Cumartesi

15.09.2018 - 01:30

Göbekli Tepe’nin belleği Anı Evi

Sitene Ekle
Sırt Çantam  |  Nükhet Everi nukheteveri@yahoo.com Tüm Yazıları »

Göbekli Tepe’yi yarınlara taşıma açısından en önemli bilgi ve bellek deposu olan “Anı Evi”ni mutlaka görün ve kazı döneminin gerçek hikâyesini Çiğdem Schmidt’den dinleyin.

Sonbaharla birlikte Anadolu ve Mezopotamya topraklarının kesiştiği ve “Bereketli Hilâl” diye adlandırılan bölgede bulunan Güneydoğu Anadolu’nun en güzel dönemleri başlıyor. Güneş bu toprakların bağrını cayır cayır yakarken her ikisi de kaynağını Anadolu’dan alan Mezopotamya’nın yakışıklısı Fırat ve güzeller güzeli Dicle, Basra Körfezi’ne dökülmeden kavuşacakları anın heyecanıyla gürül gürül, kıvrım kıvrım akar ve bereketi getirirler ovalara. Artık kadim topraklardasınız. Dünyanın en eski yerleşimlerinin olduğu, en eski çağlardan günümüze kesintisiz bir şölen misali gelip, Anadolu’nun kaderini belirleyen tüm uygarlıklara ev sahipliği yapmış olan ve insanoğlunun kesintisiz yaşadığı kadim topraklarda.

Urfa tam da bu bölgede yer alan gizemli ve kadim kentlerden biridir. Attığınız her adımda kendinizi bir açık hava müzesinde hissettiğiniz bu şehir, her adımda karşınıza çıkan tarihi eserleri, şehir merkezine 15 km uzaklıkta bulunan ve tüm dünyanın ilgisini çeken Göbekli Tepe ile misafirlerini ağırlamak için bekliyor.

Göbekli Tepe kazı çalışmaları, kâşifi ve kazı başkanı Prof. Dr. Klaus Schmidt tarafından 1994’ten kendisinin 2014’te aramızdan ayrılmasına kadar sürdü. Göbekli Tepe’de yapılan kazılarda tapınak oldukları düşünülen, T biçimli dikilitaşlarla döşenmiş yapılar ortaya çıktı. Bu bugüne kadar görülmemiş bir mimari stiliydi. Arkeoloji dünyasını çok heyecanlandırdı. Şematize edilmiş insan biçimli ve üzerleri değişik figürlerle bezeli dikilitaşlarla dolu bu yapılar, belli süre sonra içleri bilinçli olarak toprakla doldurularak kapatılmış ve yenileri inşa edilmiş.

Bu taşların, metalin ve yazının olmadığı bir dönemde, yontma taş teknolojisi ile yapıldığını hatırlayınca karşılarında nefes almakta bile zorlanıyor insan. Göbekli Tepe, arkeoloji dünyasında bir yandan kavramsal tartışmalara yol açarken bir yandan da bugüne kadar bilinenleri yeniden değerlendirmemize neden oldu. Örneğin önceleri tarımın yerleşik düzene geçişte, yani  uygarlığın temelinde başrolü oynadığı düşünülürken, Göbekli Tepe’nin keşfi ile temel itici gücün kutsal alanlar olabileceği fikri önem kazanmaya başladı. Büyük ihtimalle uygarlığımızın temelinde tapınaklar vardı, önce kutsal alanlar, sonra kentler kuruldu. Belki de yılın belli dönemlerinde avcı toplayıcı topluluklar burada dini ritüeller gerçekleştiriyorlardı. 

Mutlaka görün 

Göbekli Tepe’de daha kazılmamış 20’ye yakın bu tarz yapı toprak altında. Bölgedeki pek çok yerleşim yerinde benzer sembolik öğeler bulunması da, geniş bir coğrafyada paylaşılan bir inanç sisteminin varlığı olabilir. Geçtiğimiz yıl Schmidt’in eşi, meslektaşı ve yakın çalışma arkadaşı Çiğdem Köksal Schmidt, 1995-2014 arasında kazı evi olarak kullandıkları evlerini Anı Evi olarak açmıştı. Bu yıl evde düzenlemeler yaparak kapılarını yeniden ziyaretçilere açtı. Çiğdem Hanım’dan evde harika bir sunum eşliğinde Göbekli Tepe ve eşinin 20 yıllık serüveni hakkında ilk ağızdan bilgiler ediniyorsunuz.

Göbekli Tepe hakkında ne yazık ki korkunç bir bilgi kirliliği de var. Bilgi kirliliği hem ona inanana hem de tarihe kalıcı hasar verir. Bu nedenle konusunda uzman kişilerden dinleyin her yeri. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Göbeklitepe’yi yarınlara taşıma açısından en önemli bilgi ve bellek deposu olan Anı Evi’ni de mutlaka görün ve Çiğdem Hanım’dan Göbekli Tepe’nin keşfi ve kazı döneminin gerçek hikâyesini dinleyin. İçinde daimi bir serginin de olduğu binayı 10.00-18.00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz. Çiğdem Hanım’ın sunumuna katılmak için de cks.urfa@gmail.com adresinden iletişime geçilmesi gerekiyor.

©Copyright 2018 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.