Şifa niyetine Türkçe funk

Cartel’in kurucularından Kabus Kerim’in köklerine yolculuğunu anlatan belgesel dün yayınlandı. Kabus Kerim hem belgeselini anlattı hem de bir akıma dönüşen disko-folku nasıl yarattığını

Şifa niyetine Türkçe funk

Türkiye’de rap denince akla hemen Cartel’in gelmesi kimseyi şaşırtmıyor. 1990’ların ortasında hayatımızı renklendirmişlerdi. Grubun kurucularından Kabus Kerim’in ise yeri ayrı. Müzik kültürümüzü hâlâ etkiliyor. Yarattığı “Anneme Funk” seti şimdilerde önemli bir akıma dönüşen disko-folkun belki de ilk örneklerinden biri.

Türkiye’nin müzik kültüründe önemli bir etki yaratmış Kabus Kerim şimdi de “Kabus Kerim’le Köklere Dönüş” adlı belgeseliyle gündemde. Belgesel dün beş ayrı bölüm halinde www.redbull.com’dan yayınlandı. Kabus Kerim’in Nürnberg’den başlayıp Anadolu’da sona eren keşif yolculuğunu anlatan belgesel bir yandan da ünlü DJ’in bilinmeyenlerine ışık tutuyor. Hem de Kabus Kerim’in “yasa dışı” zamanlarından, Cartel’in hukuki bir sürecin ardından parçalanmasıyla yaşadıklarına kadar... Üç haftada çekilen belgeseli Kabus Kerim’den dinledik...

Şifa niyetine Türkçe funk

Belgesel fikri nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Sizi nasıl ikna ettiler?

Fikir olarak bu projenin ortaya çıkması 2.5 yıl önceydi. Çekimlere de geçen sene bu zaman başladık. Daha önce de keşif turuna çıkmıştık. Benin aklımda da böyle bir şey vardı aslında. Arabayla Almanya’dan yola çıkıp Türkiye’ye gelmek istiyordum. Keşif turunda da yerleri ve bunların benim köklerimle olan bağlantılarını belirledik.

“Anılarımı tekrar yaşamak istedim”

Neden özellikle araba yolculuğu yapmak istediniz?

Çünkü bana geçmişi hatırlatıyor. Almanya’da yaşayan birinci ve ikinci nesil için uçak bulunmaz bir şeydi. Herkes arabayla gidip gelirdi. Uçak da bugünkü gibi değildi. Şimdi Almanya’nın her yerine günde üç sefer var. Eskiden bulamazdınız. Ben anılarımı tekrar yaşamak istedim bu belgeselle. Çocukluğumu tekrar yaşadım diyebilirim.

Açıkçası ben belgeseli izlemek için TV karşısına oturduğumda aklımda daha çok müzikle ilgili bir şey göreceğim vardı. Fakat olumlu anlamda şaşırdım. Bu sizin hayat hikayeniz. Belki de bilinmeyen birçok yönünüz ortaya çıkıyor. Bunları anlatmak, sisteminizden atmak nasıl hissettirdi?

Aslında anlatsam mı anlatmasam mı çok düşündüm bunu. Daha sonra hikayemin merak edildiğini düşündüm. Üstelik birçok çaresiz insan var dünyada. Belki onlara bir faydası olur bu hikayenin. Çaresizlikten neler doğabileceğini anlatmak istedim. Kalkıp “Ben gangsterdim. Bunları bunları yaptım” diye övünmüyorum tabii ki. Bunu bilen bilir. Ben bu işleri yaptıktan sonra müziğe yöneldim mesela. Ben şöyle düşünüyorum: Elinizde bir bidon benzin var. Ya bu benzini arabaya döker ve yakarsınız ya da depoya koyup yol alırsınız. Enerjini neye harcayacağın önemli. O yaşta bilmiyorduk demek ki.

Şifa niyetine Türkçe funk

Oğlunuzu kucağınıza almanız da bir dönüm noktası olmuş...

Galiba şöyle bir şey oldu: İçimdeki çocuk da oğlumla birlikte canlandı. Birlikte büyüdük tekrar. Hâlâ büyüyoruz.

Cartel’e geçmek istiyorum. O yıllarda buraları kasıp kavurdunuz. Ama sonu biraz üzücü oldu. Şimdi geriye dönüp baktığınızda pişman olduğunuz bir şey var mı?

Bence her şey olduğu gibi iyi. Gerçekten. O zamanlar elimize çok iyi bir fırsat geçtiğinin farkındaydım. Fakat iyi bir şekilde ifade edemedim belki de kendimi. Her gün öyle bir albüm çıkmıyor. O kadar büyük etki yaratacağını bilmiyorduk açıkçası.

Böylesine büyük bir etki yaratacağını düşünmediniz yani.

Kesinlikle hayır. Bütün bir nesli etkiledik.

“Neydim ne oldum diye ağlamadım”

Peki ya Cartel’den sonrası... Hayatınızda bir boşluk yaratmadı mı grubun kendini imha etmesi?

Oldu bir boşluk tabii. Bir de “O olay bitti. Geride bırakalım. Benim başka bir iş yapmam lazım” demek, insanların buna inanması da kolay olmadı. Hayat devam ediyor, para kazanmak lazım. Fakat şöyle de bir şey var, takılı kalmadığınız zaman daha kolay değişiyor her şey. Geçmişe takılı kalırsanız her şey daha zor. Ağlayıp sızlayıp, “Neydim ne oldum” diye kafamı takmadım. Bu da işlerin çabuk değişmesini sağladı bence. Öyle de oldu. Grafik tasarım eğitimi aldım mesela, meraklıydım da... Böylece bu dönemi atlattım.

“Anneme Funk”, disko-folk zamanları nasıl gelişti?

Müzik hep vardı hayatımda. Bir şeyler topluyordum hep. Ama tam anlamıyla dönüş 2006’da Cartel’in mahkemeyi kazanmasıyla oldu. Tekrar Cartel adıyla müzik yapabilmek için yasal bir engel kalmamıştı. “Ekibi tekrar toplayalım” fikirleri ortaya çıktı. Ben de odaklanmaya başladım. Annemin hasta olduğu dönemde de çaresizliğimi anladım. Annem için ne yapabilirim diye düşünüyordum. O güçlü, dev gibi kadının orada yatması ve benim elimin kolumun bağlı olması beni çok üzüyordu. Çok acıydı. Şifa niyetine bir şey yapmak istedim. Ortaya çıkan da “Anneme Funk”tı. Şimdiki tüm olay da ondan esinlenmeler.

Çok tutuldu...

Şimdi 10 saat Türkçe çalabilirsiniz. Kimse de sıkılmaz. Ben Fransa’da ya da Avrupa’nın başka ülkelerindeki festivallerde de fark ediyorum. İnsanlar üçüncü türküde çıldırıyor. Çok seviyorlar.

İstanbul’daki müzik hareketi nasıl?

10 gün yayın yapan Red Bull Music Academy Radio İstanbul çok önemliydi. Ben biraz Fatih Akın’ın 2005’te yaptığı “İstanbul Hatırası: Köprüyü Geçmek” işine benzettim. Onun devamı gibi. Bunun etkileri zamanla görülecek. Beş sene sonra daha güzel şeyler olacak müzik adına.

“Yeni bir albüm yapmak istiyorum”

Şimdi ne gibi projeler var önünüzde?

Sevdiğim şeyleri yapmak istiyorum. Hayatım boyunca hep bunu yaptım. Yavaş yavaş yeni bir albüm yapmak istiyorum galiba. Anlatmak istediğim şeyler var. Bu iş oraya doğru gidiyor bence. DJ performansları artık benim için performans değil çünkü. Benim için şifa bu. Uzun süre çalmazsam kötü hissediyorum kendimi. Bu yüzden DJ’lik de devam edecek.

Kafanızdaki nasıl bir albüm?

Yine Barış Manço olabilir albümde. Doğukan’la (Manço) konuşacağım. Arşivinde kayıtlar var. Onlara dokunabilirim. Kafamda düşünce olarak bu var yani.

22 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber