Cumartesi

13.12.2014 - 02:30 | Son Güncelleme: 13.12.2014-2:30

En güzel kış içeceği

Orhan Pamuk’un bir bozacının aşkını anlattığı yeni romanı, bu geleneksel içeceğimizi yeniden gündeme getirdi. Doyurucu, besleyici ve leziz boza, tam da şu kış günlerinin içeceği...

Sitene Ekle

Mehmet Yalçın mehmet.yalcin@milliyet.com.tr

Bozaaaaaa... Booooo-za. Vefa’nın booooza...” Ünlü romancı Orhan Pamuk’un yeni eseri “Kafamda Bir Tuhaflık”ın kahramanı Mevlut, kış akşamları İstanbul sokaklarında bu sesleri yankılandıran bozacılardan biri. Sırtındaki güğümle boza satanlardan, hayata renk katanlardan. Pamuk’un her zamanki sıkı halkla ilişkiler atağı, romanı kadar bozacıyı ve bozayı da gündeme getirdi ve bu geleneksel içeceğimizin yeniden hatırlanmasını sağladı. Yoksa boza
altın çağlarını yaşamıyor ne yazık ki.
Hatta tam tersine unutuluyor, hayatımızdan giderek çıkıyor...

“Ekşi boza” da yaygındı

Darının mayalandırılmasıyla elde edilen bu bej renkli, yoğun ve tok içimli sıvı, tarihi milattan önce 4’üncü yüzyıla kadar uzansa da en iyi günlerini Osmanlı döneminde yaşamış. O kadarki bir zamanlar bugünün birasının yerine geçmiş, “tatlı boza” denen ve eser miktarda alkol içeren bozanın yanında, bira gibi birkaç derece alkole sahip “ekşi boza” da çok yaygınmış. Tatar bozasıda denen ekşi bozayı imal edenler, içki yasağının şiddetli uygulanıp meyhanelerin kapatıldığı dönemlerde içkicilerin sığınağı olmuşlar, bazı padişahların döneminde ekşi boza imalatı yasaklanarak bu bozahaneler de kapatılmış.

Günümüzde ise Osmanlı’daki ekşi boza yapılmıyor. Unkapanı yakınlarındaki Vefa semtindeki asırlık Vefa Bozacısı’nın yaşattığı boza tatlı boza. Yine de tatlılığı az, kararında bir mayhoşlukla tadı dengeleniyor ve içiniz bayılmadan üst üste iki bardak bozayı içebiliyorsunuz. Meraklısı bozasını pastanelerden, marketlerden almıyor, illa bu küçük dükkana gidip kuyruğa girerek yerinde içiyor.

Bozacının yoldaşı leblebici

Eskiden “Bozacının şahidi şıracı” derlermiş, günümüzde bozacının yoldaşı leblebici... Vefa Bozacısı’na girmeden önce karşısındaki kuruyemişçiden
50 gram leblebinizi alıyor, bozacı dükkanına geçip Osmanlı yeniçerilerini andıran badem bıyıklı iri kıyım tezgahtara bozanızı ısmarlıyorsunuz. Tezgahtar elindeki kocaman kepçeyi mermer kurnaya daldırıyor, bozanızı bardağa ağdalı ağdalı akıtırken size göz zevki de yaşatıyor. Bardağınıza kavuştuğunuzda üzerine bolca tarçın serpmek ve leblebi ata ata yudumlamak işin raconundan...

Zengin vitamin ve mineral içeriğiyle besleyici, laktik asitleri sayesinde hazmettirici olan bu nefis içecek, aynı zamanda yoğun içildiği kış aylarında
kalori de veriyor, insanın içini ısıtıyor.

Bozanın ülkemizdeki talihsizliği ise nostaljik bir geleneğin içine sıkışıp kalması... Bundan 70 yıl önce Refik Halid Karay eserlerinde bozanın bir dünya içeceği olacağı yolunda tahminler yürütüyor, hatta fütüristik denebilecek boza yazıları kaleme alıyordu. Bozanın Amerika’da bar içeceği olacağını, içine buz ve çeşitli lezzet vericiler katılarak kamışlarla içileceğini hayal ediyordu. Ne yazık ki hayalleri gerçekleşmedi, zira bozanın bekçisi olan Türkler bozaya yeterince önem vermedi, yeni kuşaklar da bozayı geliştirmedi.

Üzerine tarçın yerine zencefil

Bu enfes içeceğimiz niye sadece tarçınla içilsin? Üzerine mesela toz zencefil ya da vanilya serpilemez mi? İçine buz atılamaz, hatta arzuya göre viski ya da votka ilave edilemez mi? Bir tatlıya sos olarak kullanılamaz mı? Hafifçe ısıtılarak çorbası yapılamaz mı?
Her şeyin yeniden ele alındığı, geleneklerin yeniliklerle harmanlandığı, yeni kuşakların “Dedemin tarih yazmaya hakkı vardı da benim
yok mu?” diyerek tabuları yıktıkları bir çağda, boza da bir ikinci hayata kavuşabilir. Orhan Pamuk’un kahramanı bozacı Mevlut, belki de bozanın yeniden doğuşuna vesile olabilir...


Sözcüklerin doğru yazılışını öğrenmek için başvurduğumuz kaynak hangisidir?
©Copyright 2014 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.