"Türkler insan değil mi, hayret bi'şey"

Hrant Dink yaşasaydı böyle dermiş. Artık diyemez. Öldürüldü!

tubakyol@yahoo.com Voltaire, Prusya Kralı II. Frederick'e "Türklerden daima nefret edeceğim" diye yazar. Ve Rus Çariçesi II. Katerina'ya gönderdiği mektupta "İnsanlığın iki büyük belası var; ilki veba" der, "ikincisi ise Türkler." Lord Byron da Türklerden nefret eder. Jane Austen Türklerden "barbar" diye bahseder.Shakespeare, Othello'yu evlendiği gece yatağından kaldırıp Türklerle savaşmaya yollar.Dostoyevski de Türklerden pek haz etmiyor olsa gerek; "Karamazov Kardeşler"de kardeşlerden biri diğerine Türklerin çocuklara işkence etmekten nasıl zevk aldığını anlatır. Annelerinin gözü önünde çocukları havaya atıp süngüleri ile yakaladıklarını...Zaten bazılarına göre "Türk" adı "torquere"dan, yani "torture"dan, yani "işkence"den geliyormuş. Bunu ben de ilk kez duydum, internette, Wikipedia'da, "anti-turkism" başlığında okudum. "Köpek-Türk" hikayeleri varmış bir de; gövdesi insan, başı köpek olan, insan etiyle beslenen kuyruklu yaratıklar...Dünya üzerindeki diğer ırklardan ne daha masumuz ne daha gaddar. Irkçı yorumlar bunlar ama işte varlar. Dünyanın gözünde pek şık bir imajımız olmadığı aşikar. Hele Ermeni diasporasının gözündeki Türk imajı... Etyen Mahçupyan, Zaman gazetesindeki köşesinde "Diyasporadakiler Türklerin değişemeyeceğini, uygarlığın getirdiği tüm yeniliklere karşın, onların ötekini kabullenemeyen özlerinin hep orada olduğunu söylerlerdi" diye yazdı geçen hafta.Ve Hrant Dink'le birlikte diasporadakileri aksine ikna etmek için nasıl dil döktüklerini...Sonra?Hrant Dink öldürüldü.Türklere dair kuşkular ayaklandı.Yine Etyen Mahçupyan, yaşasaydı Hrant Dink'in bu kuşkulara karşı çıkacağını, "Onlar insan değil mi, hayret bi'şey" diyeceğini yazdı.Artık diyemez.Öldürüldü.* * *Bu cinayet benim üstüme kalacak. Yarın Hrant Dink'i öldüren kurşunu kimin sıktığının bir önemi olmayacak. Onu kurşun sıkmaya zorlayanlar; bir örgütse eğer o örgütü, mahalle çetesiyse o çeteyi yaratan iklimin hesabı benden sorulacak.Bana soracaklar: "Niye öldürdünüz Hrant Dink'i?" Ben öldürmedim."Ama SİZ öldürdünüz!" Martin Luther "Bizi şeytandan ve Türklerden koru" diye dua eder. Türklerin "Tanrının gazabı" olduğuna inanır; tıpkı deprem gibi, veba gibi, Türkler de Tanrı tarafından insanlığa ceza olarak gönderilmiştir. Geçen yaz olabilir, belki daha bile öncedir; bir otobüs yolculuğunda yan koltuğuna F tipi gardiyanı düşen biri anlatmıştı. "İnanmazsınız" demiş gardiyan, "koşullara rağmen neler de buluyor, neler yapıyorlar..."Sonra mahkumların gazete kağıtlarını ıslatıp hamur haline getirdikten sonra kurutup ayakkabı boyasıyla boyayarak karton yaptıklarını, ekmeğin içini çıkarıp yoğurup içine not saklayarak havalandırma duvarının üstünden yan hücrelere atarak birbirleriyle haberleştiklerini söylemiş.Bir gün havalandırmadaki gider deliğinin üzerinde bir parça ekmek buluyor gardiyan. Eğilip alıyor. "Almayın" diyor mahkum. "Ama fare gelir" diyor gardiyan. "O yüzden koydum zaten" diyor mahkum.Çünkü fare gelecek. Çünkü fare gelirken borulara sürünecek, borudaki tüm pisliği temizleyecek. Çünkü ancak o boru temiz olursa o boru aracılığıyla diğerlerine sesini duyurabilecek, diğerlerinin sesini duyacak.Bunları "bir bilene" sordum sonra, yazayım diye.Yaptıkları o kartonları tek tek elle yazarak, yine duvar üzerinden aşırtıp tüm hücreleri dolaştırarak, tek tek elle çoğaltarak "Vız Gelir" diye bir mizah dergisi çıkardıklarını öğrendim.Birbirlerine attıkları notlar, kartonlar yanlış bir yere düşerse kurtarmak için pet şişeleri biriktirip, kesip, uç uca ekleyerek sopa yaptıklarını...Pirinçten yapıştırıcı yaptıklarını...Elma ya da portakal kabuğunu havalandırmadaki çer çöple karıştırıp sigara yaptıklarını... Ama portakal kabuğunun ağızda biraz kötü bir tat bıraktığını, çabuk patladığını, elmanın tercih edildiğini...Sonra da yazamadım.Ekmek arasında giden bir küçük notun, gider borusundan edilecek bir çift lafın bile onlara çok görülmesinden korktum. Cin bir yetkili okur da, bunlardan bile huylanır, bunların da önlenmesi için harekete geçer diye çekindim. "Bisküviden pasta yapmanın", bisküviyi "amaç dışı kullanmak" kabul edildiği için yasaklandığı bir yerden söz ediyoruz burada!Ölüm oruçlarına, onca ölene rağmen, Behiç Aşçı gözlerinin önünde erirken hâlâ mahkumların günün belli bir saatinde bir araya gelmesine ısrarla karşı çıkanlar "Portakalı, gazeteyi, ekmeği, pirinci amaç dışı kullanmayı" da yasaklar, F tiplerindeki koşullara dikkat çekmek için yazdığım yazı, yeni "işkencelere" bahane olur, ben de işkenceye ortak olurum diye endişelendim.Hrant Dink'in öldürülmesi de etkili olmuştur muhakkak. 301 inadı yüzünden Hrant Dink'in ölümünden sorumlu tutuldukları gibi, tecrit inadı yüzünden de Behiç Aşçı'nın da ölümünden sorumlu olacaklarını idrak etmişlerdir belki. Neyse ki...Tecrit bitti. Disiplin cezası olsun olmasın mahkumların 10'ar kişilik gruplar halinde haftada 10 saat bir araya gelmesine karar verildi. Ölüm orucuna ara verildi. Eğer bu genelge uygulanırsa, ölüm orucu bitmiş olacak. Behiç Aşçı da hastaneye kaldırıldı, tedavi görüyor.Bu kadarmış.Bu kadar mıymış?Şimdi işte onları anmak gerek:Bu uğurda 122 kişi öldü, 600 kişi sakat kaldı. F tipi hayat: Portakal kabuğundan sigaralar yapmak Ben biraz sıkıldım galiba. Böyle de denmez, daha hisli söylemenin bir yolu vardır muhakkak ama... Üstüme kalan cinayetlerden, işkencelere ortak edilmekten sıkıldım. Sadece Türk olmakla ilgili değil bu. Amerikalı olsam da böyle hissedecektim, Alman ya da İngiliz ya da Fransız ya da İranlı olsam da...Her ırktan, dinden, dilden pisliğe bulaşmak istemeyen insanların da bir ülkesi olsaydı keşke. Biz orada kendi halimizde dursaydık. Şarkı falan söylerdik, ne bileyim işte...Depresyondayım. manik depresif köşe

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber