızı yaratırsınız. Doğru moda anlayışı bence bu. Modayı vitrinde görüp almak gibi algılamamak gerek. Kendi stilinizi yaratmak ve modayı size hizmet edecek hale getirmek lazım; doğrusu budur.

Sadece bir markanın ürünlerine sahip birinin stil sahibi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Stil sahibi bir kadın böyle bir şeyi asla yapmaz. Bir trend var üstünüzde markalar kocaman boylarda neredeyse yürüyen bir afiş şeklinde dolaşıyorsunuz. Dehşetle ve şaşkınkınlıkla bir insan böyle bir şeyi nasıl giyebilir diye düşünüyorum. Moda diye giyiyorsunuz ama böyle bir durumda stil sahibi olmuyorsunuz. Üstünde marka yazan kıyafetler giymenin bir özgüven eksikliği olduğunu düşünüyorum. Marka elbette giyen kişiye bir güven verir, mutlu eder, kalite katar ama sadece bir marka giyinmek, marka olmayınca tedirgin olmak kişinin genel olarak hayata bakışında bir özgüven eksikliğine işaret eder. Değerli olan sizseniz böyle bir şeye ihtiyaç duymazsınız. Örneğin bir şey çok moda ve ben o ürüne bayılıyorum ama herkes hevesini alana kadar kullanmayıp sonra ortaya çıkarıp giyiyorum. Herkesin üzerinde olan bir şeyi taşımayı sevmiyorum. O zaman sizi diğerlerinden ayıran bir özellik olmuyor. Bu bir duruştur. Herkesin hayatta bir duruşu olmalı. Sizin modaya karşı da bir duruşunuz olmalı.

Siz nerelerden giyiniyorsunuz? Ya da kendiniz için özel tasarımlar yapıyor musunuz?

Ne istediğimi bildiğim için her şeyi kendim tasarlamayı çok arzu ederim. Ama maalesef öyle bir zamanım olmuyor. Bazen gece özel bir davete gittiğimde bile önceden hazırlatmış olduğum bir şeyi giyinip gittiğim oluyor. Çünkü benim için iş daha önemli. Kendi müşterimizin yetiştirilecek işi varsa ya da koleksiyon hazırlanıyorsa öncelik onların. O yoğunluğun içinde kendime bir şey tasarlatamıyorum ama fırsat bulduğumda bunu büyük bir zevkle yapıyorum. Ve onları da büyük bir zevkle giyiyorum. Bu hazır giyim koleksiyonu da aslında öyle bir lüksüm oldu. Şu anda kışlık gardırobum hazır. Bu büyük bir lüks oldu benim için.

Sizin de daha önce benzer bir iş birliğiniz olmuştu. Modacıların perakende markalarla iş birliklerinin katkıları neler diye sorsak?

Kişiye özel tasarımlardaki bütçeler ve zamanlardan dolayı bir araya gelemediğiniz müşteri grubuyla bir araya geliyorsunuz. Bu bence keyifli bir şey. O müşteri grubuyla bir araya gelebilmiş olmak güzel bir şey. Dilek Hanif’i giymek isteyen ve çeşitli nedenlerle giyemeyen birçok insana ulaştım. Onlardan çok güzel, keyifli, mutlu hissettiren geri dönüşler aldım.

“Kendime gardırop hazırlıyor gibiydim”

“Çevreci modayı önemsiyorum”

Mesleğe ilk başladığınız günden bu yana Türk kadınının giyiminde neler değişti? Neler gözlemlediniz?

Genel olarak baktığımızda giyinmeyi öğrendik. Teknolojiyle birlikte pek çok kaynaktan modayı ve birçok şeyi yakından takip edebiliyoruz. Bunlar bizi daha iyi olmaya sevk ediyor. Türk kadını bu konuda kendini ileriye taşıdı. Sadece benim her zaman karşı olduğum bir şey var. Birebir moda olan şeyi yakışsa da yakışmasa da giyinmek. O zaman kendi kişiliğiniz yok oluyor. Kendi özgünlüğünüz olmuyor.  20 yıl öncesine göre baktığımızda çok fark var. Bir kere özgün çok insan var çevrede. Modayı başarıyla uygulayan çok fazla kişi var.

Kadına yönelik çok fazla şiddete tanık oluyoruz. Siz bir kadın ve modacı olarak nasıl etkileniyorsunuz bu atmosferden?

Çok etkileniyorum ve üzülüyorum. Kadınların böyle bir zaman diliminde böyle şiddet yaşaması, bu şekilde kısıtlanması kabul edilebilir bir şey değil. Türkiye bugün gelişmeden, modern, çağdaş, gelişmiş bir toplum olmaktan bahsedecekse öncelikle kadına şiddeti ve kadına olan baskı sorununu çözmesi gerekiyor.     

Dünyadaki trendler neler moda dünyasında?

Çevreci kumaşların kullanıldığı, daha az atığın olduğu bir dünya bilincine ulaşıldı. Bunu çok önemsiyorum. Bunlara dikkat ediyorum ben de. Tüketici olarak da bunu daha çok aramalıyız. Çevreci kumaşlarda renk seçeneklerinin daha fazla olması lazım. Malzemeyi seçerken buna dikkat ediyorum. Hem modacıların hem de tüketicilerin bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor.

 

20 Eylül 2019 Magazin Haberleri.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber