Geri Dön

'Seçimlerimle bir sonraki Burçin’i yetiştirdim'

Dört yaşından beri setlerde olan Burçin Terzioğlu, gerilim türündeki yeni filmi “Güzelliğin Portresi” ile kariyerinde yeni bir kapı açtı.

'Seçimlerimle bir sonraki Burçin’i yetiştirdim'

 

Çocuk oyuncu olarak başladığı kariyerini günümüze taşıyan ender isimlerden Burçin Terzioğlu. “Oyun parkım” dediği oyunculukta 34 yılı devirdi. Dün vizyona giren “Güzelliğin Portresi” ile de yolculuğunda yeni bir türe kapı açmış oldu; gerilim. Filmde, çocukluğu ve gençliği korku ve psikolojik sorunlarla geçmiş Nisan karakterini canlandıran oyuncuyla Park Dedeman Levent’te bir araya geldik. 30’larında bir kadın olarak kendinin değerini daha iyi anladığını her haliyle gösteren Terzioğlu, bugüne kadar yaptığı her seçimin sorumluluğunu almış; kendini sınavlardan yenilmeden ve sağlam notlar çıkarmış biri olarak tanımlıyor.

- Gerilim türü dünyada büyük ilgi görmesine karşın bizde başarılı bir proje pek gelmiyor akla... “Güzelliğin Portresi” bu bağlamda ezber bozacak mı?

Gerilim türünün örnekleri çok olmadığı için bir kıyaslama yapamıyoruz. Seyircinin yorumları önemli olan. Projenin ilk anından beri içinde olan biri olarak, hem objektif bakamam hem de mizaç gereği dediğiniz gibi cümleler kuramam. Sadece bunun bir üyesi olmaktan mutluluk duydum. Umarım bu tarzı sevenler için kendi ülkelerinde yapılmış ve başka türlere alternatif olabilecek bir film olur.

Seçimlerimle bir sonraki Burçin’i yetiştirdim

- Bu tarz projeler, riski de yüksek yapımlar değil mi?

Bu sektörde tamamen emin olarak işin içine girmek diye bir şey olduğunu düşünmüyorum. Ben kendi adıma risk olarak görmüyorum yeni ve çok yapılmamış bir tarzda yer almak buna ön ayak olmak şanstır. Niyetimiz seyirciye kendi dilinde kendi toprağında bir gerilim hikayesi sunmak. BKM sektörde yıllardır çok iyi işler yapmış bir aile. Onlarla yola çıkmak, Umur Turagay ile çalışmak ve Pınar Bulut’un yazdığı bir senaryoda yer almaktan dolayı çok mutluyum.

- Tanıtımlarında “Ailemizden miras aldığımız şeyler var hayatta. Bana da babamın şeytanları miras kaldı” deniliyor. Burçin’e ailesinden neler miras kaldı?

Ten rengi, göz rengi, kalıtsal rahatsızlıklarla işlenmiş doğuyoruz. Huy, tavır olarak yüzde elli elli almışım anne ve babamdan. Annemin net ve güçlü duruşu, babamın ılıman insan iletişimini mesela almışım. Annemden inat, babamdan duygusallığı ve beni ben yapan birçok özelliği. Bir de sevimsiz hastalıklar var ama ben o konuda reddi miras yapmayı planlıyorum.

- Öte yandan sizin “şeytan”larla aranız nasıl? Sizi başka bir tarafa çeken hisleriniz oluyor mu?

Ben omzumun diğer tarafına teslim olmaya çalışıyorum. Benim yaptığım hatalar insanlık hali denip geçilebilir türdendir diye düşünüyorum. En azından kimsenin zararına bile isteye bir şey yapmıyorum. Şeytanın bana yön vermemesi için içimde onun sesini duyamayacağım kadar sevgi barındırıyorum, en azından çabalıyorum. Çabanın karşısında hep bir ödül vardır derler. Bu kadar kötülüğün içinde umalım da o ödül var olsun.

“Kaç çığlık karşılık buluyor?”

- Malum bizler, “Kol kırılır yen içinde kalır” şiarıyla büyüdük. Ama her gün bir kadın daha en yakınları tarafından hayatından ediliyor. Siz bu konunun çözümüne bir katkı sağlayabilecek olsanız, nasıl bir öneride bulunurdunuz?

Herkes dünyaya aynı şartlarda gelmiyor. Her birey sevgiyle büyümüyor. Yaralar açığa çıktığında kaç kişi, kaç kurum bunlara sebep olanlara gerekeni yapıyor? Kaç hak arayışı kaç çığlık karşılık buluyor? Polise 20 defa can güvenliği olmadığını söylemiş, çevresinden defalarca yardım istemiş kaç insanın daha gözümüzün önünde kayboluşuna şahit olacağız milletçe? Ben ve benimle aynı duygularda olan meslektaşlarım işimizin avantajını kullanıp sesimizi kitlelere duyurmaya çalışıyoruz. Çözüm mü değil elbette. Çözümün ilk adımı ailelerin verdiği eğitimle başlıyor. Erkek çocuklarına verdiğimiz imtiyazlarla kızlara verdiklerimizi denk tutmak, bir canlının hayatının ne kadar değerli olduğunu anlatmak ve göstermek gerekiyor. Kadın, erkek, hayvan ya da doğa fark etmez nefes alan her şey saygıyı ve yaşamayı hak eder. Onun yaşam hakkını elinden almak kimsenin haddi değildir.

- Tanınır olmak, özgürlüğü de kısıtlayan bir durum, sürekli otokontrol mekanizmanızı çalıştırmanız gerekir denilir ya... Sizin için durum nasıl?

Kendimi bir fanusta yaşıyormuş gibi hissettiğim oluyor bazen. Ben sevdiğim mesleği yaparak ve bu işin karşılığında edindiğim tatminle, yanlarında kendimi özgür hissettiğim insanlarla birlikte mutlu yaşıyorum. Herkesin senin hayatınla ilgili fikrinin olduğu, yargıladığı, eleştirdiği, sevdiği sevmediği ve bunu net bir şekilde ifade ettiği bir meslek bizimki. Sadece iyi yönetmek ve bu arada hayatı kaçırmadan özden ve inandığından şaşmadan yaşamak gerekliliğine inanıyorum o kadar.

Seçimlerimle bir sonraki Burçin’i yetiştirdim

“Aşk aynı da sen aynı değilsin”

- “Korku”, insan olarak hepimizin içinde bulundurduğu bir duygudur ya... Sizin en büyük korkunuz nedir şu hayatta?

Korkularımla yüzleşmeyi öğrendim yıllar içinde. Bazen sadece telkinle, bazen üstüne giderek değişik yöntemler denedim. Galiba en çok kendimin ve sevdiklerimin çaresiz ya da zor atlatılır sağlık sorunlarıyla karşılaşması korkutuyor beni. Bu konuda tecrübe edindiğim yorgunluklarım var çokça.

- Aşka bakışınızda 10 yıl önceyle bugün arasında bir değişim olduğu söylenebilir mi?

10 yıl önceki Burçin’le bugünkü Burçin arasında yaşanmışlık farkı var. Bilgi farkı var. Görüp öğrenilmişlik farkı var. Aşk aynı aşk, kalp aynı kalp, heyecanı, hayal kırıklığı, coşkusu aynı da sen aynı sen değilsin. O yüzden aşka giriş hızınla aşktan kaçış hızın ve bakış açın aynı olmuyor. Aradaki fark yılların sana bıraktığı deneyimler oluyor.

- Otuzlarında bir kadın olarak, hikayenizin en altı çizilmesi gereken yerleri nereleri olabilir?

Mesleğime olan bağlılığım. Hayatta vazgeçmediklerim oyunculuk ve ailem. Çabalamalarım içinde hayatı da kaçırmamışım. Hep bunun için şükrederim. Güzel arkadaşlıklar, dostlar biriktirmişim. Sınavlardan kendince yenilmeden çıkmış ve sağlam notlar çıkarmışım. Ayrıca ya kazanırsın ya öğrenirsin sözünü çok severim. Şu anda onu yapmasaydım dediğim bir şey yok; mesela bu projeyi kabul etmeseydim keşke şunu etseydim, o birlikteliği yaşamasaydım demiyorum. Öyle yaşanmasaydı şimdiki ben olmazdım. Her zaman seçimlerimin sorumluluğunu aldım ve onlarla bir sonraki Burçin’i yetiştirdim. Bir de bu yaşlar çok güzelmiş. İnsan sağlıkla nefes alabilmenin, akıp giden zamanın ve kendinin değerini çok daha iyi biliyor.

“Salt güzellik bir balon aslında”

-Kusurlar yeni güzellik anlayışında önemli bir yerde. Sizin güzellik algınız nasıl?

Güzelliğe hep bir bakış açısı içinde belli ölçülere, belli kıstaslara sıkıştırılarak bir form biçilmiş durumda. Biz iç çamaşırı mankenlerini podyumda izleyip ayna karşısına geçip kanadımız çıkar mı diye kendimize eziyet çektiriyoruz. Yok o kanatlar çıkmayacak zorlamayalım. Bazı kadınlar ya da erkekler genetik olarak daha sağlam geliyor dünyaya. Kabul edelim ve maşallah diyelim.Salt güzellik ya da yakışıklılık zeka ve iyi niyet olmadığı zaman bir balonmuş gibi geliyor bana. Bir de kusur gibi görünen şeyler seni diğerlerinden farklı kılıyor. Farklı olmak kötü değildir her zaman. Kendimizi sevelim yeter.

20 Ocak 2020 Magazin Haberleri Bülteniİşte magazin dünyasındaki son gelişmeler...

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber