Türkler çalışkan mı yoksa tembel mi?

EDİTÖRDEN





Yatırım Danışma Konseyi'nin Çırağan'daki toplantısında basına kapalı bölümde ilginç bir diyalog yaşandı. Otomotivden perakendeye değişik sektörlerden 19 uluslararası grubun başkan ve CEO'larının katıldığı bu toplantıda Türk işçilerinin durumu gündeme geldi. Bu gündeme geliş daha önceki seferlerden alışık olduğumuz üzere sadece 'düşük ücret avantajı' konusunda değildi. Patronlar bu kez 'Türk işçilerinin çalışma saatleriyle' ilgiliydi. Türk politikacılarına ve bürokratlarına 'işçilerinizin çalışma saatlerinde bir indirim söz konusu olmayacak değil mi' diye sordular. Bu sorunun arkasında özellikle Avrupa'da giderek azalan çalışma saatleri yatıyordu. Kimi ülkelerde haftada 30 saate düşen çalışma saatleri, perşembe öğleden sonra başlayan hafta sonu izinleri patronları telaşlan-dırmıştı. Bu telaşın ve Türk işçisinden beklenenin perde arkasına bir bakalım.
Avrupa Birliği'nde haftalık ortalama çalışma saati 38 saat. Avrupa Birliği içinde son 10 yılda çalışma saatlerinin arttığı tek üye ülke İngiltere oldu. Bunu da özel bir anlaşma ile yaptılar. Anlaşmaya göre Avrupa Birliği'nin çalışma saatleri dışında mesaiyi kabul eden işçiler optout (çıkış hakkı) denen bir belgeye imza koyarak daha fazla çalışıyorlar.
Avrupa Birliği'nde her işçinin 24 saatlik sürede 11 saat aralıksız dinlenme hakkı ve yılda en az 4 hafta ücretli izin hakkı tanınıyor. Türk mevzuatı yılda 270 saat fazla mesaiye izin veriyor. Avrupa Birliği mevzuatı ise yılda en fazla 156 saat fazla mesai yapılmasını öngörüyor. Yapılacak düzenlemeler Türk işçisinin çalışabileceği azami süreyi 100 saat kısaltabilecek.
Bu tartışmalar aklıma Fransız siyasetçi Paul Lafargue'ın "Tembellik Hakkı" kitabını getirdi. Kitap 1883'te basıldı ve "Komünist Manifesto" dan sonra 1917 Sovyet Devrimi'nin en etkili eseri sayıldı. Bu kitabıyla ve Karl Marx'ın damadı olmasıyla tanınan Lafargue kitapta 19. yüzyıl sonlarında günde 17 saate varan çalışma sürelerini eleştiriyordu. Kitapta işçilerin daha çok kazanmak için aşırı çalışma histerisine kapıldığını ve bunun sonucunda da ortaya çıkan aşırı üretimin savaşlara, sömürgeciliğe yol açtığını iddia ediyordu. Önerisi ise makinelerin daha çok kullanılmasıyla günde en fazla 3 saat çalışılmasıydı.
Kitapta makinelerden 'insanları aşağılık işlerden kurtaracak, boş zaman verecek bir tanrı' olarak bahsedilir. Gerçekten de şimdi o tanrı yani makineleşme ve teknoloji işçilere 'bol bol vakit' bırakıyor. Ama o vakit o kadar bol ki modern zamanda buna 'teknoloji ve makineleşmeden kaynaklanan işsizlik' deniyor.
Gelelim bu haftaki kapak konumuza. Yıllardır satalım, yok satmayalım diye değerini dibe vurdurduğumuz Telekom için yeni bir tartışma gündemde. Kimi uzmanlar Türk Telekom'a talip olabilecek dünya telekom devlerinin şu anda mali krizde bulunduğundan talip olmayacaklarını, dolayısıyla Telekom'a ilginin sadece yerli yatırımcıyla kimi fonlardan olacağını iddia ediyor. Eylem Türk'ün her boyutuyla incelediği Telekom dosyasını beğeniyle okuyacaksınız...






BUSINESS
















16 Eylül 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber