Şehrin masalları kapılarını açıyor

Yeni sergisi “Şehir Masalları” ile sanatseverlerle buluşan Ayşe Tatari “Ressam oldum demek gibi bir iddiam olmadı hiç. Ben yaşamı bir kolaj olarak gördüm her zaman. Resimlerim de bunu yansıtıyor” dedi.

Şehrin masalları kapılarını açıyor

Kendisini yıllardır tanırım. İşindeki profesyonelliğine, duruşuna, entelektüelliğine ve samimiyetine her zaman saygı duymuşumdur. Mimar, Derishow markasının İzmir temsilcisi-yöneticisi, Milliyet Ege ve İzmir Life yazarı, ESİAD Yayın Kurulu üyesi ve İKSEV’in kurucu üyesi ve icra Kurulu üyesi olan Ayşe Tatari (Perin) ile dolu dolu bir sohbet gerçekleştirdik. Sevinç Pastanesi Sohbetleri’nde 2-13 Mart günlerinde GT Art&İnteriors’deki sergisini konuştuk...

- Ayşe Hanım, sizi yıllardır tanırım. Yaptığınız işleri, profesyonelliğinizi ve duruşunuzu her zaman takdir ederim. Peki, sanata olan ilginiz nasıl başladı?

AYŞE TATARİ (PERİN): Beni ne güzel cümleler ile ifade ettiniz, hatta onurlandırdınız. Yıllardır bu işleri gönüllü olarak yapıyorum. Sanata gönül vermiş bir insanım demek ki… Yazımı, çizimi güzel bir çocuktum, müzik kulağım da iyiydi. Resim yaptım, gitar çaldım, şarkı söyledim. Özetle güzel sanatların her dalı benim için merak edilen ve sevilen bir alan olduğu için her biri ile ilgilendim, bilgilendim. Mimarlık mesleğini seçmiş olmam da sanata yakın olduğumun göstergesi. Böylece sanat tarihi de işin bir parçası oluyor doğal olarak.

- Konser, sergi, tiyatro vs ile ilgili yorumlarınızı yaparken öne çıkardığınız kriterleriniz nelerdir?

Titiz ve seçici bir insanım. Standardım yüksek ancak kritiklerde çok dikkatli olmaya özen gösteririm. Genel olarak yıkıcı olmayıp yapıcı olmaktan yanayımdır. Sanat ve kültür için toplumun seviyesine inmek yerine toplumun seviyesini yükseltmek ilkesi ile hareket edilmelidir derim… İnsanlar iyi şeylere layıktır, iyiyi sunarsanız toplum alışır ve benimser. Elbette sabır ve zaman ister ama olması gereken de budur.

- İyi bir eserin kalıcılığını ne belirler?

Mesela; Chopin, Mozart gibi besteciler… Picasso,Van Gogh gibi ressamlar… Emile Zola, Balzac, Tolstoy gibi edebiyatçılar ve onların eserleri dünya var oldukça değerlerini sürdüreceklerdir. Dünyada artık bu düzeyde sanatçılar yetişmiyor, onlar dâhi, özel yaradılışta insanlar. Başka bir çağdayız, günümüzde kalıcılıktan söz edersek maalesef “hızlı tüketim” ilkesi ile, değerlerde de değişim var. Sanat anlayışında da yenilikler var; çağdaş sanat, güncel sanat, bienaller, trienaller, performanslar. Bütün bunlar değişen zamanın getirdikleri… Günümüzde de çok iyi ve kalıcı eserler olabiliyor tabii, iyi sanatçılar da yetişiyor. Ancak eğitim düzeyi yüksek toplumlarda bunların kabulü ve itibarı daha yaygın oluyor şüphesiz.

- Sanat kitle kaygısını duyumsamalı mı yoksa bağımsız mı ilerlemeli?

İlginç bir soru… Sanat ve kitle kaygısı ilişkisi tartışılabilir. Sanat elbette insanlar, kitleler için var olur ancak her sanat eseri ve sanat eylemi herkese hitap etmez, herkes tarafından beğenilemez. Bazen çok kaliteli bir sahne performansının salondaki izleyici ile kurduğu bağ kişilere göre değişebilir. Çok beğenen olduğu gibi canı sıkılan da olabilir. Her sanat türünün kendi izleyicisi vardır. Sanatın ilerlemesine gelince; sanat, bağımsız ilerlemelidir şüphesiz. Kimseye yaranmak beğenilmek için sanat yapılmaz yapılmamalıdır. O zaman sanat olmaz adı.

Şeref Bigalı ile 10 yıl çalıştım

- Bir sanatsever olarak izleyen ve yorumlayan kısmındayken, sergileyen alanına geçmek nasıl bir duygu?

Aslında sergileyen alanına geçmem yeni değil. Sadece biraz ara vermiştim. Çekincelerim olmadı. Ben bu işi usta-çırak ilişkisi olarak gördüm ve kendimde uyguladım. 10 yıl Şeref Bigalı ile çalıştım. Bana “Bildiklerini unut, herşeye yeniden başla” dedi. 2 yıl desen çalıştım soğan, terlik, bıçak ne varsa… “Tamam, şimdi sulu boyaya geç” dedi bir süre de öyle gitti. Sonra, “Tamam bildiklerini hatırla” dedi. Böylece çok sancılı süreçler yaşadım. Sonunda, “Hadi tamam artık iki akademi bitirdin 10 yıldır çalışıyorsun” dedi. O nedenle çekincelerim olmadı sözlerini rahatlıkla sarf edebilirim, yani resim eğitimim sağlam. Ayrıca, yaşamımda moda, moda çizimleri, mimari çizimler, resim sanatı, vitrin, mobilya, gibi alanlarda çalıştım. Bütün bunların birlikte oluşturduğu birikim ile sanat yolculuğum devam ediyor. Özenli, doğru ve özgün işler yapıyorum yeni deyimle… Ressam olmak ya da oldum demek gibi bir iddiam da yok, hiç olmadı. Ben yaşamı bir kolaj olarak gördüm. Resim deyişi ile işlerim de onu aksettiriyor.

Şehrin masalları kapılarını açıyor

Resimlerimde, izlenim ve duygularımı ifade ederken mimari çizgilerin yardımı ile masalsı, naif bir kompozisyonu hedeflerim.

Pentür eserler

- Bize biraz bugün açılacak olan yeni serginizden biraz bahseder misiniz?

Sergimin iki konsepti var. Biri 19. yüzyıl resim sanatı üslubu ile yapılmış yağlı boya pentür eserler; portreler, peysaj ve natürmortlar. Diğer konsept; suluboya, tempera, çini mürekkep, kolaj tekniği ile şehirler, sokaklar, uydu kentler... Bu son çalışmalardan dolayı sergimin adı “Şehir Masalları”… Kentin kaosunda sıkışmış olan bizler için yeşil sakin huzurlu alanlar hayal ettim ve kimi zaman bunları kimi zamanda betonlaşmış kent dokusunda yeşil hasretini çizgiler ile ifade etmeye çalıştım. Mimari illüstrasyonlar da diyebiliriz. Ama ressamca tabii…

Türkiye'nin en büyük savaş gemisi 2020'de hizmete girecekCumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı İsmail Demir, Türkiye’nin en büyük savaş gemisi olacak TCG Anadolu'yu 2020 sonunda Deniz Kuvvetlerine teslim edeceklerini belirtti.
21 Kasım 2019 Magazin Bülteni21 Kasım 2019 Magazin Bülteni

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber