İsviçre’nin Basel şehrinde yaşamanın belki de en heyecan verici ve eğlenceli yanı, en yakın komşularının Fransa ve Almanya olması. Bu yakınlık, insanı yeni seyahatler ve günü birlik keşifler için heyecanlandırıyor. Herkesin hayatının illa bir anında yaptığı klişe esprinin hayata geçtiği bir yer Basel; “kahvaltıyı İsviçre’de, akşam yemeğini Fransa’da yedik şekerim.” Evet gerçekten bu kadar kolay. Sınırların bu kadar yakın olması sebebiyle oluşan şebeke geçişleri telekomünikasyon şirketlerini bile şapşala çevirmiş durumda. Öyle ki gün içinde bana “Fransa’ya hoş geldiniz!”, “Almanya’daki seyahatinizin güzel geçmesini dileriz!” “İsviçre’deki sağlık problemleriniz için bu numarayı arayabilirsiniz” minvalinde onlarca SMS geliyor.

Bir bisiklet turu sırasında en az iki ülkeden geçmek mümkün. Bu sınır yakınlığının güzelliğinden en çok alışverişler sırasında faydalanıyoruz diyebilirim. İsviçre’nin ne kadar pahalı bir ülke olduğunu illa ki duymuşsunuzdur. Evet ben de duymuştum, defalarca… Ama yok öyle duymakla olmaz. Hanya’yı Konya’yı burada yaşayınca görüyormuşsunuz. Yiyecek-içecek sektörü, eğlence, giyim, sanat… Gündelik yaşamanızda hiç düşünmeden yaptığınız birçok basit şey o kadar pahalı ki.  Bu nedenle, Türkiye’deki tüm arkadaşlarımızın bizimle dalga geçmesine sebep olacak şekilde, mutfak ve ev alışverişlerimizi Almanya ve Fransa’dan yapıyoruz. Yani gün içinde et ya da biraz sebze almak için Almanya’ya geçebiliyoruz. İşin boyutunu siz düşünün…

Neyse konuyu daha fazla uzatmadan asıl konuya, bu sınır komşuluğunun eğlenceli tarafına tekrar dönüyorum. Rotayı ise Colmar’a çeviriyorum. Daha Basel’e geleceğimi bilmeden, çok seneler evvel koymuştum kafaya Colmar’ı görmeyi. Basel’e, otomobille 45 dakika, trenle ise yaklaşık 1 buçuk saatlik bir mesafede olduğunu öğrenince de keşfedeceğim günü heyecanla bekledim. Sonunda bir hafta sonu araba kiralayarak rotamızı nihayet Colmar’a çevirdik. Geniş, düzenli ve etrafı yemyeşil olan bir otobanda kısa bir yolculuk yaptıktan sonra şirin mi şirin Colmar’a vardık ve keşif başladı.

Alsace’da küçük, şirin bir kasaba

Colmar, Fransa’nın kuzey doğusunda, İsviçre ve Almanya ile komşu olan Alsace  (Alsas) bölgesinde yer alıyor. Alsace Şarap Yolu içinde kalan ve "Alsace şarap başkenti" olarak da anılan Colmar’ın tarihi 9’uncu yüzyıla kadar dayanıyormuş. Yoğun bir tarihi bilgi vermeden kısaca özetlemek gerekirse; kasaba yüzyıllar boyu İsveç, Fransa ve Almanya tarafından paylaşılamamış, 1919’da Fransa’ya bırakılmış, Nazi Almanya’sında epey zarar görmüş ve tekrar Almanların eline geçmiş. Son olarak 1945 yılında yapılan Colmar Savaşı ile Fransızların kasabası olarak bugünkü halini almış. Dünyanın büyük devletleri, bu şirin kasabayı almak için yıllarca savaşmış diyebiliriz.

Kasabaya girer girmez,  meydanda sizi ABD’nin sembolik yapısı Özgürlük Heykeli’ninküçük bir replikası karşılıyor. Bu sembolik heykeli yapan heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi Colmar doğumluymuş. Yani buralarda epey popüler. Bu replikayı gördükten sonra kendinizi rengarenk evlerin, şirin dükkanların, nostaljik kafelerin olduğu, Alman ve Fransız etkileri taşıyan güzel sokaklara atıveriyorsunuz. Baştan söyleyeyim, ben Colmar gezim sırasında herhangi bir müzeye gitmeye teşebbüs etmedim. Çünkü bana göre sokaklar herhangi bir müzeden çok daha fazla şey anlatıyordu. Bu yüzden zaten minicik olan tarihi şehir merkezinde dolaşıp durdum.

Kafelerden gelen akordeon sesleri, restoranların önündeki küçük masalarda oturan insanların sohbetleri, rengarenk evlerin, renkli pencerelerin oluşturduğu harika görsellik ve bu görselliği fotoğraflarında en iyi şekilde yansıtmak için sıraya giren binlerce turist. Evet binlerce diyorum, çünkü bizim gittiğimiz gün Colmar gerçekten çok kalabalıktı. Bundan anlıyorum ki, son dönemde epey popüler bir yer haline gelmiş. Öyle ki, restoranlarda yer bulmak, mağazalara girmek, meydanlarda fotoğraf çekmek biraz zor. Bana bu anlamda biraz bizim Şirince’yi hatırlattı diyebilirim. Şirince son dönemde o kadar popüler bir hale geldi ki, o kalabalıkta oranın büyüsünü, güzelliğini yaşamak biraz zor olabiliyor. Colmar da öyle, zaten şarapları olsun, şirin güzel evleri olsun, doğal yapısı olsun, Fransa’nın Şirince’si diyebiliriz.

Şarap butikleriyle dolu sokaklar

Kasabada bolca; birbirinden güzel restoranlar, minik ‘patisserie’ pastaneler, kafeler ve şarap butikleri bulunuyor. Bölgenin “şarap başkenti” olan Colmar’da bir şarap butiğine dalmak ve birkaç çeşit şarap mutlaka almak gerek. Ülkemize oranla fiyat olarak epeyce uygun ve çeşit açısından da zengin olan bu şarapları gördüğünüzde, eğer bir de şarap severseniz kendinizden geçebilirsiniz. Hatta zamanınız varsa, Colmar’ın biraz dışında bulunan üzüm bağlarını da gezebilirsiniz. Colmar gezimiz sırasında son dönemde gördüğüm en kuvvetli yağmura yakalandığımız için bizim böyle bir şansımız olmadı. Siz mutlaka yapın derim.  

Kasabayı gezmenin birkaç yolu var. Bunlardan biri elbette ki küçük dar sokaklarda keyifle yürümek... “Çok yorulmak istemem, şöyle bir tur atayım sonra da kendimi restoranlara atayım” diyorsanız da bunun için güzel yöntemler var. Le Petit Train adı verilen, küçük gezi treniyle sokakları gezebilir, bir de hava güzelse Le Petit Venice - Küçük Venedik’teki kanallarda bir kanal turu yapabilirsiniz.  Le Petit Venedik, kasabanın en popüler yerlerinden biri Adından da anlaşılacağı gibi Venedik şehrine benzer olarak, evler kanalların etrafına konuşlanmış durumda ve bu da kasabaya çok güzel bir görsellik katıyor.

Burada, kanalın üzerine doğru uzanan kafelerin verandalarında bir kahve içmek olmazsa olmaz… Kafe demişken, Colmar’a aç geldiyseniz ve mutlaka bir şeyler yemek istiyorsanız öncesinde gitmek istediğiniz restoranı aramanız ve hizmet saatlerini öğrenmenizde fayda var. Çünkü bizim gittiğimiz birçok restoran ya tamamen kapalı ya da yalnızca içecek hizmeti veriyordu. Restoranların bir kısmı akşam saatlerinde, saat 19.00’dan sonra hizmet vermeye başlıyor. Aniden bastıran açlıkla birlikte yemek için bir yer bulmak biraz zor olabileceğinden, önceden planlamakta fayda var. Bu arada kasabada birçok Michelin yıldızlı restoran bulunuyor. Bunlardan biri de JY'S Restorant’tı. İnternetteki yorumlarda epey övülen bu restoran bahsettiğim saatlerde hizmet verdiğinden biz maalesef deneyemedik.

Kasabada hediyelik eşya dükkanı epey fazla. Oldukça şirin ve cezbedici duran bu dükkanlardan, bu gezinizi hatırlatması ya da yakınlarınıza armağan etmeniz için Alsace bölgesini ve Colmar’ı anlatan pek çok hediyelik eşya satın alabilirsiniz. Cıvıl cıvıl ve şirin hediyeliklerin bulunduğu bu dükkanlarda uzun saatler geçirebilirsiniz. Ayrıca yine Le Petit Venice tarafında bulunan ve yerliler tarafından kurulan halk pazarlarından da alışveriş yapabilirsiniz. Colmar gezisinden sonra bir dostumuzdan öğrendiğim ve daha sonra merakla araştırıp internet üzerinden bulduğum Masions du Monde ev dekorasyon mağazasına mutlaka uğrayın derim. Ben renkli evlerin cazibesiyle etrafı seyrederken, böyle güzel bir mağazayı pas geçmişim. Sadece bunun için bile Colmar’a yeniden gidebilirim…

Colmar’da, sokakları gezip, hediyelik almak, şarap ya da kahve yudumlayıp kanalları seyretmenin dışında kasabanın tarihini ve kültürel özelliklerini merak ederseniz onun da çaresi var. Unterlinden Müzesi, Oyuncak Müzesi, Bartholdi Müzesi, Doğal Tarih ve Etnografya Müzesi,  Maison Adolph ve Colmar’ın en ünlü evi Maison Pfister gibi müze ve yapılar sizi bu anlamda tatmin edebilir.

Yalnızca; rengerank evleri, ışıl ışıl dükkanları, çiçeklerle kaplı sokaklarıyla eşsiz bir keşif yaşatan Colmar değil, bulunduğu Alsace bölgesi ve özellikle de Strasbourg mutlaka bir Fransız gezisinin parçası olmalı diye düşünüyorum. Masalsı bir güzelliğin eşlik ettiği bu bölgede, şarap yollarını, küçük kasabaları ve şehirleri keşfetmelisiniz.

Ben bu bölgedeki yeni keşiflerin planını yapmaya başladım bile. Bir başka gezide görüşmek üzere…

  

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler