Pazar
30 Mart 2008 - 01:00 | Son Güncelleme:

Halı deposunda kaydedilen albüm

17 yıldır New York’ta yaşayan Yavuz Akyazıcı albümü “Gamzelim”i orada bir halı deposunda kaydetti. Akyazıcı “Albümün ilk parçası New York’a gidişimin, son parça ise 17 yıllık Amerika maceramın özeti” diyor

Sitene Ekle
Halı deposunda kaydedilen albüm

ŞEYDA İŞLER

Yıllardır New York’ta yaşayan Yavuz Akyazıcı‘nın 2005’te Amerika’da çıkardığı “Gamzelim” adlı albümü müzik çevrelerinde büyük beğeni topladı. Albüm şimdi Türkiye’de Rec by Saatchi etiketiyle yayımlanıyor.
Sekiz parçanın yer aldığı albümdeki tüm besteler Akyazıcı’ya ait. Parçalara Akyazıcı gitarıyla ses verirken, saksofonda Eric Person, basta Joe Fonda, davulda Matt Wilson ona eşlik ediyor.

Bu albümü bir stüdyoda değil, bir halı mağazasının deposunda kaydetmişsiniz. Neden böyle bir mekan seçtiniz?
Teoman yılda iki-üç kez New York’a beni ziyarete geliyordu. Bir arkadaşımızın halı deposu olarak kullandığı bir yer vardı. Yolumuz oraya düştü. Teoman “Burada harika kayıt yapılır” dedi. Benim de aklımda bu yer etti. Türk motifleri, halılar, ahşap ve cazdan güzel bir kombinasyon olabilir dedik ve orada kayıt yapmaya karar verdik. Ses kalitesi açısından çok başarılı oldu. Ambiyans da çok iyiydi.

Caz ile ilgilenmeye nasıl başladınız?
Boğaziçi Üniversitesi’ndeyken elime John Coltrane’nin “A Love Supreme” adlı albümü geçti. Daha önce blues ve rock’a eğilimliydim ama bu albümü dinleyince yüksek enerjili bir müziğin normalde alıştığım tarzın dışında da mümkün olduğunu gördüm. Bu yüzden Coltrane’nin hayatımda çok önemli bir yeri var. 

“Biyografik bir albüm, New York yıllarımı anlatıyor”

Albüm kronolojik sırayla oluşmuş. İlk parça “Lost In The City”, sonuncusu ise “Journey”. Bu sizin New York’taki hayatınızı anlatan biyografik bir albüm mü?Evet, New York’taki yaşamımı anlatıyor. “Lost In The City” New York’a gidişimi, son parça ise 17 yıllık Amerika maceramı özetliyor. Çünkü ben orayı hep yolculuk olarak gördüm. Kendimi her zaman buraya ait hissettim.

Doğu ritimleriyle caz müziğini birleştirme fikri nasıl aklınıza geldi?
Türk müziğine çocukluktan gelen bir aşinalık var. Türküler ve sanat müziği mutlaka bir iz bırakıyor. Caz müziğine kendi kimliğimden bir şeyler kattım ve bu beni daha ileriye götürdü.

“Oğlumu Türkiye’de büyütmek istiyorum”

Türkiye’ye dönmenizin sebebi nedir?
Amerika’dan alabileceğimin maksimumunu almıştım. Tecrübemi Türkiye’de gelecek kuşağa aktarmak istedim. Ayrıca, bir oğlum oldu ve onu Türkiye’de büyütmek istiyorum.

Şarkılarınızı yaratırken değişik kaynaklardan besleniyor musunuz?
Bu her zaman yapmak istediğim bir şey. İleride beni günümüzün pop şarkılarını alıp caz yorumuyla harmonize edip doğaçlama vasıtası olarak kullanırken görürseniz şaşırmayın.

Canlı performanslarınız olacak mı?
Kesin bir tarih yok ama sürekli çaldığım Nardis ve Naima var. Sanırım 3 Nisan’da Ali Peret, Selim Selçuk ve ben yeni yazdığım şarkıları Naima’da çalacağız. Bunu kaydedip canlı performans albümü çıkarmayı düşünüyoruz.

“Reggae’cilerle de country müzik yapanlarla da çalıştım”

Türkiye’de caza ilgiyi nasıl buluyorsunuz?
İlgi giderek artıyor. İstanbul bir kültür merkezi oluyor. Ben 1990’da Amerika’ya gitmeden önce bir caz kulübü vardı: Eski Naima. Şimdi   yeni caz mekanları açılıyor. Türkiye’de her zaman çok kaliteli müzisyenler vardı, hâlâ var. Yeni caz müzisyenleri de yetişiyor. Bayağı bir sirkülasyon oluşmuş. Eskiden Batı ile etkileşim tek yönlüydü. Buradan orası takip edilirdi. Şimdi ise çift yönlü olmaya başladı.

Genç müzisyenlere ne tavsiye edersiniz?
Her zaman aynı tarz müzikler yapmak yerine, yaratıcılığı körüklemek için kendilerine aykırı da olsa değişik insanlarla bir araya gelip bilmedikleri müzik tarzlarına bulaşmaları iyi olabilir. Ben her zaman bunu yapmaya çalıştım. New York’ta reggae müzisyenleriyle buluştum, country müzik yaptım. Rock ve pop müzisyenleriyle birlikte çaldım. 

 

Etiketler:
©Copyright 2010 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX