Dink Cinayeti'nde Muammer Güler tanık olarak dinlendi

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesine ilişkin 4'ü tutuklu 85 sanığın yargılandığı davada tanıklığına başvurulan eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, "F4 ile ilgili (Dink'in öldürüleceği bilgisi) benim cinayetten sonra haberim oldu. Bir yazının geldiğini, bu yazının ham bilgi olduğunu biliyoruz. Bu yazıdan il emniyet müdürünün, il istihbarat müdürünün haberi olmadı. Normalde bu tür konularda il valiliğine bilgi verilir. Ama bizim haberimiz yok. Koruma konusuyla ilgili de, istihbarat birimleri bize bir teklif yapmadı." dedi.

Dink Cinayeti'nde Muammer Güler tanık olarak dinlendi

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, 12 yıllık dava sürecinde birçok kez tanık olarak dinlenilmesi talep edilen ve mahkeme heyetinin bir önceki celse tanıklığına başvurulmasına karar verdiği, Dink cinayeti döneminde İstanbul Valisi olarak görev yapan eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, ilk kez tanık olarak dinlenildi.

Muammer Güler, 17 Şubat 2003 ile 1 Haziran 2010 arasında İstanbul Valisi olarak görev yaptığını belirterek, daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Araştırma Komisyonu ve diğer komisyonlara verdiği bilgilerde, "olayın farklı boyutlarının olduğunu" söylediğini hatırlattı.

Dink'in 2004'te yayımlanan bir yazısı nedeniyle kamuoyunda infial oluştuğunun görüldüğünü ve bu olayların hemen akabinde dönemin Ermeni Patriği Mutafyan tarafından, Ermeni cemaatine yönelik çeşitli sıkıntıların yaşatıldığının söylendiğini aktaran Güler, o dönemde gerekli tedbirlerin alındığını dile getirdi.

"YAZININ HAM BİLGİ OLDUĞUNU BİLİYORUZ"

Dink cinayetinden önce Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından bir takip ve teknik dinlemenin yapıldığının bilindiğini kaydeden Güler, "Bununla ilgili benim cinayetten sonra haberim oldu. Bir yazının geldiğini, bu yazının ham bilgi olduğunu biliyoruz. Bu yazıdan il emniyet müdürünün, il istihbarat müdürünün haberi olmadı. Normalde bu tür konularda il valiliğine bilgi verilir. Ama bizim haberimiz yok. Koruma konusuyla ilgili de, istihbarat birimleri bize, bir teklif yapmadı." dedi.

Hrant Dink'in korunmama meselesiyle ilgili, "Kendisinin öyle şahsi bir talebi yok. Kanunların ilgili hükümleri bellidir. İstihbarat birimleri bize teklif yapmış değil. O nedenle koruma prosedürü yasal olarak başlatılmadı." ifadesini kullanan Güler, Dink cinayetinden yaklaşık 3 yıl önce, 24 Şubat 2004'te İstanbul Valiliği'nde Hrant Dink ile yapılan görüşme ve görüşmede neler konuşulduğuna yönelik de şunları söyledi:

"Hrant Dink'in ölümünden bir hafta önce Agos gazetesinde başlattığı bir yazı dizisi var. Yaklaşık 3 sene önce, yani tam olarak 2 yıl 10 ay 25 gün öncesinde, vali yardımcısının odasında yapılan bir görüşmeden bahsediliyor. Ve maalesef kamuoyunda, ölümünden bir hafta önce sanki çağrılmış, görüşülmüş gibi bir algı yaratılıyor. Yanlış algıdan dolayı, Sabiha Gökçen ile ilgili, hassasiyetin paylaşılması ve kaynağının sorulmasına yönelik bir toplantıdır. Yapan kişi azınlıklardan sorumlu vali yardımcısıdır. Orada tahdit ve baskı söz konusu olmamıştır. Kendisinin de baskı gördüğüne dair herhangi bir müracaatı olmamıştır. Olayı bu açıdan görüyorum.

Kamu görevlileri zımnında, şahsım hakkında da bir soruşturma yapıldı. Bir tanesi Danıştay tarafından iptal edildikten sonra tekrar yapıldı. Temmuz ayında soruşturma açılmasına gerek olmadığına karar verildiği gibi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca da karara itiraz edilmedi. Benim bilgim görgüm bu konuda bu kadardır."

"CİNAYETLE HİÇBİR İLLİYETİ OLMAYAN GÖRÜŞMEDİR"

Dink ailesinin avukatı Hakan Bakırcıoğlu tarafından Güler'e, "İstanbul Valiliği'nde Dink ile yapılan görüşme, görüşmede neler konuşulduğu, cinayet öncesi tehdit edilen ve Trabzon istihbaratından İstanbul'a gönderilen yazıyla, 'Yasin Hayal tarafından öldürüleceği' belirtilen Dink'e yönelik koruma tedbiri alınıp alınmadığı ve prosedürlerle" ilgili sorular soruldu.

