Pazar

11.12.2011 - 02:30

İki imparatorluk eşzamanlı gerilemişti

Sitene Ekle
.  |  İlber Ortaylı Tüm Yazıları »




1653’teki Pireneler ve 1699 Karlofça antlaşmalarının ardından, İspanya ve Osmanlı imparatorluklarını hakim iki kuvvet değil, savunma savaşları veren ve gerileyen iki ülke olarak saymalıyız



Avrupa’da V. Charles ve Kanuni Sultan Süleyman arasındaki çatışma Avrupa’nın bir devrini kapladı. Bütün bu çatışma sırasında Katolik Fransa Habsburglara karşı, Charles V. ve kardeşi de Avusturya Habsburg Ferdinand’a karşı Türklerle sıkı bir ittifaka girmiştir. Bu ittifak, tarihi Fransız-Türk dostluğu olarak I. Dünya Savaşı’na kadar sürecektir.
Türk imparatorluğu İspanya’ya karşı bir başka cephe daha açtı; Protestanların desteklenmesi ve hatta kışkırtılması faaliyeti... Transilvanya krallığı Osmanlı İmparatorluğu’na bağlı otonom bir krallık olarak Protestan karakteriyle Katolik Liga’ya karşıydı. Gene Habsburglarla arası iyi olmayan Polonya Cumhuriyeti de yer yer Türk desteği görüyordu. Asıl önemlisi; 16’ncı asır sonunda İspanya yüzünden İngiltere krallığı ile de yakın ilişkilere girilecek, I. Elizabeth ile Sultan III. Murad arasında ilk büyükelçi değişimi yapılacak ve ilk büyükelçinin masraflarını Levant Company karşılayacaktır. Ve İspanya’nın Akdeniz’deki ticaretine karşı önce İngiltere ve Fransa ve bağımsızlığından (1648) sonra da Hollanda ticaret gemilerine imtiyazlar verilecektir.
İspanya Türk imparatorluğu ve müttefikleri tarafından sadece askeri ve diplomatik değil, ticari bir kuşatma altına da alınıyordu. Hiç şüphesiz Habsburglar kadar Müslüman İran da Türk imparatorluğunun büyük rakipleriydi. Akdeniz dünyasının dengesini savaşlar ama daha çok diplomasi ve ticaret kuruyordu. 1683-1699 II. Viyana kuşatması ve onu izleyen savaşların, 1699’da Karlofça Antlaşması’yla Türk imparatorluğu aleyhinde sonuçlanması; İspanya ve Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa dengesindeki rollerini önemli derecede sarsmıştır. 1653 Pireneler Antlaşması ile İspanya, Fransa karşısında geriledi. Bundan sonra hakim iki kuvvetten değil, daha ziyade savunma savaşları veren ve iktisadi hayatları yükselişteki Atlantik ekonomileri karşısında gerileyen iki eski imparatorluktan söz etmelidir.
Fransız İhtilali Osmanlı’yı değil

İspanya’yı doğrudan etkiledi
Genelde 18’inci asrı İspanya ve daha çok Türkiye’de eski imparatorlukların gerileme dönemi diye yorumlarlar; bu çok doğru değildir. 18’inci yüzyılın İspanyol aydınlanması, idari reformlar, İspanya’yı değiştirmeye başladığı gibi Türkiye tarihinin 18’inci yüzyılına da “Osmanlı baroku” denir. Avrupa mimarisi, Avrupa dilleri, Avrupa hayatı yavaş yavaş girmeye başlamıştır. Asıl önemlisi Türk imparatorluğu 18’inci asırda Ruslar ve Avusturyalılarla devamlı savaş durumunda olduğundan orduyu ıslah etmek durumundaydı. Barok dönemin ordu ve donanma ıslahatı için teknoloji, veterinerlik, tıp, mühendislik ıslah edildi. Eğitim değişti. Mali sistem değişti. Bu, Türk toplumu için yenilikler dönemidir ve 19’uncu asrı hazırlamaktadır.
1789 Devrimi İspanya’da çok etkili olmuştur. Bu, İspanya’nın Avrupa dünyası ile olan yakınlığı ile ilgilidir. Osmanlı ise Fransız İhtilali ile doğrudan ilgilenmedi. Ancak Balkanlarda milliyetçi fikirlerin tohumlarının atıldığı söyleniyor. Aksine; Avrupa’nın ihtilal savaşlarına girmesi ve Napolyon işgalleri, Osmanlı İmparatorluğu’na askeri değişim için yeni fırsatlar verdi. 19’uncu yüzyıl Osmanlı imparatorluğu bu nedenle bir reform devrine girmiştir.
1923’ten sonra İspanya’yı zihnimizde yaşatan,

Yahya Kemal şiirleridir
18. ve 19. asırda iki ülkenin ticareti yoğun değildi, hac ziyaretleri dışında konsolosluk görevlerini gerektirecek yoğun trafik yoktu. Avrupa politikasında ve kıta içi savaşlarda artık ikisinin yan yana veya karşı karşıya gelmesini gerektirecek nedenler ortadan kalkmıştı. Kültürel ilişkilerin zayıfladığı görülüyor. İspanyolca sadece imparatorluğa sığınan İspanya Yahudilerinin kullandıkları, Kastilya lehçesine dayalı Judeo-İspanyol denen dildi.
İspanya cumhuriyet döneminde (1923’ten sonra) Madrid’de sefir olan büyük şairimiz Yahya Kemal’in şiirleriyle Türk zihninde yaşar. İç harpte bir ticari girişim dolayısıyla cumhuriyetçilere silah satmış durumdayız. Ama cumhuriyetçi gönüllüler arasında mesela bir küçük Türk birliği dahi yoktur. Kemalist Türkiye genel bir politika olarak İspanyol cumhuriyetinin ilanını kabul etmiş ve o sırada başkenti kralcılarla terk eden Yahya Kemal’i görevden almıştı. Fakat o vakit açıkça İspanyol cumhuriyetinin politik olarak desteklendiğini söylemek mümkün değildir.
Bugünün İspanya ve Türkiye’si yoğun ilişkilere girdi. Gençlik İspanyolca öğreniyor ve İspanyol kültürüne meraklı gruplar ve İspanya tarihine birinci el kaynaklardan inen, yaklaşan araştırmacılar ortaya çıktı. İş ve sanayi alemindeki işbirliği yavaş yavaş üniversitelere de geçiyor. Ama henüz kalabalık nüfuslu iki ülke için yeterli yoğunlukta bir ilişkiden bahsedilemez.



Edmondo D’Amicis çevirisi üzerine


Prof. Beynun Akyavaş A.Ü. Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Fransız Filolojisi başkanıyken d’Amicis’in “İstanbul Seyahatnamesi”ni Türkçeye kazandırdı. Çok kullandığımız bir seyahatnamedir. Evvela bundan 130 sene evvel İstanbul’un uğrayacağı sanayi medeniyeti karşısındaki çevre faciasına ilk defa o değindi. Bu buruk bir kehanettir. Ve yazının şahane uslubunu Beynun Akyavaş muhtevalı bir Türkçeyle verir. İkincisi, İstanbul’un İtalyan nüfusu gibi bilinmeyen bir konuyu öğrenmek ve anlamak için bu kitabın canlı ve zeki tasvirlerine başvurulması gerektiğidir. Beynun Akyavaş’ın D’Amicis çevirisi bu yazarı bize fevkalade aktarıyor. Yeniden basmak isteyenin değerlendirmesi gereken bir metindir. Ticari tercihe karışmayız. Ama 19’uncu asra ait 5 bin adet seyahatnamenin içinde çevirtilmesi gereken daha niceleri varken; sayın Bardakçı’nın tenkitlerini göz önüne almamız gereken yeni bir çeviri fuzulidir.



‘Miserable’ kavramı üzerine


Cumhurbaşkanımızın Güney Kıbrıs Cumhuriyeti’nin politikaları üzerindeki değerlendirmesi Avrupa Birliği’ndeki üyelerden birine karşı ‘aşağılayıcı ve tehditkar’ olarak nitelendi. Kullanılan terimin rafine bir diplomatik uslubun parçası olmadığını söyleyebiliriz. Ama çok rastgele kullanıldığını zannetmiyorum. Muhtemelen yazışmaları siyasi uslup açısından gözden geçiren monarşilerde hükümdarın başmabeyincisi ve mabeyn-i umumi katibi ve cumhuriyet döneminde de genel sekreter, diplomasi mesleğinden gelirdi. Bununla birlikte böyle bir kavramın kullanılması bir haktır ve bir tercihtir. Ve adil davranması gereken Avrupa Birliği komisyon raporlarında kınamaya yakın bir ifadeyle zikredilmesi yersizdir. Maalesef AB’de bir önyargı ve belirli bir tavır değişmeden sürüyor. Daha ilginci bu ifadenin, Türk basınında ezbere bir biçimde yermeye hazır kalemlerin elindeki değerlendirilmesidir. Gülünç bir görünüm...

©Copyright 2011 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.