Pazar

02 Mayıs 2004 - 00:00 | Son Güncelleme:

İnsan yaşadığı yere benzer

"Fabrikalarında çalıştım, hapishanelerinde yattım memleketimin... Memleketimi sevdim, insanlarını sevdim ama beni çok yıprattılar, hâlâ da seviyorum memleketimi. Hırsızı sevmem, uğursuzu sevmem. Alın teriyle, namusuyla çalışan insanları ve ağaçları severim"

Sitene Ekle
Tarihe 1000 Canlı Tanık Çocukluğum Kayseride geçti. Biraz sıkıntılı yıllardı. Babam işsizdi. Bu yıllar sıtma yıllarımdır. Doktora gidilmezdi, daha çok kullandığımız kocakarı ilaçlarıydı. Tavşan pisliği toplanır, sidik içirilir, dalak kesilirdi. Muska ve ip bağlanırdı sıtmaya karşı. Bal sürüyorlardı şuraya, bıçakla sonra sıyırıyordu hoca okuya okuya. Ona dalak kesmek denirdi. Daha çok muska yazılırdı... Doğa ve toprağa bağlıydı yaşam. Kadere, alın yazısına bağlıydı her şey. Baskılarla büyüdük. Dini baskılar, ahlaki baskılar, devlet otoritesi şunlar, bunlar... Bu korkular içinde yoğrulduk geldik. Annem her Anadolu kadını gibiydi, okumuş yazmışlığı yoktu. Zaten bizim dönemimizde okuryazar çok azdı. Askerden bir mektup gelir, okuyacak adam ararlardı, ev ev gezip. Sonra çocukluk dönemimde Kayseride otomobil filan da yoktu... Bir tek Amerikan Kolejinin arabası vardı, o yola çıktığı zaman mahalleye haber gelirdi Atsız araba gelmiş diye; hadi hurra, arkasından yamalı entariler koşardık... Kayserinin doğru dürüst ekim toprağı yoktur. Kayserililer onun için hep dışarı giderlerdi. Sonradan Sümer Bez Fabrikası yapılırken, babam orda iş buldu, yaşantımız biraz daha düzeldi... Babamın siyasi düşünceleri yoktu. Hangisi ona iş verdiyse onu tutardı." Gençlik yıllarında halkevleri ile tanışan Ahmet Gayretli, halkevi temsil kolu başkanlığı yapar. "Dağcılık, köycülük kolları, saz kolu da vardı. Vedat Nedim Törün İmralının İnsanları diye bir piyesini sahneye koyduk. Sol bir eserdi." O günlerde Kayseri Emniyet Müdürlüğünün hakkında hazırladığı rapor siciline işlenir. Ortaokuldan mezun olur ve sanat okulunun teknik resim bölümüne devam eder. Ardından Eskişehir Tayyare Fabrikasına girer. "İlk üç ay eğitimden sonra fabrikaya alıyorlar, işte orda hem mesleğini hem de askerliğini yapıyorsun, çalışıyorsun. Almanlar tarafından kurulmuş Tayyare Fabrikası. Almanlar İkinci Cihan Harbinde kullandılar o tayyareleri. Büyük bir fabrikaydı, 3 bin kişiye yakın insan çalışıyordu. Bu dönemde iktisadi durumumuz biraz daha düzeldi." Kendisi gibi işçi bir babanın ilk çocuğu olarak 1926 yılında Kayseride doğar. 1938 yılında İstiklal İlkokulundan mezun olur. Ortaokul eğitiminin ardından sanat okuluna devam eder. Resme olan yeteneği Eskişehir Tayyare Fabrikasında teknik ressam olarak çalışmasına neden olur. Halkevlerinde başlayan siyasallaşma süreci, askerliğini yaptığı Tayyare Fabrikasında tutuklanmasıyla ivme kazanır. Ankarada işçi olarak çalışmaya başladığı dönemde gözaltına alınır. 1951 yılında TKP operasyonunda tutuklanıp Harbiye Askeri Cezaevine gönderilen onlarca insandan biridir artık. Son bir yılı Adana Cezaevinde olmak üzere dört-beş yılını demir parmaklıklar arkasında geçirir. Cezaevi dönemini Malatyada yaşanan sürgün yılları izler. Sürgünden dönüşünde 33 yaşındayken evlenir. Üç çocuğu olur bu evlilikten. Ne var ki "komünist" damgası, düzenli bir işe girmesine engeldir. Tabelacılık ve cezaevinde geliştirdiği fotoğraflardan resim yapma becerisi ile kazanır hayatını. Edebiyata ve okumaya meraklı olan Gayretli nin Kaynak ve Yedigün dergilerinde yayımlanmış şiirleri var. Halen Kayseride eşi, oğlu ve geliniyle birlikte yaşıyor. "Resimler: cezaevleri / Resimler: özlem / Resimler: eskiden beri / Ve bir kaşın yukarı kalkık / Sevmen acele / Dostluğun çabuk..." (*) dizelerinde şair Edip Cansever tarafından ölümsüzleştirilen Ahmet Gayretli ile Kayserideki evinde görüştük. Tayyare Fabrikasında çalışırken komünizm propagandası yaptığı gerekçesi ile mahkemeye sevk edilir. "Bir gün, bir arkadaşla gelirken işte, karşı ufuk kızarıyor, ne güzel bir renk demişim. Bir de bu gülün çocuklar, eğlenin demişim. Ey Lenin dediler sonra. Bunun gibi şeyler yüzünden mahkum oldum. Ben (Vladimir İliç) Leninin kim olduğunu bilmiyordum. Hapishanelerde öğrendim ben gerçeği. Orda 11-12 ay yattım, dokuz ay ceza yedim, çıktım. Biraz askerliğim kalmıştı, onu sonra tamamladım." Askerlik dönüşü memleketine, Kayseriye döner. "İşim gücüm yok, iş de vermiyorlar, aforoz edilmiş gibisin. Halk arasında komünist deyince umacı gibi görüyorlar: Korkunç, gözü kanlı, tırnakları uzun, acayip biri... Bir sandık ardiyesi tuttum, orda tabela yazıyorum. Türkü söylerim çalışırken ara sıra, gelir, şöyle uzaktan bakarmış etraftakiler. Bu nasıl komünist be, türküsü bizim türkümüz diyorlarmış. Mesela bana soruyor biri: Komünist misin? Valla olamadım ki, haggadan da bir komünist çok özverili olmalı, bir defa bilgili olmalı, insanı sevmeli, bir komünist bölüşmesini bilmeli derdim. Bir defa mimlenmişim. Ondan sonra Ankarada bir lastik fabrikasında iş buldum ve kalıp atölyesinde ustabaşılık yaptım. Ankarada partiye yani yeni bir teşkilata girişim var. İkinci yakalanışım partiye iştirakten oldu. İşte Ankarada yakalandıktan sonra, İstanbula gönderildik. Büyük bir tevkifattı o, Türkiyedeki en büyük sosyalist harekete karşı yapıldı." 1951de, o tarihlerde gizli faaliyet gösteren Türkiye Komünist Partisi (TKP), tarihinin en kapsamlı tutuklamalarından birini yaşar. ABDde ve Türkiyede tırmanan antikomünist kampanyanın bir sonucu olarak 21 Ekim 1951de başlayan operasyonlar iki yıl sürer. Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde TKP üyesi oldukları gerekçesi ile tutuklananların pek çoğu iki yıl süren mahkeme sürecinin sonunda hüküm giyer. Öte yandan operasyonun sonucunda TKP nin faaliyetlerinde uzun süreli duraksama yaşanır. İşte o günlerde Ahmet Gayretli de tutuklanır. "İstanbulda Sansaryan Hanı diye eski polis müdüriyetine gittik önce. Orası ta Osmanlı zamanından kalma bir polis müdüriyetidir. Çok şerefsiz bir yer orası. İlk üç ay hücrede kaldım. Tabutlukta da kaldım, zaten bir gün tabutlukta kaldın mı ayakların tutuluyor. Polis ekibi de çok korkunçtu. Fazla konuşamazsın, sesli konuşamazsın, kızarlar. Param da yok, yemek de yok, yalnızca dört parça ekmek verirlerdi. Zamanında bir adam attılardı pencereden. Kendi kendini attı dediler, zabıt tuttular. Geceleri bütün o Sansaryan Hanındaki motorlar çalışıyor, radyolar açılıyor alabildiğine bar bar bağırıyorlardı, dayak atarlardı geceleri. Allah, peygamber sesleri kulaklara gelir, insanın asabını bozardı. Korkunç günler yaşadık. Üç aydan sonra gönderdiler Harbiyeye (askeri cezaevi). Harbiyede üç sene kadar kaldım. 6-7 Eylül hadisesi çıktı, sene 55te filan, büyük taşkınlıklar oldu. O günlerde topladıkları çapulcuları da getirdiler Harbiyeye." Üç yılın sonunda Adana cezaevine sevk edilir: "Hiç unutmam bizi Adana cezaevine götürüyorlar. Bir akşamüstü, Fatihte bir jandarma karakolu var, oraya getirdiler önce bizi. Yüzbaşı çıktı otobüsün merdivenine, seslendi, talimat verdi, zincirlediler bizi. Sallana sallana bir gecede Koçhisara geldik. İkide bir de direksiyon kaçırıyordu şoför. Benzinliğe çektik, adam uykuya yattı, biz de ordayız. O yüzbaşı Sakın zinciri oynatmayacak, açmayacaksınız dedi ya varıncaya kadar açmadılar zincirleri. Zincirler oturdu, ellerimiz şişti, kan bile çıktı bileklerden. Orda bizi su dökmeye çıkardılar, bir adam uyur, birimiz çişe oturur, yani abdest edecek, eller kelepçeli, o kalkıyor, öbürü oturuyor, böyle bir gece geçirdik. Neyse işte, adam uyandı, yola çıktık. Gece yarısı, Hasan Dağına dikilmiş ay, Ruhiye de ilham geliyor, o zaman söylüyor işte böyle: Hasan Dağı, Hasan Dağı, eğil, eğil, bir bak, sıkıyor zincir bileği, jandarmada iman yok, hiç insaf yok. Bir ay doğdu, ışıdı yarama değdi, kelepçe derimi soydu, Hasan Dağı derdimiz çok... 39 saatte indik. Herkes perişan. Hapishanenin avlusuna indirdiler, çömeldik böyle... Bir süre sonra isyan çıktı hapishanede. Öyle bir korkunç oluyor yani eğer kitle bir şeye kızarsa yapamayacağı yok. Biz de isyanı destekledik. 30 tane dilekçeyi parlamentoya gönderdik... Hapishane müdürü bir kulüp kurdu, benden de kulüp için amblem yapmamı istedi. Tuttum şöyle iki tane el yaptım da, ortasında bir top, şuralarında kelepçe sallanıyor... Hapishanede bizi sevdiler, saydılar. Bazılarının dilekçelerini, konuşmalarını yazardık. Herkes bildiğini bir öğretmen gibi birbirine aktarırdı. Orda yetiştik. Vedat Türkali ve pek çok arkadaş vardı." Eğlenini "Ey Lenin" anladılar "Malatyaya sürgüne gittim daha sonra, 20 ay kaldım orada. Param yok, kimse para göndermedi. Malatyadaki insanlarla kaynaştım. O zaman örgütlü mörgütlü bir şeyim yoktu. Yalnız kitaplarım vardı. Kitap verir, kitap okuturdum, böylece bir çevre edindim." İki yıl sonra Kayseriye döner. Evlenmeye karar vermiştir: "Şehirden kız vermediler. Sosyalist insana karşı büyük tepki vardı. Akrabalarım şimdiki ailemi buldular. Eşimin babası (ileri) görüşlü bir adamdı. O da (içerde) yatmış. Bilmiş beni, O da iyi bir dünya istiyor, ben de istiyorum demiş. Aldım ailemi, öyle iyi de anlaştık ki buraya kadar geldik. Çevrem genişledi, insanlar benden kaçmaz oldu, beni anladılar. Çoluk çocuğa karıştım. Başlangıçta tabela yazardım. Sonra sanayiden bir dükkan tuttum. Karnımız doymaya başladı." Son sözlerini 42 senesini verdiği siyasi yaşamının genel bir değerlendirmesine ayırıyor: "Siyasi düşüncelerim hiç kaybolmadı. Bir örgüte bağlı çalışmadım. Pek çok sosyalist tanıdım.Yalnız entelektüel çevre çabuk bozuluyor bunu gördüm. Emekçi az bilir ama sağlam inanır. Okumuş çevre bozuldu çünkü menfaatlerini tepemediler. İşçi sınıfının hiçbir şeysi yoktur, zincirinden başka. Siz daha gençsiniz, ben gelmişim 78 yaşına, ben görmiycem ama güzel günler gelecek, onu göreceksiniz. İnsanlığın başka türlü yaşamasına imkan yok çünkü. Artık o dönüşme zamanı gelmiştir." Güzel günler gelecek * * * Ah güzel Ahmet Abimİnsan yaşadığı yere benzerO yerin suyuna, o yerin toprağına benzer * * * Göğüne benzer ki gözyaşları mavidir Denizine benzer ki dalgalıdır bakışları Evlerine, sokaklarına, köşe başlarınaÖylesine benzer ki * * *Anısı ıssızlıktır/Acısı bilincidir * * * Gülemiyorsun ya, gülmek bir halk gülüyorsa gülmektirNe kadar benziyoruz Türkiyeye Ahmet AbiBir güzel kadeh tutuşun vardı eskidenDirseğin iskemleye dayalı Bir vakitler gökyüzüne dayalı, derdim benCıgara paketinde yazılar resimlerResimler: cezaevleri Resimler: özlemResimler: eskiden beriVe bir kaşın yukarı kalkık Sevmen acele Dostluğun çabuk* * * Ahmet Abi, güzelim, bir mendil kanarDiş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar Mendilimdeki kan sesleri.(Edip Canseverin "Kirli Ağustos" adlı kitabından bir bölümünü seçtiğimiz şiir, şair ve Ahmet Gayretlinin birlikte geçirdikleri bir İstanbul gecesinden sonra kaleme alınmıştır.) Gelecek hafta: Ohannes Devletyan Aşkale ve Varlık Vergisini anlatıyor. Mendilimde kan sesleri (*)
Etiketler:
"Hababam Sınıfı" filminde "Güdük Necmi" tiplemesiyle rol alan sanatçımız kimdir?
©Copyright 2004 Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.
İlginizi ÇekebilirX