"İstanbul Valiliği'nde 24 Şubat 2004'te gerçekleşen ve MİT görevlilerinin de katıldığı görüşme öncesi, MİT yetkilisinin Dink ile ilgili kendisinden ne talep ettiği" sorulan Güler, "Cinayetten yaklaşık 3 yıl önce yapılan ve cinayetle hiçbir illiyeti olmayan bir görüşmedir. Kamuoyunda bu yazılarla ilgili hassasiyetin paylaşılmasına yönelik vali yardımcısı Ergün Güngör'ün bu konuyu söylediğini hatırlıyorum. Diğer ayrıntıları hatırlamıyorum. Bu bilgiyi nereden aldığı, kamuoyunda infiale sebep olduğu, Ermeni cemaati üzerinde de belli sıkıntılar yaratabileceğine yönelik hassasiyetler paylaşılmıştır. Kaynaklarının ne olduğu sorulmuştur. O da Erivan'daki bir röportajdan aldığını bildiriyor ve konu orada bitiyor. Baskı ve tehdit asla söz konusu değil. Şikayetlerini bildirebilirdi veya yazabilirdi olsa. Kendisi de yazısında, 'nezaket çerçevesinde geçen' diyor ama bazı imalarda da bulunuyor. Algı yaratıldı. Cinayetle ilgili hiçbir illiyet bağı yok." diye konuştu.

Görüşmenin öyle bir resmi organizasyon şeklinde olmadığını ve Dink'in öldürülmesi olayıyla hiçbir illiyetinin bulunmadığını kaydeden Güler, "Devletin aba altından sopa göstermesi gibi bir durum asla söz konusu olmamıştır." dedi.

"BİLGİLER İSTANBUL EMNİYETİYLE PAYLAŞILSA GEREKLİ TEDBİRLER ALINIRDI"

Görüşme öncesi, Genelkurmay Başkanlığı'ndan MİT Müsteşarlığı'nı kimin aradığını bilmediğini ve görevlilerle ilgili yargı makamlarının ne yapıp yapmadığı konusunda bir yorumda bulunamayacağını da aktaran Güler, görüşmenin ey uygun ve resmi makam olduğu için valilikte gerçekleştiğini, bunun samimiyet göstergesi de olduğunu ve görüşme öncesi veya sonrası dönemin içişleri bakanıyla herhangi bir istişarede bulunmadıklarını da dile getirdi.

Dink'in yazısından sonra zaman zaman çeşitli protestoların gerçekleştiğini bildiğini ve bunlarla ilgili emniyet teşkilatının gerekli tedbirleri aldığını belirten Güler, "Cinayetten sonra koruma konusu gündeme geldiğinde, geçmişe yönelik niçin koruma talebinde bulunmadığı konusunda emniyetle yaptığımız görüşmede, kendisinin böyle talepte bulunmak istemediği kanaati ben de oluşmuştu. Trabzon emniyet müdürünün bu konuyla ilgili bilgiler aldığı, bunları istihbarat dairesi başkanlığı ile paylaştığı biliniyor. Bu bilgilerin niçin İstanbul emniyetine iletilmemiştir. Bu bilgi İstanbul emniyetiyle paylaşılsaydı gerekli tedbirler alınırdı. İl emniyet müdürünün de bunlardan haberi olmadığı için tarafıma da bilgi verilmemiştir." şeklinde konuştu.

Muammer Güler, İstanbul istihbaratının 2003'ten beri birçok konuda çalışma yaptığını ve gerekli önlemi aldıklarını da söyleyerek, bu konuyla ilgili bilgi verilmesi durumunda gerekli tedbirleri alacaklarını bildiğini de, "Bilgi gelse her türlü önlemi alacak dirayette, yetenekte arkadaşlardır. Buna olan inancımı da buradan söylüyorum." sözleriyle ifade etti.

"PAMUK KORUNURKEN, DİNK NEDEN KORUNMADI?"

Beşiktaş'taki adliyede, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nde gerçekleşen davada, mahkemeye gönderdiği yazıda, "Dink ile görüşmeye katılanların MİT görevlileri olduğunu söylememe nedeni" sorulan Güler, MİT kanunu nedeniyle oluşan hassasiyet gereği söylemediği ve görüşmeyi yapan kişinin bilgisi dahilinde o yazıyı yazdığı bilgisini verdi.

Muammer Güler, "tehdit edilen yazar Orhan Pamuk'a o dönem birimler tarafından, tehdit boyutunun ciddi olmadığı belirtildiği halde, müşterek kararla koruma verilmesine rağmen aynı tehditlerle karşı karşıya olan Hrant Dink'e neden koruma verilmediğine" yönelik soruya karşılık ise, "İstanbul emniyettinden Pamuk ile ilgili öyle bir teklif geldiğinde, sıkıntıya sebep olmaması için koruma kararı vermişizdir. Dink konusunun asıl dayanağı ise Trabzon'daki soruşturmadır. Trabzon'dan da korumaya yönelik talepte bulunmaması, bu koruma talebinin alınmamamı dayanağıdır. Yoksa diğerleri gibi bilgi ve bulguya dayanan talep olsa gereği yapılırdı." dedi.

Dink cinayeti failinin emniyetin gerekli hassasiyeti ve ciddiyetiyle 22 saat sonra yakalandığını, failin yakalanmasına öncelik verildiğini anlatan Güler, "Trabzon'dan gönderilen F4 raporunun (Dink'in öldürüleceği bilgisi) kendisine sunulup sunulmadığı" ile ilgili soruya karşılık da, "O yazı bize intikal ettirilmedi. Failin yakalanması ve olayın bütün boyutuyla ortaya çıkarılması konusunda, genel asayişi ilgilendirdiği için bütün olasılıklar bir araya getirilerek, İstanbul'da adım atılmayıp, kontrol edilmedik yer bırakılmadan, terminalde tespitten sonra Samsun'da yakalanmıştır fail. Her türlü ihtimal değerlendirildi, tespit edildi." ifadesini kullandı.

"CERRAH'IN EN KÜÇÜK BİR İHTİMALİ OLDUĞUNA İNANMIYORUM"

Davanın sanıkların Celalettin Cerrah'ın avukatı Mehmet Köksal'ın, "Cinayette müvekkilinin görev ihmali bulunup bulunmadığına" yönelik sorusunu da yanıtlayan Güler, şunları kaydetti:

"Trabzon Emniyet Müdürlüğü'nün 11 ay boyunca yaptığı soruşturma çerçevesinde olaya bakmak lazım. Koruma için onların talepte bulunması gerekebilirdi. Operasyonu etkilememek adına da düşünülmemiş olabilir. İstanbul istihbarata böyle bir talep gelmemiş. Sunulmuş bir evrak söz konusu değil koruma komisyonuna. Cerrah'ın haberi olmadığı için komisyona teklif sunması olası değil. Başka bilgilerin beslenmesi, yeni bilgilerin aktarılması gerekir. Emniyet gereğini yapar. Sayın Cerrah böyle bir konuda bilgisi olsa benimle mutlaka istişare ederdi. 7 yıl boyunca birçok konuda istişare etmişizdir. Burada bir vali sorumluluğuyla bu konuda görüş belirtmek istiyorum. Celalettin Cerrah'ın asla en küçük bir ihmali olduğuna inanmıyorum. Sayın Cerrah görevini yapmıştır. Ahmet İlhan Güler ile ilgili de yargım aynıdır. Beraber çalıştığımız arkadaşlarımızdır. Müfettiş raporlarında teklif edilen kararlar doğrultusunda, soruşturulmamalarıyla ilgili verilen kararlar gerekli mercilerce onaylanmıştır. Kanun, görev, sorumluluk ve arkadaşlarımızın yaptıkları işler göz önüne alınarak böyle işlem (soruşturulmamaları) yapılmıştır."

Güler'in tanıklığından sonra duruşmaya ara verildi.

HAKKINDAKİ İDDİALARLA İLGİLİ AÇIKLAMA

Salon çıkışında basın mensuplarına açıklamada bulunan Güler, 2014'ten itibaren yurt dışı kaynaklı bazı hesapların sağlığıyla ilgili periyodik yayınlar yaptığını hatırlatarak, "Bu yayınları kınıyorum ve bunun üzerinden de yapılan yorumlar oluyor. Gördüğünüz gibi buradayım ve o yayın sahipleri hakkında da gerekli suç duyurularında bulundum, bulunmaya da devam edeceğim. Ama maalesef yurt dışı kaynaklı bu hesaplar sağlığımla ilgili olur olmaz bilgilerle dostlarımı ve yakınlarımı endişelendirmeye devam ediyorlar. Bunun çok yanlış bir iş olduğunu ve bunun insanlıkla bağdaşmadığını burada ifade etmek isterim." diye konuştu.

Ağa 1 tonluk köpek balığı takıldı!Çanakkale’nin Ayvacık ilçesi Babakale açıklarında balıkçı ağlarına, 5 metre uzunluğunda ve 1 ton ağırlığında camgöz cinsi köpek balığı takıldı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber