Cumartesi

18.03.2011 - 01:00 | Son Güncelleme: 18.03.2011-20:21

Hep ‘tehlikeli adam’ olmak istemem

“Kaybedenler Kulübü” Fatih’teki başörtülü ile Etiler’deki sosyetik kızı bir araya getirmiş

Sitene Ekle

Pelin Çini pelin.cini @ milliyet.com.tr

Rıza Kocaoğlu ile Cihangir’de bir araya geldiğimizde bir gün önce yeni filmi “Kaybedenler Kulübü”nün partisine katıldığı ve kendi deyimiyle “diğer kötü çocuklar” Nejat (İşler) ve Yiğit (Özşener) ile sabaha kadar içmeye devam ettiği için biraz yorgundu. “Çivi çiviyi söker”e inananlardan olsa gerek ki oturur oturmaz bir bira söyledi. O birasını ben kahvemi yudumlarken hem sohbet ettik hem de yaklaşmakta olan 33’üncü doğum gününü kutladık.

* Yeni filminiz “Kaybedenler Kulübü”ne dahil olmadan önce program hakkında bilginiz var mıydı?
İzmir’de olduğum için programı takip edememiştim, Kadıköy dünyasını proje ile birlikte yaşama şansım oldu. Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı bambaşka bir kültür yaratmışlar. Onların hikayesinde  kıyısından köşesinden de olsa yer almak çok güzel bir duygu. Programları ile Fatih’te oturan başörtülü kızı da etkilemişler, Etiler’deki sosyetikleri de. İnsanlara aynı şeye inanmayıp aynı fikri savunmasalar da  benzer şeyler hissebileceklerini göstermişler. Bir anlamda şehrin kötü çocukları olmuşlar. Ben de öyleydim, hep öyle hissettim. Filmde de Mehmet Ada Öztekin’i canlandırıyorum. Mehmet,    Kaan Çaydamlı ile birlikte Altıkırkbeş Yayınevi’nin ortağı hem de filmin senaristlerinden. Hikaye de Mehmet’in, kanepesinde oturarak aylak bir yıl geçirmesinden çıkıyor. Hiçbir şey yapmadan Kaan ve Mete’nin hayatını gözlemliyor. 


* Bu röportajın yayımlanacağı gün doğum gününüz. 32 yaşında oluyorsunuz. 30’lu yaşlarla birlikte insana bir olgunluk gelir, sizde de var mı böyle bir durum?
Evet, insana bir olgunlaşma, durulma hali geliyor. Bu 27 yaşında başlamıştı zaten. Kendime farklı bakmaya ve işimi daha fazla önemsemeye başlamıştım. 30’lu yaşlar hayata karşı öfkeni, sinirini başka yerlere yöneltmek demek. İş çok önemli hale geliyor, hayatın odak noktasına oturuyor. 

* Şu sıralar magazin basınında sık sık yer alıyorsunuz. Aniden uzatılan mikrofonlarla aranız nasıl? 
Bir kadın ve bir erkeğin sadece tek bir şey için bir araya geldiklerini düşünen basit zihniyete hizmet etmiyorum, etmek de istemiyorum. O nedenle de mikrofon uzatıldığında konuşmuyorum ama bu bir paradoks. Çünkü oyuncuysanız tanınmanız, popüler olmanız gerekiyor ki daha çok iş yapasınız ama benim gibi Yiğit (Özşener) gibi, Nejat (İşler) gibi adamlar canlandırdığımız rollerle ilgili sorular gelsin istiyoruz. Sevgilimiz olup olmadığı, yanımızdakinin kim olduğu merak edilince anlam veremiyoruz.

* Popülerlikten şikayetçisiniz o halde...
Değilim çünkü geçici olduğunu biliyorum. TV’de iş yaptığınız zaman popüler olmanız normal ama bir süre ekrana çıkmazsanız her şey eskiye dönüyor. Şimdi “Ezel”deyim. Popülerim çünkü farklı bir iş, güzel bir senaryosu var. Dolayısıyla popüler olmam normal ama o da bu sezon sonunda bitiyor.

* “Ezel”de canlandırdığınız Temmuz karakteri alışık olduğumuz kiralık katillerden çok farklı. 
Bu yönetmen ve senaristin başarısı. Biz onlar ne istiyorsa onu yapmaya çalışıyoruz. Temmuz’un takım elbiseli, sert bakışlı, standart katillerden olmasını istemediler. Bu yüzden Converse giyiyor. Benim de hırka aklıma geldi. Anneannemin ördüğü hırkayı giydim. Uyumlu da oldu. 

* Genellikle tehlikeli ve kötü adamları canlandırıyorsunuz. Bu rolün üzerinize yapışmasından korkuyor musunuz?
Böyle bir korkum yok. Televizyon ticari bir sektör. Yapımcılar size aynı rolle gelebiliyor. Çünkü risk almak istemiyorlar. Ortada dönen paralar düşünülünce onları haksız bulamıyorum ama bu tavır sinemada da yaşanırsa üzülebilirim. Neyse ki daha böyle bir duruma denk gelmedim. 

“Çocukluğum deplasman otobüslerinde geçti”
* Babanız Göztepe’nin amigosu İsmail Kocaoğlu. Bol maçlı, bol tezahüratlı bir çocukluğunuz olmuştur herhalde...
Babam İzmir’de çok popüler bir isimdi. Başarılı bir şovmendi. Şimdi amigoluğu bıraktı ama hâlâ maçları kaçırmaz. Ben de fanatik Göztepeliyim haliyle. Çocukluğum deplasman otobüslerinde geçti.  Hatta “Organize İşler” filminde bir sahnede duvarda Göztepe’nin amblemi vardır, onu da ben yapmıştım. Göztepe farklıdır, kendine has bir kültürü vardır, yenilgi sayısı arttıkça tribünlerdeki kalabalık artar. Hafta içi doktor, öğretmen, işadamı olanlar hafta sonu kravatları çıkarır, içip içip deplasmana gider ve takımını destekler. Ayrıca İzmir takımı olmasının da etkisiyle politik bir duruşu vardır. Taraftarı duyarlıdır, eşitlikçidir, olan bitene karşı tavrını anında koyar. Daha geçenlerde bir atkı gördüm, üzerinde “Direnişin Senfonisiyiz” yazıyordu, bayıldım.

“Dot’ta devam edeceğim diye bir kural yok”
* Dot Tiyatrosu’nda “Punk Rock” adlı bir oyun yönettiniz. Yönetmenlik yapma fikri nereden çıktı? 
Dot’un içinden bir yönetmen çıkarmasının zamanı gelmişti. Murat abi de (Daltaban) beni uygun gördü. Okul döneminde yönetmen yardımcılığı yapmıştım zaten, meraklıydım. Ayrıca oyunumuz Afife Ödülleri’nde Yeni Kuşak Özel Ödülü’ne layık görüldü. (Resmi açıklama pazartesi günü yapılacak.)  Bu sevinç verici çünkü çok genç oyuncularla çalıştım, aralarında kardeşim Gözde Kocaoğlu da var.  

* Kardeşiniz oyunculuğa sizden mi özendi?
Aramızda 7 yaş var. Şebnem (Bozoklu) ve Engin (Altan Düzyatan) okuldan arkadaşlarım.  Gözde de aramızda büyüdü. İster istemez etkilenmiştir. 

* Bundan sonra kariyerinize nasıl devam edeceksiniz? 
Tiyatroya devam edeceğim. Yönetmen ya da oyuncu olabilirim. İllâ Dot olacak diye de bir kural yok. Şehir Tiyatroları’ndayken
o sistemden ayrılmak istemiş ve Dot’a girmiştim. Dot farklı bir şey söylüyordu. Şimdi de Dot’un içinden birileri bir şeyler söylemeli.


Etiketler:
©Copyright 2011 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.