Geri Dön

'Ruhumuzun hafifleyebilmesi için affetmeliyiz'

Bugüne kadar hep kırıntılarıyla yetindiğini söylediği müzik aşkını doyasıya yaşamak için çıktığı  yolda Tuvana Türkay “Yalan De” ile dinleyicilerle buluştu.

'Ruhumuzun hafifleyebilmesi için affetmeliyiz'

Piyano çalıyor, söz yazıyor, beste yapıyor ve artık aşkı olarak tanımladığı müziğin kırıntılarıyla yetinmemeye kararlı Tuvana Türkay. “Kendi işim bütün zamanıma sahip olup beni oradan oraya savururken, bedensel ve mental yorgunluğumu teselli edebildiğim tek desteğim, ailem ve yüreğimle sarıldığım müzik” diye anlatıyor. Sözü ve bestesi kendisine ait teklisi “Yalan De” unutmak isteyen bir kadının çığlığı adeta. “Dürüst olalım insanlar yaşadıkları hiçbir şeyi unutmazlar” diyor Türkay. Öfkeye yenilmemek için de affetmeyi öğrenmemiz gerektiğini belirtiyor. Artemis Yayınları’ndan çıkan ilk kitabı “İkimiz de Beni Seviyoruz”un heyecanını da yaşayan oyuncuyla Retro Society’de buluştuk.

Ruhumuzun hafifleyebilmesi için affetmeliyiz

- Yılın sonunda bir sürprizle çıkageldiniz; “Yalan De” ile...

Bir sahnede silah göründüyse muhakkak ilerleyen sahnelerde patlayacak demektir. Ben bunu göstermiştim. Bu yüzden çok sürpriz oldu mu emin değilim? “Yalan De” çok eskiden yaptığım şarkılardan biriydi. Bir buçuk yıllık uzun bir çalışmanın ardından sancılarla doğdu. Umarım sevilir ve ihtiyacı olan kalplerde kendine bir yer bulur.

- Dinleyiciler için sürpriz olarak nitelendirdiğimiz müzik çalışmanızın perde arkasını dinlesek? Müzik sizin için ne ifade ediyor?

Müzik hayatımın tamamını temsil ediyor. Bir hobi veya meslek olmaktan çok daha fazlası. 2014’te müzik çalışmaları yapmaya başlayarak bir gün müziğe bulanacağımı göstermiştim. Bir single çıkarmıştım “Ne Olursun” adında. Ardından Levent Yüksel’in şarkısına cover yaptık bu iki şarkıya klip dahi çekmedik. Daha sonra Tuna Kiremitçi ile “Diğer Yarım” düeti... Kendi işim bütün zamanıma sahip olup beni oradan oraya savururken, bedensel ve mental yorgunluğumu teselli edebildiğim tek desteğim, ailem ve yüreğimle sarıldığım müzikti. Bu zamana kadar hep kırıntılarıyla yetinmeye çalıştığım bu aşkın, artık daha çok çalışarak asla doyamayacağım dünyasını yaşamak istiyorum. Bunun için durmadan üretmeye devam ederek bu yolda yürümem için müziğin beni kabul etmesini dileyeceğim.

- “Yalan De” aynı zamanda unutmak için yollar arayan bir kadının haykırışı. Siz nasıl unutursunuz?

Dürüst olalım insanlar yaşadıkları hiçbir şeyi unutmazlar. Sadece paspas altına süpürüp yok saymaya çalışırlar. Zaman geçince, her duygu yerini başka bir sevme şekline bırakır. Herkes kendince bir yöntem ve savunma mekanizması geliştirir. Yaşadığımız duygular aynı olsa da yaşama şekillerimiz ve gösterdiğimiz tepkiler kendine özgüdür. Bağlılıklar boyut değiştirir. İnsanın içinde öfke varsa, bu en zorudur. Çünkü öfke ve nefret aşktan bile güçlü bir duyguyla bağlar insanları. Affetmeyi öğrenmek, büyüyebilmek ve ruhumuzun hafifleyebilmesi için iyi bir başlangıç diye düşünüyorum. Affetmediğimiz her şey görmediğimiz bir yerde güçlenir ve bizi güçten düşürür.

- “Beni onu sevdiğim kadar seven tek şey oyunculuk” demişsiniz. Müzik aşkınızın karşılıksız kalmasından korkuyor musunuz?

Devamında da çok severseniz o da sonunda sizi sever demiştim. Oyunculuk, onun için gösterdiğim çabanın, özverinin ve enerjinin hep farkındaydı. Bu yol, arzu ettiğiniz şeye odaklanmanız ve severek yapmanızdan geçer. Böyle bir korkuya içimde yer yok. Çünkü müzik oyunculuk yokken de hayatımdaydı. Ben henüz müzikle ilgili yaptığım işlerden bir lira kazanmadım! Bir kişinin bile kalbine dokunabilmek, aynı duyguyu paylaşabilmek yeter benim için. İsteğim, yazma sebebim, aynı duyguları yaşadığımız insanlarla ortak bir noktada buluşabilmek. Müzik insanları birleştirmek için var bence. Ayrıca enstrüman çalamıyor, beste yapamıyor, söz yazamıyor olsaydım müziği sadece dinleyerek hissetmeyi seçerdim. Benim müzikle olan bağımı ilerletme ve başkalarıyla da paylaşma isteğim hissettiğimi bir başkası da hisseder mi dürtüsünü insanlarla buluşturup bundan beslenmek.

- Varış noktası olmayan bir yoldayım demişsiniz. O yolun neresindesiniz? Neler öğrendiniz şu ana kadar bu yolculuktan?

O yol öğrenmek ve deneyimlemenin yolu. Hayatı bir yere varmak istemeden yaşamak beni hep diri tutuyor. O yolun neresinde olduğumu bilmiyorum, bilmek de istemiyorum. Sadece temiz olduğunun farkındayım. Vardığında geri dönmek istersin ama hiç varmazsan çabalamaya devam edersin. Ben çalışmayı, öğrenmeyi, mücadeleyi seviyorum. Başka türlü yaşadığımı hissedemem

- Sizi “Yasak Elma”da Leyla olarak izliyoruz. İzleyici olarak siz hangi taraftaydınız Ender mi Yıldız mı? Entrikanın başkentinde olmak nasıl bir duygu?

Ben dizilerde kendi karakterimden yana dahi olmam. Çünkü işlerin seyri hep değişir. Kendi hayatımda entrika bilmem. Yapanı bile anlayamam, beni bir başkası uyarırsa uzaklaşarak kendimi koruyabilen insanlardanım. Entrika yapabilmek farklı bir strateji, analitik bir zeka gerektirir. Benim aklımın kalbimi ve vicdanımı yendiği hiçbir konu olmadı şimdiye kadar. Hesaplı kitaplı değil, kendimi ve sevdiklerimi yormadan dümdüz yaşıyorum.

Ruhumuzun hafifleyebilmesi için affetmeliyiz

“Benim fanusum evimiz”

- “Hayat çocukluğumdan beri benim için emniyetli bir yer olmadı” diye yazmışsınız. Eksik parça neydi hayatınızda? Neden emniyette hissetmediniz?

Bir anne ve bir ablayla büyüdüm. Her şeyi birbirimizden güç alarak yaptık. Gönül verdiğim her şeyin yakasından kendim tuttum. Bu eksiği dillendirmek, içimin karmakarışık halinden onu çözüp bulabilmek çok güç benim için. Çekirdek ailenin tamamlanmaması belki. Belki de bir figürün eksik kalması...

- Emniyette olmayı tarif edebilir misiniz?

Hayat kimse içim emniyetli bir yer değil. Dünya kadın gibi naif ve duygusal bir canlı için çok ama çok acımasız. İnsanların çoğu, doğaya ve canlılara evvela da kendilerine karşı duyarsız ve acımasız. Ülkemizde bu düzen daha da dengesiz. Kadınlar da artık kadınların daha çok düşmanı pozisyonunda. Çünkü insanlar mutsuz ve amaçsız bir hale sürüklendi. Umutsuz ve hayalleri olmayan insanlar haline getirildiler. Çevresel, ailevi veya ekonomik olarak mutsuz olan, baskı altında yaşayan ve başarı elde edemeyen insanlar mutlu olmaya çalışan, hayalleri olan insanların mutsuzluğundan keyif alır hale geldiler. Hayat kimseyle uğraşmayan, kendi hayatına odaklı, algıları açık ve vicdanlı insanların daha savunmasız ve zorda olduğu bir yer. Üstümde hep çok sorumluluk olmasından sebep emniyette hissetmiyorum kendimi.

- “Hayalim bir fanusun içinde sonsuz huzur ve mutluluk” demişsiniz. Mutluluğu hapsetmek bizi de ona bağımlı kılmaz mı?

Bir şeye bağlı ya da bağımlı olmak arasında uçurum var. Kişilere, olaylara veya dünyevi şeylere bağımlılık hastalık gibi girer insanın ruhuna. Ama mutlu olduğumuz şeylere bağımlı olmak zararsız geliyor. Benim fanusum evimizdir. Huzurum ve mutluluğum ailem ve küçümenlerim dediğim evcil hayvanlarım ve zaman ayırmaktan hoşlandığım kişisel şeyler. Bunlara bağımlı olmaktan mutluyum.

Ruhumuzun hafifleyebilmesi için affetmeliyiz

“Mutfakla aram fazla iyidir”

- Yeni yıl dileklerinizden biri de set yemeğini yapacak gücü bulmanızdı. Sete “beslenme çantanızla” mı gidersiniz?

Son bir yıldır, sabah kahvaltımı ve öğle yemeğimi geceden hazırlıyorum. Atıştırmalıklarımı da öyle. Zeytinyağlı yemekleri tercih ediyorum çalışırken. O koşuşturmanın içinde enerjik kalmam, ağırlaşmadan çalışmam için bana iyi geldiğini hissettiğim bir metot bu. Bazen çok yorgun geliyorum eve ve bu mümkün olmuyor. O zaman da çorba, salata gibi hafif şeyler tüketiyorum.

- Buradan mutfakla aranızın iyi olduğunu çıkarabilir miyiz?

Mutfakla aram fazlaca iyidir. Yemek yemeyi, yapmayı ve başkalarına tattırmayı da çok severim. Elimin lezzetli olduğunu söylerler. Canımın istediği her şeyi yaparım. Ama zeytinyağlı yemekleri ve tatlıları daha güzel yapıyor olabilirim. Mutfak doymak için bir şeyler yapmaktan çok terapi amaçlı kullandığım bir yer. Yemek yapmak kafamı dağıtıyor, sakin olmamı ve sakin düşünmemi sağlıyor.

24 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte gündemde öne çıkan magazin gelişmeleri

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber